|
Akupunkturun ve sigara bırakma
Akupunkturla Sigara Bırakma
Tedavisi
Akupunktur ile sigara nasıl bırakılabilir ?
Akupunktur ile kaç seansta sigara bırakılabilir ?
Akupunktur ile sigarayı bırakmada başarı oranı nedir ?
Sigarayı Neden Bırakalım ?
Sigara neden zararlı ?
Sigarayı bırakan bir insanın vücudunda ne gibi olumlu gelişmeler olur ?
Sigara içen bir kişiyi bırakmaya iten nedenler nelerdir ?
Sigarayı bırakma yolları nelerdir ?
Sigarayı bırakmak isteyenlerin yaşadığı tipik kaygı ve sorunlar nelerdir ?
Akupunktur ile sigara nasıl
bırakılabilir?
Yapmanız gereken tek şey sigarayı bırakmaya karar vermektir. Bu, insanın
yaşamında alabileceği en önemli kararlardan biridir. Bu kararı verdikten
sonra, akupunktur, size sigarayı bırakmanızda büyük kolaylık sağlayacaktır.
İnsanlarda serotonin ve endorfin adı
verilen iki madde vardır. Bunlar beyinde bulunur ve rahatlık, hoşluk, keyif
ve huzur gibi duygular ile ilgilidirler. Normalde insanlarda kahkaha
atınca, mutlu bir haber alınca ya da çikolata veya güzel bir tatlı yiyince,
bir yeriniz acıyınca serotonin ve endorfin düzeyi yükselir. Ancak sigara
içenlerde serotonin - endorfin salgılama işini sigara üstlendiğinden vücut
otonomisini kaybetmiştir. Hani keyiflenince de, dertlenince de sigara
içilir ya, işte, açıklaması budur.
Sigarayı bırakanlarda ilk hafta beyin
serotonin salgılama işini gerçekleştiremediğinden vücut oldukça zor anlar
yaşar. Beyin ancak 72 saat sonra eski görevini yapmaya başlar.
Bu 72 saatlik süre içinde, hastanın yoksunluk belirtileri önlenirse,
sigarayı bırakması çok kolaylaşır. Akupunktur ile tedavi, kişinin sigara
içmemekten dolayı oluşabilecek şikayetleri ortadan kaldırır. Böylece sigara
içmemeye karar vermiş olan kişi, bunu hiç zorlanmadan başarır; çünkü,
akupunktur tedavisi beyni yeniden sigaraya gerek duymadan serotonin ve
endorfin salgılaması için uyarır ve bundan sonra da beyin eski otonomisini
kazanır.
Akupunktur ile kaç seansta
sigara bırakılabilir?
Üç gün üst üste 20 dk.lık 3 seans tedavi uygulanır. Toplam 1 saat süren bir
tedavidir. Böylece 72 saatlik en zor geçen dönemde vücut kontrol
altındadır. Daha sonra hastanın bağımlılık derecesiyle bağlantılı olarak ek
seanslar yapılabilir, ama genellikle buna gerek kalmaz. Tedavi süresince
tek bir sigara bile içilmemesi ve nikotin preparatları kullanılmaması
gerekir. Aksi halde, başladığımız noktaya geri döneriz.
Akupunktur tedavisi ile
sigarayı bırakmada başarı oranı nedir?
%90 - 95 gibi yüksek bir başarı oranı vardır.
Akupunktur Ve Zayıflama
Bilindiği gibi
akupunktur alışkanlık tedavilerinde kullanılır. Kilo verme de beslenme
alışkanlıklarının ve yaşam tarzının değiştirilmesi ile mümkün olduğuna
göre, bu yeni alışkanlıkların edinilmesi sırasında, akupunktur hastaya çok
büyük kolaylıklar sağlar.
İştahı düzenler ve yemeklere saldırma güdüsünü ortadan kaldırır.
Mide asiditesi kontrol altına alınarak, mide kazınması, yanması gibi
sorunlar engellenir.
Düşük kalorili beslenmeden dolayı yaşanabilecek halsizlik önlenir.
Metabolizma hızını düzenler. Akupunkturla tedavi gören hasta, kendi kendine
yaptığı diyetlerden daha kolay kilo vermeyi başarır.
Akupunktur tedavisi sırasında, vücutta serotonin ve endorfin seviyeleri
artmaktadır. Bu hormonlar diyet yapan kişiye huzur verir, sedasyon sağlar.
Böylece diyet yapan kişi, eski yemek yeme zevkinin kısıtlanmasından dolayı
huzursuzluk ve tedirginlik yaşamaz.
30-40 kg. fazlası olan hastaların tabii ki uzun bir zaman diyet yapmaları
gerekir. Ancak, çoğu insanda böyle bir sabır olmadığı için, her pazartesi
başlanan diyetler, her cumartesi sona erer. Böylece sık sık yapılan diyet
denemeleri sonucu her geçen günkilo vermek daha da zorlaşır. İşte, bu gibi
hastalarda akupunktur inanılmaz başarılar sağlar ve hasta 1 yıla kadar
uzanan bir zaman diliminde onlarca kilo verebilir. Hastanın uzun süre
diyete dayanabilmesinin nedeni, akupunkturun yarattığı sedatif ve
trankilizan etkiden dolayıdır. Ayrıca hasta kilolarının eridiğini gördükçe
daha çok motive olup, bu işe dört elle sarılmaktadır.
Pratikte Şişmanlığın Ölçümü İçin Kullanılan Çok
Basit İki Yöntem Vardır 1. BMI (Beden Kitle İndeksi) =
Vücut ağırlığı (kg.) / boy² (m²)
<19
zayıf
19-25
normal
25-30
fazla kilolu
30-40
şişman (obez)
>40
çok şişman (morbid obez)
2. Bel çevresi ölçümü: Erkeklerde 102 cm., kadınlarda 88 cm.
üzeri riskli görülmektedir.
Beden kitle indeksi ve bel çevresi ölçümü arttıkça, ortaya çıkacak tıbbi
sorunların en önemlileri şunlardır:
- Kalp-damar hastalıkları
- Tip II şeker hastalığı
- Hipertansiyon
- Safra taşları oluşumu
- Karaciğer yağlanması
- Uyku ve solunum problemleri
- Eklemlerde dejeneratif değişiklikler; özellikle bel, diz, kalça gibi
vücut yükünü taşıyan eklemlerde kireçlenme
Akupunktur Ve Zayıflama Şişmanlık
Şişmanlık Nedir?
Dünyada şişmanlık
Neden kilo almak/vermek istediğimizde zorlanırız?
Vücut-Kitle indeksi nedir?
Akupunktur ve Zayıflama
Akupunkturla neden daha kolay ve kalıcı zayıflanır?
Şişmanlık (Obezite)
Şişmanlık, vücutta yağ dokusunun normalden fazla olmasıyla karakterize bir
hastalıktır.
Şişman bir kişi ayrıntılı tetkiklerden geçirildiğinde, bazen hiçbir
anormalliğe rastlanmayabilir. Bazen fiziksel olarak da bir belirti yoktur.
Ancak, diğer yandan tip II şeker hastalığı tanısı konmuş hastaların % 60’ı
şişmandır. Yine, vücuttaki yağ dokusunun artması ile, hormonal-metabolik
hastalıkların ve kalp-damar hastalıklarının ortaya çıkması ya da
ağırlaşması arasında doğrudan bir ilişki olduğu bilinmektedir.
Pekiyi, öyleyse neden gereğinden fazla besin tüketiriz? Şişmanladığımızı
göre göre neden buna devam ederiz? Bu soruların yanıtları araştırılmış ve
obez kişilerin yemek yeme konusunda daha çabuk uyarıldıkları, damak
tatlarının daha gelişmiş olduğu, daha geç doydukları ve yemek yeme işinin
günlük yaşamları içinde kafalarını daha fazla meşgul ettiği gözlenmiştir.
Genetik, metabolik, hormonal ve sinirsel birçok karmaşık sistem
şişmanlığın oluşmasında rol oynar. Aile yapısı, beslenme alışkanlıkları,
yaşam tarzı, psikolojik sorunlar bu karmaşık sistemin herhangi bir
basamağında etkili olarak şişmanlığa giden yolu açar.
Obezite bir hastalık olduğu için, bir diyet uygulayıverip bırakmakla
ortadan kaldırılamaz. Yeni beslenme alışkanlıkları ve yeni bir yaşam şekli
gerektirir. Obezitenin de, şeker hastalığı ya da yüksek tansiyon gibi,
yaşam boyu takip edilmesi gerekir.
Şişmanlık sıklığı dünyada gittikçe artmaktadır. Ortalama sıklık % 25
olarak verilmektedir; bu yüzdeye şişman olmayıp ideal kilosunun üzerinde
olanlar da katılınca oran % 50’ye ulaşmaktadır.
Obezite sıklığının artmasının nedenleri:
- Sosyo-kültürel faktörler,
- Biyolojik faktörler,
- Davranışsal faktörler,
- Gıda çeşit ve alımının artması ve kolaylaşması,
- Alkol tüketiminin artması,
- Teknolojinin ilerlemesi ile günlük eneji tüketiminin azalması,
- Özellikle çocukluk çağında bilgisayar ve televizyon karşısında geçerilen
zamanın artması ile yağlı ve katkılı yiyecek tüketiminin artması.
Yenilen besinler, vücudumuzda metabolik olaylar sonucunda yakılır ve bu
yanmadan elde edilen ısı ve eneji, hayatsal fonksiyonların işlemesi için
kullanılır. Metabolizma hızını, vücut kendisi ayarlar; Yani vücut az ya da
çok enerji harcayabilme yeteneğine sahiptir. Ancak, harcanacak eneji
miktarı vücudun alışık olduğu kilosunu korumaya yönelik olarak
ayarlanmıştır. Bu nedenle kilo vermek amacıyla az kalori alındığında,
metabolizma hızı düşer ve bünye kilo kaybetmemek için kendini korumaya
çalışır. Vücudumuz, kendi alışık olduğu kilosunu koruma çabasındadır.
Diyet yapan birçok kişi çok az yedikleri halde, çok yavaş
zayıfladıklarından yakınırlar ve çoğu zaman da sabredemeyerek diyete son
verirler. Bundan sonra da eskisi gibi yemeye başlayınca, verilen kilolar
çok daha hızlı bir şekilde geri alınır ve eski kiloya ulaşılınca kilo
artışı durur.
Bunun benzeri bir durum kilo almak isteyenlerde de görülür; günlük gıda
miktarlarının iki veya üç katını yeseler bile çok az kilo alabilirler.
Vücudun kilo vermeye gösterdiği bu direnç, insanoğlunun binlerce yıllık
geçmişinde yaşadığı doğal afetler, savaşlar, hastalıklar nedeniyle aç
kalmaktan ortaya çıkmıştır. Ne yazık ki, 20. yüzyılın sonunda bile dünyada
açlık çeken bölgeler vardır.
Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz:
Kilo vermek için çok aceleci olmamak gerekir. Haftada 15 kg. verdiren
mucize diyetler son derece sakıncalıdır ve bu derece hassas çalışan bir
metabolizmayı bozmaktan başka işe yaramaz. Günlük 1000 kalori altındaki
diyetler kalp kasında hasarlara neden olacak ölümlere yol açabilir. Haftada
0.5-1 kg. vermeyi sağlayan diyetler güvenli olduğu kadar, kalıcı sonuçlar
da sağlar. Daha hızlı kilo vermek isteyenler, bunu biraz egzersiz yaparak
gerçekleştirebilirler.
Akupunkturun Felsefesi
Batı düşüncesi
olayları sebep-sonuç ilişkisi içinde değerlendirir. Çin düşüncesine göre
ise, çeşitli olgular bir bütünlüğün parçasıdır ve birbirleriyle ilişki
içindedir.
Düşünce temelindeki bu farklılıklar, tıbbi uygulamada da kendini
gösterir. Batı tıbbı analitiktir; derin nedensel bağlantılara girer,
ayrıntılı sınıflamalar yapar. Çin tıbbında ise, semptomlar ve bulgular hep
birlikte değerlendirilerek toparlanır ve bir bütüne varılmaya çalışılır.
Çin tıbbına göre hastalık belirli bir zamanda, belirli bir kişide ortaya
çıkan bir olgudur. Hastalık değil, hasta ön planda değerlendirilir. Buna
göre, Tradisyonel Çin Tıbbı’nda mental (zihinsel), emosyonel (duygusal) ve
fiziksel bulgular birlikte ele alınır.
Vücutta Yin ve Yang adı verilen birbirine zıt, ancak uyum içinde iki
eneji vardır. Bunu gösteren ambleme Taiji (Büyük İkilem) denir. Siyah Yin’i,
beyaz Yang’ı simgeler. Ancak, Yin’in içinde Yang, Yang’ın içinde de Yin
vardır. Yin ve Yang’ın dengelenmesi normalliğe, dengenin bozulması
anormalliğe yol açar. Dengesiz Yin ve Yang, denge arayışı içerisinde
sürekli kendilerini değiştirirler. Bu dengenin sağlanması için doktor
iğneler ile, ilgili akupunktur noktalarını uyararak hastayı tedavi eder.
Akapunktur nedir ?
Klasik Çin tıbbında insan yaşayan evrenin bir parçası olarak kabul
edilir ve herşeyin içinde varolan evrensel gücün insanın da içinde
bulunduğuna inanılır. “Chi” adı verilen bu enerji insan vücudunda
“meridyen” denilen kanallarda dolaşır. Akupunktur yöntemi ile bu kanallarda
meydana gelen enerji dolaşım engelini ortadan kaldırarak dengeyi sağlamak
ve bu şekilde hastalığı önlemek amaçlanır.
İnsan vücudunun kendi kendini onarım gücü çok yüksektir.
Vücudumuzda bu gücü harekete geçiren belli uyarı noktaları vardır ki,
bunlara “akupunktur noktaları” denir. Bu noktalar uyarılarak vücudumuzdaki
enerji dolaşımı normale döndürülür ve hastalık hali ortadan kaldırılır.
Böylece organizma ilaç tedavisine gerek kalmadan, kendi olanaklarıyla
hastalığın ortadan kalkmasını sağlar. Hastalığın belirtilerine değil,
nedenine yönelik bir tedavi metodudur.
Hipokrat canlıların kendi kendilerine iyi olma
kudretlerinden ve iç hekimden bahseder. Paracelcus, “Hiçbir hayat sadece
dış hekimin çabalarıyla varolamaz; dış hekim, iç hekime yardımcı olabilir.”
der.
Akupunktur organizmanın kendi kendini tedavi ettiği bir
metottur ve en önemli özelliği yan etkisinin olmamasıdır. Bu tedavi
metodunu üç ana başlık altında toplayabiliriz:
Çeşitli hastalıkların tedavisi
Analjezi-anestezi
Alışkanlık tedavisi
Özellikle Uzakdoğu ülkelerinde kullanılan ilaçsız tedavi yöntemi
akupunktur, Türkiye’de de hızla yaygınlaşmaktadır. Üniversitelerde ders
olarak okutulan akupunktur, alternatif tıp olarak değerlendirilmemelidir;
binlerce yıllık geçmişiyle akupunktur tıbbın kendisidir.
Akapunktur Felsefesi
Batı düşüncesi olayları sebep-sonuç ilişkisi içinde değerlendirir. Çin
düşüncesine göre ise, çeşitli olgular bir bütünlüğün parçasıdır ve
birbirleriyle ilişki içindedir.
Düşünce temelindeki bu farklılıklar, tıbbi uygulamada
da kendini gösterir. Batı tıbbı analitiktir; derin nedensel bağlantılara
girer, ayrıntılı sınıflamalar yapar. Çin tıbbında ise, semptomlar ve
bulgular hep birlikte değerlendirilerek toparlanır ve bir bütüne varılmaya
çalışılır. Çin tıbbına göre hastalık belirli bir zamanda, belirli bir
kişide ortaya çıkan bir olgudur. Hastalık değil, hasta ön planda
değerlendirilir. Buna göre, Tradisyonel Çin Tıbbı’nda mental (zihinsel),
emosyonel (duygusal) ve fiziksel bulgular birlikte ele alınır.
Vücutta Yin ve Yang adı verilen birbirine zıt, ancak
uyum içinde iki eneji vardır. Bunu gösteren ambleme Taiji (Büyük İkilem)
denir. Siyah Yin’i, beyaz Yang’ı simgeler. Ancak, Yin’in içinde Yang,
Yang’ın içinde de Yin vardır. Yin ve Yang’ın dengelenmesi normalliğe,
dengenin bozulması anormalliğe yol açar. Dengesiz Yin ve Yang, denge
arayışı içerisinde sürekli kendilerini değiştirirler. Bu dengenin
sağlanması için doktor iğneler ile, ilgili akupunktur noktalarını uyararak
hastayı tedavi eder.
Akapunktur Tarihçesi
Çin’de iğne ve ısı anlamına gelen “Chen-chin” ile adlandırılan bu tedavi
yöntemi, Batı’da akus (iğne) ve punctura (batırmak) sözcükleri
birleştirilerek, “akupunktur” olarak adlandırılmıştır.
Tradisyonel Çin Tıbbı (TCM), yaklaşık 3000 yıllık bir
süre içerisinde gelişmiştir. II. Shang Hanedanı dönemine ait arkeolojik
kazılarda tıbbi konuların anlatıldığı taşlar ve akupunktur iğneleri
bulunmuştur. Noktaların yerleşimini gösteren şemalar ilk olarak İ.S.
317-581 yılları arasında çizilmiştir. Avrupa’da ise akupunktur ile ilgili
ilk kitapların yazılması 1600’lü yıllara rastlar.
1972’de ABD Başkanı Richard Nixon beraberindeki büyük
bir heyet ile Çin’e resmi bir ziyaret yapmıştır. Bu ziyaret programı içinde
Çinli doktorlar Amerikalı heyete “akupunktur anestezisi altında yapılan
cerrahi bir operasyon” izletmişlerdir. Bu olaydan sonra, akupunkturun
Batı’da popülaritesi artmış; uygulanması ve incelenmesi bütün dünyada
yaygınlık kazanmıştır.
Uyarı noktaları Ve Uyguluma
Uyarı noktaları
İnsan vücudunun kendi kendini onarım gücü çok yüksektir ve bu gücü harekete
geçiren belli uyarı noktaları vardır. İnsan vücudunda bin kadar uyarı
noktası vardır ve bu noktalardan 650-700 tanesi kullanılır. Her hastalık
için ayrı program ve ayrı noktalar bulunmaktadır. Önemli olan doğru bir
teşhisle, hangi noktaya nasıl bir uyarı yapılacağıdır (lazer, iğne ya da
hangi iğne); bu çok iyi bilinmelidir. Akupunktur tedavisinde sırt, boyun,
el, kulak ve vücudun diğer bölümleri kullanılır. Birçok hastalığa ilişkin
en çok uyarı noktasının bulunduğu uzuvlar ise eller ve kulaklardır.
İnsan vücudundaki belirli akupunktur noktalarına iğneler sayesinde
yapılan uyarılarla organizmanın hemen her yerine ulaşabilecek haberler
iletilmektedir. Bu iletişim, akupunktur noktasını oluşturan hücrelerden
lokal hücresel uyarıların sinir terminallerine ve son olarak da beyne
ulaşır. Beyin de bu uyaranı gerekli organlara ulaştırır ve ilgili organ ve
uzuvlardaki enerji dengesi düzelir. Dolayısıyla hastalık da ortadan kalkmış
olur.
Lazerle akupunktur
Lazer bir ışıktır. Bildiğimiz, kullandığımız ışığın konsantre edilmiş hali
olduğu söylenebilir. Bazı hastalıkların tedavisinde ya da kimi zaman
hastanın tercihi doğrultusunda iğne yerine lazer kullanılmakta, iğne
batırılarak uyarı yapılacak noktaya lazerle uyarı verilmektedir. Özellikle
ameliyatlar ve kazalar sonrası kalan izlere karşı lazerle akupunktur son
derece etkili sonuçlar vermektedir. Ayrıca, çocukların tedavisinde iğneye
alternatif olmaktadır.
Nasıl iğne ?
Eskiden Çinliler sivri taş parçaları kullanmaktaydı. Bangkok’ta ise bu
amaçla bambu kamışının kullanıldığı biliniyor. Akupunktur yöntemi ile
tedavide önceleri altın kullanılmıştır. Altının elektirik potansiyel
farkını alışı ve düzeltişi çok önemlidir. Bu yüzden altınla tedavi
uygulanan hasta çok daha kolay ve çabuk iyileşme göstermektedir. Ancak
bütün bu olumlu özelliklerine karşın altının oldukça pahalı ve yumuşak bir
madde olması dolayısıyla akupunktur sırasında vücuda uygulanması, gereken
noktalara batırılması zor olmaktadır. Buna bir çözüm yolu bulmak amacıyla,
altını iğne haline getirirken içine bazı metaller konmuştur. Altının
pozitif bir etkisi vardır. Gümüş de çok iyi bir akupunktur iğnesi olmasına
rağmen, biraz negatifliğe yönelik bir özellik göstermektedir. Günümüzde
ise, dünyada altın ya da gümüş iğne kullanılmamaktadır. Elektriği altın
kadar iyi ileten standart bir çeliğin üretilmesi ile bütün dünyada bu yeni
metal kullanılmaya başlanmıştır.
Akapunkturda Kulağın Önemi
Kulakta bedenin hemen hemen her uzvuyla ilgili bir akupunktur noktası
bulmaktadır. Örneğin, insanın bağırsağı, kalbi, karaciğeri ile ilgili
noktalar kulağında mevcuttur. Bu yüzden akupunktur tedavisinde vücutla
beraber veya tek başına kulaktaki noktalar kullanılmaktadır. Öte yandan
kulağın bu özelliği, hastalığın belirlenmesine, deteksiyona yardımcı
olmaktadır.
Akapunktur ve zayıflama
Şişmanlık
Şişmanlık nedir ?
Dünyada şişmanlık
Neden kilo almak/vermek istediğimizde zorlanırız ?
Vücut-Kitle indeksi nedir ?
Akupunktur ve zayıflama
Akupunkturla neden daha kolay ve kalıcı zayıflanır ?
Şişmanlık (Obezite)
Şişmanlık, vücutta yağ dokusunun normalden fazla olmasıyla karakterize bir
hastalıktır.
Şişman bir kişi ayrıntılı tetkiklerden geçirildiğinde,
bazen hiçbir anormalliğe rastlanmayabilir. Bazen fiziksel olarak da bir
belirti yoktur. Ancak, diğer yandan tip II şeker hastalığı tanısı konmuş
hastaların % 60’ı şişmandır. Yine, vücuttaki yağ dokusunun artması ile,
hormonal-metabolik hastalıkların ve kalp-damar hastalıklarının ortaya
çıkması ya da ağırlaşması arasında doğrudan bir ilişki olduğu
bilinmektedir.
Pekiyi, öyleyse neden gereğinden fazla besin tüketiriz?
Şişmanladığımızı göre göre neden buna devam ederiz? Bu soruların yanıtları
araştırılmış ve obez kişilerin yemek yeme konusunda daha çabuk
uyarıldıkları, damak tatlarının daha gelişmiş olduğu, daha geç doydukları
ve yemek yeme işinin günlük yaşamları içinde kafalarını daha fazla meşgul
ettiği gözlenmiştir.
Genetik, metabolik, hormonal ve sinirsel birçok karmaşık
sistem şişmanlığın oluşmasında rol oynar. Aile yapısı, beslenme
alışkanlıkları, yaşam tarzı, psikolojik sorunlar bu karmaşık sistemin
herhangi bir basamağında etkili olarak şişmanlığa giden yolu açar.
Obezite bir hastalık olduğu için, bir diyet uygulayıverip
bırakmakla ortadan kaldırılamaz. Yeni beslenme alışkanlıkları ve yeni bir
yaşam şekli gerektirir. Obezitenin de, şeker hastalığı ya da yüksek
tansiyon gibi, yaşam boyu takip edilmesi gerekir.
Şişmanlık sıklığı dünyada gittikçe artmaktadır.
Ortalama sıklık % 25 olarak verilmektedir; bu yüzdeye şişman olmayıp ideal
kilosunun üzerinde olanlar da katılınca oran % 50’ye ulaşmaktadır.
Obezite sıklığının artmasının nedenleri:
- Sosyo-kültürel faktörler,
- Biyolojik faktörler,
- Davranışsal faktörler,
- Gıda çeşit ve alımının artması ve kolaylaşması,
- Alkol tüketiminin artması,
- Teknolojinin ilerlemesi ile günlük eneji tüketiminin azalması,
- Özellikle çocukluk çağında bilgisayar ve televizyon karşısında geçerilen
zamanın artması ile yağlı ve katkılı yiyecek tüketiminin artması.
Yenilen besinler, vücudumuzda metabolik olaylar
sonucunda yakılır ve bu yanmadan elde edilen ısı ve eneji, hayatsal
fonksiyonların işlemesi için kullanılır. Metabolizma hızını, vücut kendisi
ayarlar; Yani vücut az ya da çok enerji harcayabilme yeteneğine sahiptir.
Ancak, harcanacak eneji miktarı vücudun alışık olduğu kilosunu korumaya
yönelik olarak ayarlanmıştır. Bu nedenle kilo vermek amacıyla az kalori
alındığında, metabolizma hızı düşer ve bünye kilo kaybetmemek için kendini
korumaya çalışır. Vücudumuz, kendi alışık olduğu kilosunu koruma
çabasındadır.
Diyet yapan birçok kişi çok az yedikleri halde, çok yavaş
zayıfladıklarından yakınırlar ve çoğu zaman da sabredemeyerek diyete son
verirler. Bundan sonra da eskisi gibi yemeye başlayınca, verilen kilolar
çok daha hızlı bir şekilde geri alınır ve eski kiloya ulaşılınca kilo
artışı durur.
Bunun benzeri bir durum kilo almak isteyenlerde de görülür;
günlük gıda miktarlarının iki veya üç katını yeseler bile çok az kilo
alabilirler.
Vücudun kilo vermeye gösterdiği bu direnç, insanoğlunun binlerce yıllık
geçmişinde yaşadığı doğal afetler, savaşlar, hastalıklar nedeniyle aç
kalmaktan ortaya çıkmıştır. Ne yazık ki, 20. yüzyılın sonunda bile dünyada
açlık çeken bölgeler vardır.
Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz:
Kilo vermek için çok aceleci olmamak gerekir. Haftada 15 kg. verdiren
mucize diyetler son derece sakıncalıdır ve bu derece hassas çalışan bir
metabolizmayı bozmaktan başka işe yaramaz. Günlük 1000 kalori altındaki
diyetler kalp kasında hasarlara neden olacak ölümlere yol açabilir. Haftada
0.5-1 kg. vermeyi sağlayan diyetler güvenli olduğu kadar, kalıcı sonuçlar
da sağlar. Daha hızlı kilo vermek isteyenler, bunu biraz egzersiz yaparak
gerçekleştirebilirler.
Pratikte şişmanlığın ölçümü için kullanılan çok basit iki yöntem
vardır:
1. BMI (Beden Kitle İndeksi) = Vücut ağırlığı (kg.) / boy²
(m²)
<19
zayıf
19-25
normal
25-30
fazla kilolu
30-40
şişman (obez)
>40
çok şişman (morbid obez)
2. Bel çevresi ölçümü:
Erkeklerde 102 cm., kadınlarda 88 cm. üzeri riskli görülmektedir.
Beden kitle indeksi ve bel çevresi ölçümü arttıkça, ortaya çıkacak tıbbi
sorunların en önemlileri şunlardır:
- Kalp-damar hastalıkları
- Tip II şeker hastalığı
- Hipertansiyon
- Safra taşları oluşumu
- Karaciğer yağlanması
- Uyku ve solunum problemleri
- Eklemlerde dejeneratif değişiklikler; özellikle bel, diz, kalça gibi
vücut yükünü taşıyan eklemlerde kireçlenme.
Akupunktur ve zayıflama
Bilindiği gibi akupunktur alışkanlık tedavilerinde kullanılır. Kilo verme
de beslenme alışkanlıklarının ve yaşam tarzının değiştirilmesi ile mümkün
olduğuna göre, bu yeni alışkanlıkların edinilmesi sırasında, akupunktur
hastaya çok büyük kolaylıklar sağlar.
İştahı düzenler ve yemeklere saldırma güdüsünü ortadan kaldırır.
Mide asiditesi kontrol altına alınarak, mide kazınması, yanması gibi
sorunlar engellenir.
Düşük kalorili beslenmeden dolayı yaşanabilecek halsizlik önlenir.
Metabolizma hızını düzenler. Akupunkturla tedavi gören hasta, kendi kendine
yaptığı diyetlerden daha kolay kilo vermeyi başarır.
Akupunktur tedavisi sırasında, vücutta serotonin ve endorfin seviyeleri
artmaktadır. Bu hormonlar diyet yapan kişiye huzur verir, sedasyon sağlar.
Böylece diyet yapan kişi, eski yemek yeme zevkinin kısıtlanmasından dolayı
huzursuzluk ve tedirginlik yaşamaz.
30-40 kg. fazlası olan hastaların tabii ki uzun bir zaman diyet yapmaları
gerekir. Ancak, çoğu insanda böyle bir sabır olmadığı için, her pazartesi
başlanan diyetler, her cumartesi sona erer. Böylece sık sık yapılan diyet
denemeleri sonucu her geçen günkilo vermek daha da zorlaşır. İşte, bu gibi
hastalarda akupunktur inanılmaz başarılar sağlar ve hasta 1 yıla kadar
uzanan bir zaman diliminde onlarca kilo verebilir. Hastanın uzun süre
diyete dayanabilmesinin nedeni, akupunkturun yarattığı sedatif ve
trankilizan etkiden dolayıdır. Ayrıca hasta kilolarının eridiğini gördükçe
daha çok motive olup, bu işe dört elle sarılmaktadır.
Akapunktur Ve Sigara Bırakma
Akupunkturla Sigara Bırakma Tedavisi
Akupunktur ile sigara nasıl bırakılabilir ?
Akupunktur ile kaç seansta sigara bırakılabilir ?
Akupunktur ile sigarayı bırakmada başarı oranı nedir ?
Sigarayı Neden Bırakalım ?
Sigara neden zararlı ?
Sigarayı bırakan bir insanın vücudunda ne gibi olumlu gelişmeler olur ?
Sigara içen bir kişiyi bırakmaya iten nedenler nelerdir ?
Sigarayı bırakma yolları nelerdir ?
Sigarayı bırakmak isteyenlerin yaşadığı tipik kaygı ve sorunlar nelerdir ?
Akupunktur ile sigara nasıl bırakılabilir ?
Yapmanız gereken tek şey sigarayı bırakmaya karar vermektir. Bu, insanın
yaşamında alabileceği en önemli kararlardan biridir. Bu kararı verdikten
sonra, akupunktur, size sigarayı bırakmanızda büyük kolaylık sağlayacaktır.
İnsanlarda serotonin ve endorfin adı verilen iki madde vardır.
Bunlar beyinde bulunur ve rahatlık, hoşluk, keyif ve huzur gibi duygular
ile ilgilidirler. Normalde insanlarda kahkaha atınca, mutlu bir haber
alınca ya da çikolata veya güzel bir tatlı yiyince, bir yeriniz acıyınca
serotonin ve endorfin düzeyi yükselir. Ancak sigara içenlerde serotonin -
endorfin salgılama işini sigara üstlendiğinden vücut otonomisini
kaybetmiştir. Hani keyiflenince de, dertlenince de sigara içilir ya, işte,
açıklaması budur.
Sigarayı bırakanlarda ilk hafta beyin serotonin salgılama işini
gerçekleştiremediğinden vücut oldukça zor anlar yaşar. Beyin ancak
72 saat sonra eski görevini yapmaya başlar.
Bu 72 saatlik süre içinde, hastanın yoksunluk belirtileri önlenirse,
sigarayı bırakması çok kolaylaşır. Akupunktur ile tedavi, kişinin sigara
içmemekten dolayı oluşabilecek şikayetleri ortadan kaldırır. Böylece sigara
içmemeye karar vermiş olan kişi, bunu hiç zorlanmadan başarır; çünkü,
akupunktur tedavisi beyni yeniden sigaraya gerek duymadan serotonin ve
endorfin salgılaması için uyarır ve bundan sonra da beyin eski otonomisini
kazanır.
Akupunktur ile kaç seansta sigara bırakılabilir?
Üç gün üst üste 20 dk.lık 3 seans tedavi uygulanır. Toplam 1 saat süren bir
tedavidir. Böylece 72 saatlik en zor geçen dönemde vücut kontrol
altındadır. Daha sonra hastanın bağımlılık derecesiyle bağlantılı olarak ek
seanslar yapılabilir, ama genellikle buna gerek kalmaz. Tedavi süresince
tek bir sigara bile içilmemesi ve nikotin preparatları kullanılmaması
gerekir. Aksi halde, başladığımız noktaya geri döneriz.
Akupunktur tedavisi ile sigarayı bırakmada başarı oranı nedir?
%90 - 95 gibi yüksek bir başarı oranı vardır.
Sigara neden zararlı?
Tütün kullanımı yaklaşık 200 yıl öncesine kadar gidiyor. İlk zamanlarda
tütünün sağlığa iyi geldiği düşünülüyordu. Sigaranın zararları 1950’li
yıllara kadar çok fazla bilinmiyordu. Ancak, daha sonraki yıllarda yapılan
araştırmalar, sigaranın insan sağlığına gerçekten zararlı olduğunu ortaya
çıkardı. Sigara dumanında sağlık açısından zararlı yüzlerce (bu sayı
abartılmamıştır) madde bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse, bunların en
çok bilinenlerinden birkaç tanesi ; amonyak, terebentin, kadmiyum,
insektisitler, naftalin, aseton, arsenik, formal, hidrojen siyanür, radon,
polenyum, deterjanlar…
Bunların bir çoğu kanserojendir. Ayrıca tütün ve sigaranın sarıldığı
kağıdın yanmasından dolayı açığa çıkan maddeler ve katran da yine
konserojen maddeler arasındadır.
Kalıp - Damar sağlığı açısından özellikle tehlikeli olan maddeler ise
nikotin ve karbonmonoksittir. Nikotin kalp artışlarını hızlandırır,
tansiyonu yükseltir, kan pıhtılaşmasını arttırır. Yani kalbin yükünü ve
oksijen ihtiyacını arttırır. Bütün yanma olaylarında açığa çıkan zehirli
bir gaz olan karbonmonoksit ise, kandaki oksijen ile birleşerek kanda
bulunan oksijen miktarını düşürür. Sonuç olarak nikotin nedeniyle oksijene
gereksinimi artmış olan kalp, kanda yeterli oksijeni bulamaz ve işi çok
daha zorlaşır.
Sigara kullanımı ile doğrudan ilişkisi olduğu kanıtlanmış
hastalıkları şöyle sıralıyalım:
Ağız kanserleri, sindirim sistemi kanserleri, solunum sistemi kanserleri,
akciğer hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları, ülser, mesane kanseri.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünyada 1 milyar 100 milyon insan
sigara içiyor. Erkekleri %47si, kadınların %12’si sigara
tiryakisi. Ayrıca, son yıllarda sigara içen kadınların sayısında nispeten
daha fazla bir artış olduğu gözlemlenmektedir. Bu da dünyaya yeni gelecek
nesillerin sağlığını direkt olarak etkileyecektir. Son rakamlara göre,
dünyada yılda 3 milyon kişi sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle
ölmektedir.
Şimdi hemen yeri gelmişken önemli bir konuya değinmek gerekiyor. Örneğin;
akciğer kanserinin sigaraya bağlı olarak meydana geldiği heryerde
söyleniyor. Fakat siz daha geçen ay akciğer kanserinden ölen bir
tanıdığınızın hiç sigara içmediğini biliyorsunuz ve uzmanların biraz fazla
abarttığını düşünüyorsunuz. Bunun açıklaması şöyle: Akciğer kanserinin 4
türü vardır; hatta bunların da alt grupları vardır. Bunların içinde sigara
kullanımı ile doğrudan ilgili olanlar (%60) zaten en sık görülen kanser
türleridir. Sigara ile ilgisi olmayan ise, çok daha az oranda görülen bir
kanser türüdür.
İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre günde 20 sigara’dan fazla
içenlerin %40’ı, daha emeklilik yaşına gelmeden ölmektedir. Oysa sigara
içmeyenlerde bu oran %15’dir.
Bir de pasif içici kavramı var. Sigarayı içen kişi, eğer filtreli sigara
içiyorsa, bu filtre bir miktar zararlı maddenin geçişini engelleyebilir.
Halbuki sigaranın ucundan havaya karışan duman hiçbir süzgeçten geçmediği
için daha tehlikelidir. Yani uzun süre bu dumana maruz kalan ve pasif içici
denilen kişiler de tehlike altındadır. Ayrıca unutmamak gerekir ki,
sigarayı içen kişi de havaya yayılan bu dumanı yine solumaktadır. Sigara
içilen evlerdeki küçük çocuklarımız bronşit ve zatürre gibi solunum yolu
hastalıklarına daha sık yakalanırlar. Pasif içici olduklarından akciğer
kanseri açısından risk grubundadırlar ve ileride sigara içmeye daha çok
eğimli olurlar.
Özellikle gelişmiş ülkelerde kamuoyuna yansıyan bu sonuçlar ve alınan
tedbirler sonucunda sigara kullanımı %50 ye varan oranlarda azaltılmıştır.
ABD, İngiltere, Kanada bu konuda başarılı ülkeler arasındadır.
Öte yandan, aynı zamanda sigara üreticisi olan bu ülkeler, gelişmekte
olan ülkelerde edindikleri pazarlarını büyütme çabası içindedirler.
Sigarayı bırakan bir insanın vücudunda ne gibi olumlu gelişmeler
olur ?
20 dk sonra tansiyon ve nabız normale döner.
8 saat sonra vücut kendini yenilemeye başlar. Kan oksijeni normal düzeye
çıkar.
24 saat sonra kalp krizi riski azalmaya başlar. 1 yıl sonra yarıya düşer.
48 saat sonra duyu organları iyi çalışmaya başlar. Tat ve koku duyusu
düzelir. Cilt kendini yeniler.
72 saat sonra Akciğer kapasitesi artar, solunum rahatlar.
2 hafta sonra efor kapasitesi artar (Yürüme, merdiven çıkma…).
1-9 ay içinde akciğer hücreleri yenilenir. Akciğer hastalıkları (zatürre
gibi) riski azaltır. Öksürük, nefes darlığı düzelir.
5 yıl sonra ağız, boğaz, yemek borusu kanserleri riski %50 azalır.
Pankreas, mesane, rahim kanseri riski azalır.
Sindirim sistemi ülseri riski azalır.
Sigara gebelikten önce ya da gebeliğin ilk 3 ayında bırakılırsa erken doğum
riski ve düşük doğum kilolu bebek doğurma riski, içmeyenlerdeki düzeye
iner.
Koroner kalp hastalığı riski sigaranın bırakılmasından 15 yıl sonra sigara
içmeyenlerin düzeyine iner.
Aynı evde yaşayan küçük cocuklar ve bebeklerin, solunum yolu hastalıklarına
yakalanma riski azalır.
Sigara içen bir kişiyi bırakmaya iten nedenler nelerdir ?
Sigaraya bağlı bir hastalığın ortaya çıkması.
Fiyatın pahalı gelmesi.
Sigaranın zararları hakkındaki yayınlar.
Çevresi tarafından bırakmaya yönelik teşvik, kınama.
Kapalı yerlerde sigara içiminin yasaklanması.
Gelişmiş ülkelerde sigaranın zararları hakkındaki yazılar,
sigaranın fiyatı, kınama ve yasaklamalar etkili olmaktadır; ancak, bizim
insanımızı bir hastalığın ortaya çıkması daha çok etkilemektedir. Örneğin,
kalp krizi geçirmiş veya by-pass ameliyatı olmuş hastaların sigarayı
bırakma oranları yüksektir ve başarılıdır.
Sigarayı bırakma yolları nelerdir ?
Akupunktur,
Grup Terapisi,
Hipnoz,
Kişisel çaba ile bırakma,
Farmokolojik tedavi.
Sigarayı bırakmak isteyenlerin yaşadıkları tipik kaygı ve
sorunlar nelerdir ?
Sigarayı azaltmak mı, tamamen bırakmak mı? Yoksunluk belirtilerinin daha
uzun sürmesine neden olur. Çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanır. Sigara
miktarı yine arttırılır.
Ara ara sigara içmek: Vücuda tekrar nikotin etkisini
hatırlatır. Zamanla düzenli olarak içmeye dönüşür. Halbuki sigara
içilmemesine alışmak daha kolaydır.
Çevre baskısı: Sigarayı bırakanların çoğu çevresi
tarafından adeta tekrar içmeye zorlanır. Bu, sigara içenlerin bir kişiyi
daha kaybetmelerinden kaynaklanan ilginç bir psikolojik durumdur. Ancak
kısa bir zaman içinde arkadaşlarınız da sigara içmediğinizi kabullenip sizi
rahat bırakacaklardır.
Katran ve nikotin düzeyi düşük (light) sigara içmek: Bu
durumda genellikle günlük sigara adedi arttırılarak eski nikotin düzeyi
tutturulmaya çalışılır. Zaten “tehlikesiz sigara” yoktur.
Sorumluluğu başkasına yıkmak: Çoğu kişi sevdiği birisi
onu desteklemezse sigarayy bırakmaktan kaçar. Hatta deneyip de başarısız
olursa başkasını suçlar. Oysa sigarayı bırakmak öncelikle kişisel bir
sorundur, mutlaka kendinize güvenmeyi başarmalısınız.
Şişmanlama korkusu: Gerçekte sigarayı bırakanların
sadece 1/3’ü kilo alır ve bu fark gerçekte 3-4 kg. kadardır. Bundan daha
fazla alınan kilolar kendine güvensizlikten kaynaklanan, sigarayı elde ve
ağızda tutmak alışkanlığının yerini alan, abur cubur atıştırma
alışkanlığıdır. Oysa, gerçekte sigarayı bırakmaktan dolayı ilk günlerde
açılan iştah, kısa bir süre sonra normale döner.
Yoksunluk belirtileri: Şiddetli nikotin arayışı, gerginlik, kızgınlık,
huzursuzluk, sinirlilik, uyku kalitesinin bozulması, iştah artışı ve
benzeri belirtiler olabilir. Bu belirtiler geçicidir ve vücudun kendini
onardığını gösterir. Örneğin, öksürük ve balgam artışı, solunum
yollarındaki titrek tüylerin zehirli maddeleri atmak için görevlerini
yerine getirmeye başlamasından kaynaklanır. Yoksunluk belirtileri sigara
bırakanların 2/3’ünde görülür. Belirtiler, ilk 72 saat içinde şiddetlidir.
7-10 gün içinde azalarak ortadan kalkar.
Akupunkturun Uyarı Noktaları
İnsan vücudunun kendi kendini onarım gücü çok yüksektir ve bu gücü
harekete geçiren belli uyarı noktaları vardır. İnsan vücudunda bin kadar
uyarı noktası vardır ve bu noktalardan 650-700 tanesi kullanılır. Her
hastalık için ayrı program ve ayrı noktalar bulunmaktadır. Önemli olan
doğru bir teşhisle, hangi noktaya nasıl bir uyarı yapılacağıdır (lazer,
iğne ya da hangi iğne); bu çok iyi bilinmelidir. Akupunktur tedavisinde
sırt, boyun, el, kulak ve vücudun diğer bölümleri kullanılır. Birçok
hastalığa ilişkin en çok uyarı noktasının bulunduğu uzuvlar ise eller ve
kulaklardır.
İnsan vücudundaki belirli akupunktur noktalarına iğneler sayesinde yapılan
uyarılarla organizmanın hemen her yerine ulaşabilecek haberler
iletilmektedir. Bu iletişim, akupunktur noktasını oluşturan hücrelerden
lokal hücresel uyarıların sinir terminallerine ve son olarak da beyne
ulaşır. Beyin de bu uyaranı gerekli organlara ulaştırır ve ilgili organ ve
uzuvlardaki enerji dengesi düzelir. Dolayısıyla hastalık da ortadan kalkmış
olur.
Lazerle Akupunktur
Lazer bir ışıktır. Bildiğimiz, kullandığımız ışığın konsantre edilmiş
hali olduğu söylenebilir. Bazı hastalıkların tedavisinde ya da kimi zaman
hastanın tercihi doğrultusunda iğne yerine lazer kullanılmakta, iğne
batırılarak uyarı yapılacak noktaya lazerle uyarı verilmektedir. Özellikle
ameliyatlar ve kazalar sonrası kalan izlere karşı lazerle akupunktur son
derece etkili sonuçlar vermektedir. Ayrıca, çocukların tedavisinde iğneye
alternatif olmaktadır. |