Tisohbet
 
Alfabetik sıraya göre hastalıklar.
 
A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z
 
 
Hastalıklar , ve tedavi yöntemleri.
Cinsel Sağlık

Öpüşme şekilleri

Maceracı
Öpüşme tekniği: İstekleri bitmez ve oldukça sırnaşık bir şekilde öpüşür. Ayrıca öpüşme esnasında vücut temasına çok özen gösteren maceracı, bu davranışıyla öpüşmenin onun için cinsel ilişkiden önce gelen bir basamak olduğunu gösterir.
Vücut yapısı: Kaslı, geniş omuzlu, erkeksi, sportif
Özellikler: Bonkör, ama yine de belli bir amaç doğrultusunda!
Sonuç: İstediği herşeyi elde eder! Zaman o kadar önemli değildir!

Baştan çıkarıcı
Öpüşme tekniği: Severek ve yorulmak bilmeden öpüşür. Ayrıca sırnaşık ya da karşısından çok fazla istekte bulunan birisi değildir.
Vücut yapısı: Güçlüdür, ama yine da az kaslıdır. Her zaman bakımlıdır ve gözlerinde derin bir anlam gizlidir. Dolgun dudaklıdır.
Özellikler: Nazik ve baştan çıkartıcıdır. Kadınları parmağına dolayabilir..
Sonuç: Her zaman ne istediğini ve neyi nasıl elde edeceğini bilir.

İş kolik
Öpüşme tekniği: Onun için hiç şüphesiz en önemli unsur başarıdır! Öpüşmeyi sever, tabii çok uzun ve sık öpüşür. Ama dili gereğinden fazla hareketlidir! Öpüşürken karşı tarafı mıncıklamaktan hoşlanır. Ancak bir anda kalkıp işe gidebilecek bir kişiliği vardır.
Vücut yapısı: Zayıf, solgun, sportif, ince dudaklı ve uzun yüzlüdür.
Özellikler: Her zaman nesneldir. Oldukça başarılıdır. Beklentileri fazladır.
Sonuç: Her zaman kontrolü elinde tutmak isteyen ve zor aşık olan bir insan..

Evcil
Öpüşme tekniği: Dünyada öpüşmekten daha çok sevdiği birşey yoktur. Eğer dudakları dudaklarınızda değilse, o zaman mutlaka göğüslerinzi, boynunuzu ya da başka yerlerinizi öpüyordur.
Vücut yapısı: Güçlü, biraz kilolu, dolgun dudaklı, iri gözlü.
Özellikler: Saatlerce öpüşebilir.
Sonuç: Kesinlikle güvenilebilir bir insandır. Ama onunla birlikteyken süpriz beklememelisiniz.

Entellektüel
Öpüşme tekniği: Konuşmak mı öpüşmek mi? Entellektüel adamımız her ikisine de vakıftır.
Vücut yapısı: Yuvarlak yüzlüdur ve saçları genellikle arkaya doğru taranmıştır. Geniş omuzlu değildir, ama ellerini çok hızlı hareket ettirir. Ayrıca gözleri nemlidir.
Özellikler: Her konuda ve her yerde konuşur. Belki de bu kadar çok konuşmasının nedeni bilmediklerini saklamaktır.
Sonuç: Duygusallık ona göre değildir. O daha çok bilgisayar ve rakamlarla ilgilidir.

Seksin en büyük düşmanı

Cinsel işlev bozukluklarına en çok uyku apne sendromunda rastlanıyor.

Anadolu Sağlık Merkezi’nden Nörolog Dr. Vedat Sözmen, uykusuzluğun cinsel fonksiyonlara etkisini anlattı. Uyku apne sendromu olan kişilerde genellikle zaten bir cinsel isteksizlik ve cinsel fonksiyon bozukluğu görülür. Mesela birine uyku apne sendromu teşhisi konulurken ‘Horlama var mı, uyku sırasında nefes durması var mı, gece terlemeleri oluyor mu? Gibi bazı klasik sorular sorarız. Bu soruların yanı sıra kişiye ‘Cinsel fonksiyonlarda bir azalma var mı?’ sorusunu da yöneltiyoruz. Bunların hepsi tabii ki uyku apnesi sendromuna işaret etmez ama bunlarla beraber cinsel fonksiyonlarda da bir bozukluk olduğunu söylerse hastayı uyku apne sendromuna daha yakın düşünürüz.

ÖNCE SORUN SAPTANMALI
Uyku apnesi olanlarda genel olarak kandaki oksijen seviyesi düşer ve bu durum kişilerde yağ oranının artmasına neden olur. Kandaki oksijen seviyesinin düşmesi cinsel fonksiyonun yeterince yerine getirilememesine neden olur. Bir de yine aynı şekilde uyku bozuklukları, gün içinde halsizlik, konsantrasyon bozukluğu ve yorgunluk yaptığı için kişi akşam eve geldiğinde zaten halsiz ve uykulu oluyor. Onun için doğrudan uyumak istiyor, bu da cinsel isteksizliğe neden oluyor.Yapılan araştırmalar uyku apne sendromu olan bireylerdeki cinsel sorunların dolaşımdaki testosteron miktarının azalmasıyla ilişkili olduğunu ortaya koymuştur.

SERTLEŞME BOZUKLUĞU
Uyku apne bozukluğuna bağlı sertleşme bozukluğu olan hastalarda apnenin cerrahi veya CPAP ile tedavisinden sonra büyük olasılıkla testesteron düzeylerinin de normale gelmesine bağlı olarak sertleşme bozukluğunda düzelme saptanmıştır. Bilindiği gibi testosteron erkek ve kadında cinsel dürtü ile ilişkili bir hormondur ve kandaki düzeyi stresten, uyku ve duygudurumdaki değişikliklerden etkilenir. Cinsel sorunlara neden olan tıbbi bir neden saptandığında, psikolojik nedenler varolan cinsel sorunu olumsuz etkileyeceği için bu hastaların psikiyatrik açıdan desteklenmesi tedaviyi olumlu etkiler.

Alkol spermi olumsuz etkiliyor
ERKEK kısırlığında sıcak banyo, işyerlerinde veya çevrede bulunan kimyasal maddeler ile zehirli gazlar önemli rol oynuyor. Ayrıca sigara, alkol ve kafein sperm üretimini olumsuz yönde etkiliyor. Bu nedenle baba adaylarının hem çalışma koşullarını gözden geçirmeleri hem de aşırı alkol, kafein ve sigara tüketiminden kaçınmaları gerekiyor.

Oral seks kanser yapıyor

Yapılan araştırmada kansere neden olan virüslerin oral seksle bulaşabildiği belirlendi.

“Cancer Journal”‘ın yaptığı araştırmada cinsel birleşme esnasında yapılan oral seksin kansere neden olan virüslerin bulaşmasını sağladığını ortaya çıkardı. Ayrıca son 10 yılda ağız kanserine yakalanan insanların sayısı üçte bir oranında artmış.

Ergenlik Ve Cinsellik

Erotik düşünceler, cinsellikle ilgili bütün konulara derin bir il­gi, vücutla ilgili yoğun endişe­ler, davranışlar konusunda kafa karı­şıklığı (başkalarının davranışlarıyla karşılaştırma) ve anne-babanın uyarı­larıyla vücudun dürtüleri arasında köşeye sıkışmışlık duygusu: ergenlik çağında cinsellik çok heyecan verici olabileceği gibi, erişkinlerdeki gibi suçluluk, kaygı ve karmaşık sorunlar­la da dolu olabilir. Bununla birlikte, cinselliğin istenmeyen sonuçları olan cinsel enfeksiyonların ve gebeliğin ergen üzerindeki etkileri erişkinde-kinden çok daha hırpalayıcıdır.

Günümüzde gençler anne-babalarının gençlik dönemleriyle karşılaş­tırıldığında daha özgürmüş gibi gö­rünüyor, ama cinsel olarak kendileri­ni kanıtlamaya zorlayan çevre baskı­sı ergenliği daha da sersemletici bir deneyime dönüştürüyor. Günümüz­de ergenler arasında ilk cinsel dene­yim yaşı giderek düşüyor ve isten­meyen gebelik oranı artıyor. İngiltere’de ergenlerde gebelik oranı yak­laşık 100 000 iken, yakın zamanda yapılan bir araştırma erkeklerin %50’sinin, kadınların ise üçte ikisi­nin cinsel ilişkiye çok erken başladı­ğı inancında olduğunu gösteriyor.

Birçok ergen cinsel ilişki için he­nüz çok erken olduğunu düşünebi­lir; ancak kafaları mastürbasyon, âdet kanamaları, gece boşalmaları ve kendi cinsel yönelimlerine ilişkin sorunlarla meşguldür. Ergenin çev­resindeki erişkinler de bazen birbi­riyle çelişen tavsiyelerde bulunarak, ergenin kafasının daha da karışması­na neden olabiliyor. Türkiye’de er­genlik çağındaki gençlerin bütün bu konularda güvenilir kaynaklardan önyargısız ve açık yanıtlar elde etme olanakları son derece sınırlı olmakla birlikte, son yıllarda bu doğrultuda bazı adımlar atılmaya başlandı.

MASTÜRBASYON
Kendi kendini tatmin ya da mastür­basyon (kişinin haz almak ve orgaz­ma ulaşmak amacıyla kendi cinsel organlarını okşaması) ergenlik ça­ğındaki erkek çocuklarda doğal sayı­lıp, geniş kabul görüyor, ama ergen­lik çağındaki çok sayıda genç kız da mastürbasyon yapıyor ve erişkinlik çağında da buna devam ediyor. Er­genlerde mastürbasyon cinsel haz-ları ve boşalmayı kendi başına gü­venli bir yoldan keşfetmeye olanak veren yararlı bir yöntemdir ve sonra­ki cinsel aktivitelerde ön sevişme sı­rasında kişinin nelerden hoşlandığını anlamasına yardımcı olabilir. Ayrıca kişinin orgazma ulaşabileceğini gös­termeye de yardım eder.

Erkekler elleriyle ya da bir yüzeye (örneğin yatağa) dayanarak penisin gövdesini ve başını ovuşturma yo­luyla mastürbasyon yapar. Kızlar art arda hafif hareketlerle klitorisi uyara-bilir ve vajina ile göğüslerini okşayabilirler. Mastürbasyonda “normal” kabul edilebilecek bir sıklık yoktur; bazı kişiler günde birkaç kez, bazıları ise haftada bir ya da daha seyrek mastürbasyon yapabilir. Ayrıca mas­türbasyon yapmak istememek de son derece normaldir.

Geçmişte mastürbasyonun doğal olmadığı, hatta zararlı olabileceği, insanın kör olmasına yol açabileceği düşünülürdü. Oysa günümüzde en güvenli seks olarak değerlendiriliyor ve birçok erişkinin yaşam boyu uy­guladıkları son derece normal bir davranış olarak kabul ediliyor.

EŞCİNSEL DUYGULAR
Ergenlik çağı genellikle duyguların çok yoğun yaşandığı bir dönemdir. Bu dönemde tutkulu arkadaşlıklar geliştirilir ve her iki cinsten hayran olunan kişilere karşı derin duygular beslenebilir. Ergenlerin çoğu kendi cinsinden bazı kişilere bağlanır ve eşcinsel mi (homoseksüel, aynı cin­se ilgi duyan), yoksa heteroseksüel mi (karşı cinse ilgi duyan) oldukları konusunda kafa karışıklığı yaşayabi­lir. Ergenler kendi cinslerinden kişi­lerle çeşitli cinsel deneyimler de ya­şayabilir. Bütün bunlar son derece normaldir ve kişinin kendi cinselliği­ni keşfetmesinin bir parçasıdır.

Eşcinsel duygular ve deneyimler yaşayan birçok kişi daha sonra hete-roseksüel ilişkilere girer. Diğer bazı­ları kendi cinslerinden kişilere karşı güçlü duyguları olduğunu hisseder ve bu tercihi yaşam boyu sürdürür. Bazı kişiler de, tek bir kişiyle kalıcı bir ilişki sürdürebilmelerine karşın, her iki cinse de ilgi duyabilir. Her iki cinsiyetten kişiyle ilişkisi olan kişiler kendilerini “biseksüel” olarak adlan­dırabilir.

Toplumların çoğunda aileye önem verilip heteroseksüel ilişkiler normal kabul edilirken, homoseksüel ilişkiler anormal, günah ya da sapkın­lık sayılır. Dolayısıyla heteroseksüel dünyaya uyum yapma baskısı çok kuvvetlidir. Oysa gerçekte insanların çoğu için cinsellik geniş bir yelpaze­dir; kişi karşı cinsle cinsel ilişkiyi ter­cih edebilir, ama bazı koşullarda aynı cinsten kişilere de ilgi duyabilir ya da bunun tam tersi yaşanabilir.

Eşcinsellerin çoğu çok küçük yaşlardan başlayarak kendilerinin “gay” olduklarını bildiklerini söylü­yor. Cinselliği konusunda kişinin ka­fası karışıksa, kendisine zaman tanı­yarak bu konuyu dikkatle irdelemesi gerekir. Bazı kişiler kendi cinsellikle­rini reddederek evlenmeye ve ço­cuk sahibi olmaya kadar gidiyor, ama bu çoğu zaman daha büyük bir mutsuzluğa neden oluyor. Gerçi eş­cinsel yaşam birçok soruna ve çatış­maya yol açabilir, ama bu konuda dürüst olmak daha iyi olabilir.

OYNAŞMA
Cinsellik konusuna merak duymak ve bazı şeyleri denemek normaldir. Gençlerin çoğu cinselliği dudaktan öpüşerek, dilleriyle öpüşerek, bazen de elbiselerinin üzerinden birbirleri­nin vücuduna dokunarak dener. Öte yandan, kişiler bazen elbiselerini çı­kararak da birbirlerinin vücudunu okşayabilir ve birbirlerine mastür­basyon yapabilir. Bunlar cinsel bir­leşme öncesindeki “ön sevişmeye” benzer ve sonunda cinsel birleş­meyle sonuçlanabilir.

Dolayısıyla, denemelerin hazzına varmak istiyorsanız başlangıçtan iti­baren her iki eşin nereye kadar git­meye hazır olduğunu belirlemekte yarar vardır. Ne kadar “kendinden geçerse geçsin” hiç kimsenin diğeri­ni oynaşma ya da öpüşmeyi bir adım ileri götürme konusunda zor­lamaya hakkı yoktur. Oynaşma cin­sel birleşmeye götürüyorsa, gebeli­ğin ve enfeksiyonların önlenmesi için prezervatif kullanma konusu ele alınmalıdır . Ayrıca oynaşma sırasında meninin vajinanın yakınına boşalma-ması gerektiği gözden kaçırılmama­lıdır; bu durumda cinsel birleşme ol­madan da gebe kalmak mümkün­dür. Dahası, eşlerden birinin cinsel organına dokunduktan sonra öteki­nin cinsel organlarına dokunan par­maklarla enfeksiyon bulaşabilir. En­feksiyonları önlemek için derideki ya da parmaklardaki kesikler su geçir­meyen plastikle kapatılmalıdır; er­kek ve kadın prezervatifi de kullanılabilir. Oral seksin güvenli olması için çeşitli tatlarda prezervatifler sa­tılmaktadır.

Oynaşmanın sınırları konusunda her iki eş de aynı görüşteyse, bu yöntem cinsel birleşmenin doğura­bileceği sorunlar olmaksızın cinsel­likten zevk almanın çok hoş ve ol­dukça güvenli bir yolu sayılabilir.

İLK CİNSEL BİRLEŞME
İlk cinsel birleşme, erişkinler dünya­sına adım atmada önemli bir geçiş töreni olarak görülür. Üzerinde doğ­ru dürüst düşünmeden hızla bu adı­mı atmak kolaydır. Yeni bir durum söz konusu olduğu için, deneyimli iki kişi arasında bile ilk cinsel ilişkide çoğu zaman birçok beceriksizlik ya­şanır. Her iki eş de deneyimsizse, durum daha da güç olabilir; eşlerin ikisi de çekingen, sinirli ve endişeli lacaktır.

Dolayısıyla, kişilerin za­man ayırarak önce birbirlerini tanı­maları ve birbirlerinin vücutlarına alışmalarında yarar vardır. Daha da önemlisi, prezervatif kullanılması konusu ve gebeliği önleyici yön­temler önceden ele alınmalıdır. Gençlerin %70-80′i ilk cinsel birleş­mede prezervatif kullandığını belirti­yor. Gençlerde doğurganlık yüksek olduğu için, kadının istenmeyen ge­beliği önleyici (kontraseptif) hap kullanması, erkeğin de enfeksiyon­ları önlemek için prezervatif kullan­ması akla uygun olabilir (aşağıya, Gebeliği önleyici yöntemler bölü­müne bakınız).

GEBELİK,GEBELİĞİ ÖNLEYİCİ YÖNTEMLER VE CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLAR
Cinsel ilişki gebeliğe, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara ya da her iki­sine birden yol açabilir. Bunların iki­sinin de olmaması için her iki eşin de eşit sorumluluk yüklenmesi, is­tenmeyen bir gebelik olursa bu so­runun üstesinden gelmede eşit rol almaları gerekir. Bu gibi konularda, medikososyal merkezlerine, AÇSAP merkezlerine, sağlık ocaklarına ve hastanelerin ilgili birimlerine (aile hekimi, jinekoloji, üroloji) başvurula­bilir. Telefonla danışmanlık hizmet­leri veren merkezler de vardır. Bu gibi merkezlerde çalışan doktorlar sır saklamakla yükümlüdür.

Gebeliği önleyici haplar (kontraseptif haplar) doktorun önerisiyle kullanılmalıdır. Gerektiği gibi uygu­lanırsa gebeliği önleyici etkisi güçlü­dür. Ama cinsel yolla bulaşan hasta­lıklara karşı önlem alabilmek için da­ima prezervatif de kullanılmalıdır. Prezervatifler HIV (AİDS), belsoğukluğu, klamidya ve trikomonyaz gibi enfeksiyonlara karşı iyi bir korunma sağlar, ama cinsel organlarla temastan önce takılmalıdır. Genital siğil ve herpese karşı da bir ölçüde koruma sağlar.

Genç kız gebeliği önleyici hap kullanmıyorsa ve prezervatifsiz cin­sel ilişki yaşanırsa ya da ilişki sırasın­da prezervatif yırtılır ya da penisten çıkarsa, gebelik riskini azaltmak için olayı izleyen 72 saat içinde acil kontraseptif kullanılabilir (buna “er­tesi sabah hapı” adı da veriliyor, ama ilişkiden sonra üç gün boyunca etkili olduğu için aslında bu doğru bir tanımlama değil). Bu yöntemde 12′şer saat arayla ikişerden dört hap alınır ve gebe kalma riski yüzde 2-3′e düşürülür. Türkiye’de de Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması merkezlerine ya da kadın doğum kliniklerine bu amaçla başvurulabilir; ayrıca, HIV bulaşma kuşkusu oldu­ğunda, 48 saat içinde bu birimlere yapılacak bir başvuru ile HIV virüsü­nü çok büyük olasılıkla yok eden bir tedavi protokolü uygulanabilir.

Cinsel Sağlıkta Özel Durumlar

Bu bölümde kısaca önemli olaylar ve hastalıklar üzerin­de duracağız. Ameliyatlar cinsel organların işlevini etkileyebi­leceği gibi, kişide “sakatlanmışlık” duygusu da yaratabilir. Kalp krizi gi­bi ciddi hastalıklardan sonra cinsel ilişkinin ciddi yeni bir sorun yarata­bileceği korkusu son derece engel­leyici olabilir. Özgül sorunlarda uz­manla bu konuyu tartışmak ve daha ayrıntılı görüş almak mümkündür, ama vakaların çoğunda psikologlar ve danışmanlar da destek ve yardım sunabilir.

GEBELİK SIRASINDA CİNSELLİK
Kadınların çoğu gebelik sırasında li­bido değişiklikleri yaşar. Çeşitli araş­tırmaların sonuçları gebeliğin ilk üç ayında ve son üç ayında cinsel ilgi­de azalma görülebildiğini, buna kar­şılık bazen ortadaki üç ayda libido artışı olabildiğini düşündürüyor.

Bunların sorumlusunun gebelik sıra­sında gerçekleşen büyük hormonal değişiklikler mi, yoksa sürecin zo­runlu kıldığı sosyal ve duygusal uyum adımları mı olduğunu söyle­mek güçtür.

Geçmişte gebelik sırasında cinsel ilişkinin ve orgazmın fetüse zarar verebileceği düşünülüyor ve cinsel ilişkiden kaçınılıyordu. Yeni araştır­malar bunun çoğunlukla gerçekdışı olduğunu gösterdi. Bazen, geçmiş­teki gebeliklerinin belli aşamalarında sorunları olmuş bir kadına gebeliğin o aşamasında cinsel ilişkiden kaçın­ması önerilebilir. Örneğin daha önce gebeliğin ikinci üç aylık diliminde rahim boynunun açılması nedeniyle düşük yapmış bir kadına, sonraki gebeliğinde bu aşamada cinsel iliş­kiden kaçınması söylenebilir.

Gebelikte, özellikle de gebeliğin sonlarına doğru cinsel ilişki teknik beceri ve biraz deneme sınama ge­rektirebilir! Yüz yüze birbirine sarılmak güç olabilir, bu yolu denemeyi boş verin. Kadının üstte olduğu po­zisyon, arkadan girme ya da yan ya­na pozisyon türleri denenebilir. Oral seks ve birbirine mastürbasyon yap­mak gibi başka iyi seçenekler de vardır.

Erkek gebeliğe eşlik eden vücut değişikliklerini çok uyarıcı bulabile­ceği gibi, bunlar engelleyici de ola­bilir. Özellikle vajina farklı, daha yu­muşak ve daha nemlidir. Ayrıca va­jina akıntısı daha fazladır. Gebelik genellikle çift için hem neşeli, hem de gerilimli bir dönemdir ve her iki eş de cinselliğe farklı anlarda farklı yaklaşabilir. Bol bol sarılarak, birbiri­ni okşayarak ve cinsel birleşmeyle ya da cinsel birleşme olmaksızın bir­birini rahatlatarak yakın bir temas içinde olmak her iki eşin de gereksi­nim duyacakları güveni sağlayabilir.

DOĞUMDAN SONRA CİNSELLİK
Araştırmalar kadınların çoğunun cin­sel ilişkiye doğumdan 12 hafta son­ra, üçte birinin de doğumdan altı hafta sonra başladıklarını gösteriyor. Doğumdan sonra cinselliğin kalitesi birçok faktörden etkilenir. Yeni an­ne baba rolü eşlerin ikisi için de yo­rucu ve dikkat dağıtıcı olabilir. Kadı­nın vajinasında dikişler olabilir ve bazı kadınlarda bunlar cinsel ilişki sı­rasında ağrıya yol açarak sorun ya­ratmaya devam edebilir. Hatta zor bir doğum deneyimi vajinizme ne­den olabilir .

Vajinal doğumdan sonra vajina gevşeyebilir ve penisi yeterince sıkı sarmalamayabilir. Pelvis tabanı eg­zersizleri kadının vajinasının yeni­den şekle girmesine yardım ede­cektir.

Emzirme de çiftin cinsel yaşamı­nı etkileyebilir. Tam gün emzirme yorucudur, zaman aiır ve bölünen uykusuyla kadın cinsel ilişkiden haz alamayacak kadar yorgun olabilir. Emzirmenin kadında libido üzerin­deki etkileri tartışmalı bir konudur. Emziren kadında hormon düzeyleri libidonun azalması gerektiğini gös­teriyor, ama bazı kadınlar emzirme­nin erotik bir deneyim olduğunu söylüyor. Eşlerinin emzirmesini gö­ren erkekler farklı tepkiler veriyor ve bir kısmı bundan rahatsız oluyor.

Genelde çiftlerin çoğu doğum öncesine göre bu dönemde daha az seviştiklerini söylüyor.

AMELİYATTAN SONRA CİNSELLİK
Prostat ameliyatları
Orta yaşlı ve yaşlı erkeklerde prostat büyümesi yaygın bir şikâyettir ve çoğu zaman erkek bu bölgedeki herhangi bir ameliyatın iktidarsızlığa ya da sertleşme sorunlarına neden olacağını varsayar. En yaygın pros­tat ameliyatı yöntemi idrar yolu için­den yapılan TURP işlemidir (transü-retral prostat rezeksiyonu) ve iyi el­lerde bu ameliyat vakaların yalnızca %5′inde sertleşme sorununa yol açar.

Öte yandan, prostat kanseri nedeniyle yapılan ameliyat ve rad­yoterapide erektil işlev bozukluğu riski yüksektir. Standart bir prostat ameliyatında (prostatektomi) erkek­lerin yaklaşık %80′inde erektil sorunlar gelişir ve son araştırmalar rad­yoterapide de sonuçların benzer dü­zeyde olduğunu gösteriyor. Bunun­la birlikte, sinir koruyucu prostatek­tomi olarak adlandırılan bir teknikte hastaların %80′inde ameliyattan 18 ay sonra sertleşme yetisinin sürdü­ğü ya da yeniden kazanıldığı bildiri­liyor.

Bazı merkezlerde sinir greftleri yerleştirme teknikleri de uygulanı­yor ve sertleşmeyi korumada iyi so­nuçlar alınıyor. Bununla birlikte, kan­ser tedavisinde gerekli ameliyat tipi kişiden kişiye değişir ve bazı durum­larda sertleşme sorunları kaçınılmaz olabilir.
Bununla birlikte, erkeklerin çoğu sertleşme ve orgazma ulaşma yeti­lerinde herhangi bir bozulma olma­sa da, eskisi gibi meni çıkaramadık­larını fark ediyor. Bu durumda meni, idrar kesesine boşalıyor. Buna geri­ye doğru boşalma (retrograd ejakülasyon) adı veriliyor. Orgazmdan hemen sonra idrardan alınan sperm­lerle eşe suni döllenme yapılarak ba­şarılı sonuçlar elde edilmekle birlik­te, genellikle erkek bu durumda kısır kalabilir.

Ameliyatın nedeni prostat kanseriyse, östrojen tedavisi ya da er­kek cinsel hormonu testesterona karşı ilaçların kullanılması ve testislerin çıkarılması gibi başka bazı yön­temlere başvurmak gerekebilir. Bu­nun nedeni prostat kanserinin geliş­mek için testesterona ihtiyaç duymaşıdır. Bu gibi tedaviler sonunda libido azalması olasılığı yüksektir.

Histerektomi
Rahmin orgazm için önemli olup ol­madığı tartışması henüz açıklığa ka­vuşmadı. Bazı çalışmalarda rahmin alınmasından (histerektomi) sonra kadında cinsel doyumun arttığı bil­dirilirken, bir bölümünde de azaldığı sonucuna varılıyor. Birçok kadın da herhangi bir değişiklik olmadığını bildiriyor.

Rahmin alınmasına her iki yu­murtalığın alınması eşlik ettiyse, hormonal nedenlerle libido azalma­sı görülebilir. Yumurtalıklar alınma­mışsa, kadınların çoğu ameliyattan önce yaşadıkları sorunlardan (örne­ğin şiddetli, uzun süreli ve sancılı kanamalardan) kurtulup cinsel ya­şamlarının yeni bir evresine girmek­ten mutlu oluyor.

Mastektomi
Göğüsleri alınan (mastektomi) ka­dınların üçte biri, hiç değilse geçici olarak cinsel nazlarının azaldığını belirtiyor. Mastektomi vücudun gö­rüntüsünde sarsıcı bir değişikliğe neden oluyor ve bazı kadınlar cinsel olarak şekil bozukluğuna uğradıkla­rını ve artık çekici olmadıklarını dü­şünüyor. Ameliyattan sonra kadınla­ra memenin yeniden oluşturulması ve meme protezleri konusunda öneriler yapılabilir. Ayrıca eşlerin ve danışmanların, ameliyatın cinselliğe yansımaları olabileceği gerçeğini gözden kaçırmamaları gerekir.

Barsak Ameliyatları
Önemli bazı barsak ameliyatlarında barsağın ucu dışarı açılır; bu işleme, ince barsak söz konusuysa ileosto-mi, kalın barsak söz konusuysa ko-lostomi adı verilir. Barsak ağzına bir torba yerleştirilerek, barsak içeriği burada tutulur. Bu tür bir ameliyatın büyük psikolojik etkileri olabileceği ve kişinin cinsel işlevini etkileyebile­ceği açıktır.

Kaldı ki, bazı ameliyatlarda cinsel organlara giden sinirler de zarar gö­rür ve bu nedenle de cinsel sorunlar ortaya çıkabilir. Özellikle rektumun (kalın barsağın son bölümü) alındığı ameliyatlarda bu daha sık görülür. Bu gibi vakalarda erkeklerin yaklaşık üçte birinde erektil sorunlar gelişir ve kadınların üçte biri nedbe (yara) dokusu oluşumu nedeniyle cinsel ilişki sırasında ağrı çeker. Bununla birlikte, ameliyattan birkaç yıl sonra cinsel işlevde düzelme olduğu da görülmüştür.

İleostomi ya da kolostomi geçir­miş kişiler yeni eşlerinin vücutların­daki kusuru keşfedeceği, eski eşleri­nin cinsel açıdan onları istemeyece­ği, sevişme sırasında torbanın patla­yacağı ya da hoş olmayan sesler ve kokular yayacağı endişesiyle dehşe­te düşebilir. Açıkçası, zamanla duru­ma uyum sağlanır ve yeni ya da es­ki eşlerin veya danışmanların konu ya duyarlı yaklaşması yardımcı ola­bilir. Birçok insan bu gibi ameliyat­lardan sonra evlenerek çocuk sahibi olur. Kaldı ki, eşler her ikisinin de kabul edilebilir ve zevkli bulduğu yeni sevişme yöntemleri geliştirebi­lir.

KALP KRİZİNDEN SONRA CİNSELLİK
Cinsellik kalp krizinden sonra “nor­male geri dönüşün” bir parçası ola­rak görülmelidir. Kriz sonrasında önemli komplikasyonlar yoksa se­vişmemek için hiçbir neden yoktur (ve zaten önemli sorunlar varsa kişi kendini kötü hissedeceği için cinsel­lik aklına gelmeyecektir). Cinsel iliş­kide harcanan çabanın iki kat merdi­ven çıkarken harcanan çabaya eşit olduğu söyleniyor; bu mümkünse,rahat bir ortamda fazla atletik hare­ketler yapmadan sevişmek de mümkündür.

Seyrek olarak cinsel ilişki anjinayı tetikleyebilir. Bu nedenle önceden bir dilaltı tableti (gliseril trinitrat) ya da spreyi alınabilir. Bazen kalp kri­zinden sonra yüksek tansiyon teda­visi başlatılır. İdrar söktürücüler (diüretikler) ya da beta blokerler gibi bazı tansiyon ilaçları zaman zaman erekti! sorunlara ya da libido azal­masına neden olabilir. Bu olursa doktora başvurarak dozu ya da ilacı değiştirin.

İNMEDEN SONRA CİNSELLİK
Bir araştırmada inme geçiren erkek hastaların çoğunda inmeyi izleyen yedi hafta içinde cinsel istek ve sert­leşmenin geri geldiği bildiriliyor. İnmeden sonra kişinin bir tarafında felç ya da kas zaafı kalabilir, dolayı­sıyla sevişme sırasında bunun dikka­te alınması gerekir. Kalp krizinde ol­duğu gibi, bazen yeni ilaçlar cinsel işlevi etkiler; bu gibi durumlarda doktorla görüşmekte yarar vardır.

OMURİLİK YARALANMALARINDAN SONRA CİNSELLİK
Aktör Christopher Reeve boy­nundan aşağısının felçli kalmasına yol açan yaralanmadan yalnızca bir­kaç ay sonra libidosunun bütünüyle yerinde olduğunu ve bir gün yeni­den baba olmayı umduğunu açıkla­dığı zaman hayli şaşkınlık yaratmıştı.

Gerçi her bireyin ayrı ele alınma­sı gerekir, ama eldeki kanıtlar omu­rilik yaralanması geçiren ve felçli kalan birçok kadın ve erkeğin cinsel is­teğinin normal olduğunu düşündü­rüyor. Bazı erkekler yaralanmadan sonra iktidarsız oluyor, ama çoğu ol­mayabiliyor. Boşalma sertleşmeden daha fazla etkileniyor. Cinsel organ­larda herhangi bir his olmasa da, bir­çok paraplejik kişi yaralanma önce-sindekinden farklı olmakla birlikte, orgazm olabildiklerini anlatıyor.

Veriler kadınların bu durumdan daha az etkilendiğini düşündürüyor ve birçok kadın yeni yaşamlarına uyum yaparak haz alınan bir cinsel yaşama kavuşuyor. Kadınlarda do­ğurganlık genellikle etkilenmiyor ve âdet kanamaları eskisi gibi devam ediyor. Erkeklerde boşalma olup ol­mamasına bağlı olarak kısırlık görü­lebilir, ama bazen yapay döllenme bir seçenek olabilir.

Cinsel Dürtünün Az Olma Nedenleri

FİZİKSEL NEDENLER
*”Normal”
Bazı insanların yiye­cek ve içecekler karşısında daha iş­tahlı olduğunu kabul ettiğimiz gibi, cinsellikle ilgili araştırmalar da libi­donun insanlar arasında büyük fark­lılıklar gösterdiğini ortaya koyuyor. Bütün araştırmalarda düzenli bir şe­kilde haftada birkaç kez orgazma ulaşan erkekler ve kadınlar yanında, uzun süre cinsel rahatlama gereği duymayanların da olduğu görülü­yor.

Hormonal
Çok seyrek olarak, ortada başka hiçbir neden yokken li­bidoda değişiklik gözlemlenmesi hipotalamus, hipofiz bezi ya da testislerde bir hastalığa bağlı olabiliyor. Bunun dışında erkeklerde erkek cin­sel hormonu testesteron yaşla gide­rek azalır ve bazı erkeklerde libido azalması diğerlerinden daha erken gelişir. Cinsel dürtüleri daha kırılgan olan kadınlarda da, âdet döngüsü sı­rasında iniş çıkışlar gözlemlenebile­ceği gibi, gebelik, doğum sonrası ve menopoz gibi önemli hormonal de­ğişikliklerle birlikte libidoda da bü­yük değişiklikler olur. Gebeliği önle­yici haplar da dahil olmak üzere, herhangi bir hormon tedavisi gören kadınlarda libido bundan olumsuz etkilenebilir.

Genel sağlık durumu
Tahmin edileceği gibi ağır hastalıklar ya da uzun süreli sağlık sorunları libidoyu azaltır; bu strese bağlı olabileceği gibi, özgül bazı biyokimyasal deği­şikliklerle de ilgili olabilir. Viral en­feksiyonu izleyen halsizlik sırasında da cinsel dürtü azalabilir.

İlaçlar
Birçok ilaç libido azalma­sına neden olabilir. Şizofreni ya da psikoz tedavisinde kullanılan ilaçlar, morfin içeren ağrı kesiciler, hiper­tansiyonda kullanılan beta blokerler ve yukarıda sözü edildiği gibi hor­mon tedavisi bunlar arasında yer alır. Östrojen ya da siproteron kulla­nan erkekler libidonun çok azaldığı­nı fark edeceklerdir.

Duygu-durum değişiklikleri
Depresyonda cinsel istek azalması, iştah azalmasından ve uykusuzluk­tan da önce gelişebilir. Tersine manik atak geçiren ya da hiperaktif ki­şilerde cinsel dürtü çok artar. Cinsel dürtünün duygu-durum (ruh hali) değişikliklerinden etkilenme düzeyi kişiden kişiye farklılık gösterir ve ba­zı kişilerde görece küçük olayların etkisi büyük olabilir.

PSİKOLOJİK NEDENLER
Kişinin ilişkideki gerilimler sonucun­da eşine duyduğu cinsel ilginin azal­masıyla cinsel dürtü azalması arasın­da ayrım yapmak önemlidir. İnsanın cinsel dürtü kaybından yakınması, artık eşine ilgi duymadığını ya da değişik nedenlerle eşiyle cinsel iliş­kinin kendisinde çok gerilim yarattı­ğını kabul etmesinden çok daha ko­laydır. Bu gibi durumlarda bazen is­tek vardır ama bastırılmıştır ya da ki­şi mastürbasyonla ya da başka eşler­le rahatlama olanağı bulmaktadır.

Bunun dışında cinsel dürtünün az olmasına yol açan nedenler çok kar­maşık ve kişiye özgüdür ve dikkatle irdelenmesi gerekir. Bazı kişilerde cinsellik korku ve endişeyle ya da suçluluk ve utanç duygularıyla öylesine yalandan ilişkilidir ki, bunlar uyarılmayı önler. Bazı kişiler de ken­di cinsel fantezilerinden (özellikle eşcinsellik ya da şiddet veya sıra dı­şı uygulamalar içeriyorsa) dehşete düşebilir ve kendi cinsel kimliklerin­den korkmaya başlar.

Bazı kişiler yalnızca yabancılar, fahişeler gibi kendileri açısından “güvenli” buldukları kişilerin yanın­da cinsel olarak uyarılabildiklerini, kendi düzeylerinde bir eşle ilişki kur­ma olasılığını çok “tehlikeli” bulduk­larını fark eder. Bu tür kişiler düşlerindeki eşi bulmuş ve umutsuzca bir ilişki kurmak istiyor olabilirler, ama o kişi karşısında neden cinsel olarak uyarlamadıklarını açıklayamazlar.

TEDAVİ VE BEKLENEN SONUÇLAR
Cinsel dürtünün az olmasının ne­denleri çok farklı ve çok karmaşık olabileceği için, gerekli tedavi süre­si ve tedavinin başarı derecesi de çok farklı olabilir. Bu durumda, iyi tanımlanmış ve kolayca çözülebile­cek bir sorunu olan kişinin, durumu daha karmaşık olan kişilere göre da­ha çabuk ve daha iyi sonuç alacağı açıktır.

Kişisel cinsel dürtüleri normal düzeyde olan, ama birbirlerine duy­dukları cinsel ilgide sorunlar yaşa­yan çiftlerin ilişki konusunda danış­mana başvurmaları bazen daha uy­gun olabilir. Bunun dışında seks te­rapistleri kişileri tek başlarına ya da eşleriyle birlikte görüşebilir. Cinsel ruh sağlığı (psikoseksüel) terapisin­de farklı yöntemler kullanılabilir, ama esas olarak kişiye ya da çifte cinsel ilgilerinin neden azaldığını açıklığa kavuşturmada yardım et­mek amaçlanır. Bu korkutucu nite­likte olmayan, basit bazı egzersizler­le ya da erotik ev ödevleriyle birleş­tirilebilir ve daha son­ra bu uygulamalar karşısındaki duy­gular irdelenebilir.

Viagranın erkeklerde erektil işlev bozukluğu sorununu bütünüyle te­davi eden bir ilaç olduğu manşetlere yansıdıktan kısa bir süre sonra, bu ilacın cinsel uyarılma ve orgazm so­runu olan kadınlarda da mucize ilaç olabileceğini düşündüren yeni bazı bildiriler yayımlandı. Viagra internet­te kadınlar için (Viacreme adında) bir krem olarak pazarlanıyor. Gerçi bu ilaç erkeklerde olduğu gibi kadınlar­da da cinsel organlara kan akışını ar­tırabilir, ama doktorlar kadınlarda (belki de erkeklerde de) cinsel uyarıl­manın kan akışmdaki değişiklikler­den çok, psikolojik ve duygusal et­menlerle ilişkili olabileceği konusun­da uyarıda bulunuyor. Özgül bazı fi­ziksel uyarılma sorunları olan kadın­lar bu ilaçtan yararlanabilir, ama pek çoğu için yararlı olmayabilir.

Cinsel dürtünün az olmasıyla il­gili bazı psikolojik sorunlar çok kar­maşık olabileceğinden, bazen her­hangi bir ilerleme görülebilmesi için uzun ve yoğun bir tedavi süreci ge­rekli olabilir. Bu kişilerin çoğu teda­viden yararlansa da, bir bölümünün tedavisi güç olmaya devam ede­cektir.

Cinsel Dürtünün Az Olması

Cinsel istek (libido) birçok bakımdan yiyeceklere duyulan iştaha benzer.
Kendimizi mutlu, sağlıklı ve kay­gısız hissettiğimizde yemeklerden daha fazla hoşlanırız ve daha çok ye­riz. Yorgun, gergin ve endişeliysek hiçbir şeyin tadını alamayız ve so­nunda kilo bile kaybedebiliriz.

Cinsellikten hoşlanabilmek için kadınların da, erkeklerin de gevşe­meleri ve kendilerini iyi hissetmele­ri gerekir, dolayısıyla yaşamdaki önemli değişiklikler (evlenme, taşın­ma, yeni bir bebeğin doğumu, yeni bir işe girmek vb.) cinsel isteği azal­tabilir.
İnsanların çoğu “kriz” atlatılınca kendi ritimlerini yeniden yakalar. Bu başarılamıyorsa, daha ciddi bazı so­runların, belki de doğrudan ilişkinin gözden geçirilmesi gerekebilir.

Cinsel olarak uyarılmayan, hiçbir zaman mastürbasyon yapmayan ya da cinsel fanteziler kurmayan ve cin­sel ilişkiyle ilgilenmedikleri izlenimi­ni veren kişilere daha seyrek rastlanır. Bu kişiler hallerinden memnun olabilir ya da diğer insanlardan “farklı” olduklarını hissettikleri için yardım talep edebilir.

Cinsel dürtü genel olarak düşük olabilir ve bu durumda kişi hiçbir za­man ve hiçbir eşle uyarılamaz; öte yandan bu sorun yalnızca belli bir eş­le ya da belli durumlarda da ortaya çıkabilir. Hangisi söz konusu olursa olsun, diğer cinsel sorunlarda olduğu gibi cinsel dürtünün az olmasının ne­deni de fiziksel bir hastalık, ilaçlar ya da psikolojik bir iç çatışma olabilir.

Seks terapistleri kendilerine baş­vurarak yardım talep eden kişilerin yaklaşık %40′ının cinsel istek eksikli­ğinden yakındıklarını belirtiyorlar. Bununla birlikte, cinsel dürtü kişiden kişiye çok büyük farklılık gösterdiği için, çoğu zaman neyin “az”, neyin “normal” olduğunu söylemek o ka­dar kolay değildir.

Erkekte cinsel aktivite ergenlik çağının sonlarına doğru, gencin cin­sellikle en yoğun ilgilendiği dönem­de zirveye ulaşır ve daha sonra giderek azalmaya başlar. Böylece eriş­kin çağda ve orta yaşlarda erkekler giderek daha uzun bir süre rahatla­madan kalabilirler ve engellenmişlik duygusu yaşamazlar. Bununla birlik­te, bir eşi çekici bulduklarında ve uyarıldıklarında yeniden çok aktifle-şebilirler.
Kadınlarda cinselliğe duyulan ilgi daha yavaş artar ve otuz yaşlarına doğru doruğa ulaşır. Kadınlarda cin­sel dürtünün erkeklere göre daha kı­rılgan olduğu ve kolayca baskılanabildiği anlaşılıyor, ama daha fazla or­gazma ulaşma kapasiteleri vardır.

Dolayısıyla, cinsellikle hiç ilgilen­meyen ve hemen hiç mastürbasyon yapmayan bir genç erkeğin ve ken­di başına ya da eşi tarafından uyarılamayan 39 yaşında bir kadının, nor­mal deneyimlerden farklı olduğu, bu nedenle onlarda cinsel dürtünün az olduğu söylenebilir.

Orgazma Ulaşamamanın Nedenleri

Bu gibi durumların hepsinde başlıca sorun kötü bir teknik ve yetersiz uyarılma olabilir.

Fiziksel Nedenler
Biraz alkol gevşeme sağlayabilir, ama çok fazla alkol cinsel perfor­mans üzerinde öldürücü bir etki ya­par. Erkekler sertleşmeyi devam et­tirmekte zorlanabilir, kadınlar ise or­gazma ulaşabilecek kadar uyarıl­makta güçlük çeker.

İlaçlar da böyle bir etki yapabilir ve libidoyu (cinsel dürtüyü) azaltan ilaçların hepsi orgazmı da önleyebi­lir. Kokain, barbitüratlar, tioridazin, bazı yüksek tansiyon ilaçları, östrojen, depresyon ilaçları, zaman za­man da gebeliği önleyici kontrasep-tif haplar bu türdendir.

Ameliyat da cinsel doyumu etki­leyebilir, ama vakaların çoğunda ne­den fiziksel olmaktan çok psikolojik­tir yani cinsel organları ilgilendiren ya da göğüslerin alınması (mastektomi) veya kolostomi (kalın barsağın dışarı açılması) gibi ameliyatlara gösterilen tepkiye bağlıdır. Rahmin alınmasının (histerektomi) bazı ka­dınlarda daha az tatmin edici bir or­gazma yol açabildiğim gösteren ka­nıtlar vardır. Oysa prostat ameliyatı erkeklerin yalnızca küçük bir bölü­münde cinsel işlevde azalmaya yol açıyor.

Uzun süren ağır hastalıkların hepsi cinsel dürtüde azalmaya ve orgazma ulaşmakta güçlük çekilme­sine neden olabilir. Nedeni ne olur­sa olsun, cinsel birleşme sırasında ağrı (bk. s. 25-34) kadının orgazma ulaşamayacak kadar gerilmesine ve endişelenmesine neden olabilir. Çok seyrek olarak orgazma ulaşamama­nın nedeni nörolojik bir sorundur.

Psikolojik sorunlar
Orgazm kişinin cinsel olarak “geri dönülmez bir noktaya” erişene ka­dar uyarıldığı zaman ortaya çıkan bir reflekstir. Özellikle kadınlarda başlı­ca sorun kişinin yeterince uzun bir süre yeterli ölçüde uyarılmaması olabilir, ama başka bazı etmenler bu “noktaya” erişmeyi güçleştirici bir rol oynayabilir.

Kadınlar uyarılmaya yanıt vere­cek biçimde kendilerini bırakmak için, güvenli bir ortamda bulunmaya ve gevşemeye daha fazla gereksi­nim duyar. Gebelik, ilişkinin kendisi ve benzeri konulardaki çözümlen­memiş kaygılar heyecanı önleyebi­lir.

Orgazma birkaç kez ulaşılamadıysa, başarı endişesi ve başarısızlık korkusu sorunu daha da ağırlaştıra­bilir ve “seyirci tutumu” adı verilen bir davranış kalıbı yerleşebilir. Vücu­du erotik duyguların hazzma bırak­mak yerine, orgazma ulaşma hede­finin ön plana geçmesi kişinin kendi­sine sürekli “Böyle hissetmem mi gerekiyor? Orgazma yaklaşmıyor muyum? Neden? Sorun ne?” gibi sorular sorması anlamına gelir: Bu türden endişelerin uyarılmayı önle­mesi ve orgazmı engellemesi kaçı­nılmazdır.

Orgazma ulaşamayan kadınlarla ilgili araştırmalarda başka birçok fak­törün de rolü gözlemleniyor; kont­rolü yitirme korkusu, yarışmacı ya da saldırgan duygular, orgazma ulaşılırsa idrar kaçırılacağı gibi gerçek­dışı korkular, vb. Sorunun ruhsal bo­yutlarıyla birlikte ele alındığı cinsel ruh sağlığı terapisinde (psikoseksüel terapi) bunlar da irdelenmelidir.

ORGAZM SORUNLARINDA TEDAVİ
En iyisi bu konuyu terapistle görüş­mek ve temel sorunun ne olduğu­nun belirlenmesini sağlamaktır. So­run cinsel teknikteyse, terapist çiftin birbirini uyarmada yeni yöntemleri denemesine yardımcı olabilir ve ka­dına cinsel birleşme sırasında klitori-sin uyarılmasını artırmak için belli egzersizler öğretebilir. Diğer bazı durumlarda daha çok psikolojik boyuta vurgu yapılabilir.

“Seyirci tutumu” sorunu varsa, terapist fantezilerle dikkatin dağıtıl­masını, ayrıca gerekiyorsa erotik li­teratür ya da film ve vibratör gibi yardımcı araçlardan yararlanılmasını önerebilir. Kadının ve erkeğin or­gazma ulaşmasına yardım eden öz­gül egzersizler arasında 53. sayfa­daki kutuda belirtilenler de buluna­bilir.

Fantezilerden yararlanma doğal hale gelirse, başarısızlık endişesi ve korkusu ve buna bağlı seyirci tutu­munun oluşturduğu kısır-döngü kırı­labilir.

Sonuçlar
Orgazma ulaşamama tedavilerinde genellikle büyük başarı elde ediliyor ve seks terapistleri 20 seansta %90 başarı sağlandığını belirtiyor.

Orgazm Sorunları

rkeklerde orgazma ulaşma sorununun kadınlardan çok daha az görüldüğü yolundaki izlenim istatistiklerle de doğrulanı­yor. Çeşitli araştırmalarda erkeklerin yalnızca %1 ile %4′ü orgazm sorunu yaşarken, kadınlarda bu oranın %40′a kadar çıktığı görülüyor.

Kadınların % 26’sı cinsel ilişki sı­rasında hiçbir zaman orgazma ulaş­madıklarını bildiriyor.Yüzde 80′e yakın bir bölümü de cinsel ilişki sıra­sında yalnızca “yardımla”, örneğin klitorisin uyarıldığı ön sevişmeyle orgazma ulaştıklarını belirtiyor.

Seks terapistlerinin büyük bir bö­lümü, aslında kadının klitorisi uyarıl­madan orgazma ulaşmakta güçlük çekmesini “normal” saymak gerekti­ği kanısındadır. Yine de, kadınların %10′u hiçbir zaman hiçbir yoldan orgazma ulaşamıyor.

Genç erkeklerin orgazmı dene­tim altına almayı öğrenmeleri ge­rektiği gibi, genç kadınların da nasıl orgazma ulaşacaklarını öğrenmeleri gerekiyor.

Kadınlarda mastürbasyon hâlâ yaygın bir biçimde kabul edilemez olarak görülse de, birçok kadın ne tür bir uyarılmadan hoşlandığını kendine dokunarak öğreniyor. Bunu bir kere keşfedince ihtiyaçlarını cin­sel eşlerine anlatmaları çok daha ko­lay oluyor.

Kadın nasıl orgazm olabileceğini bilse bile, cinsel birleşme sırasında kullanılan birçok pozisyonda klitoris kadının orgazma ulaşmasına olanak verecek kadar uyarılamaz. Dolayı­sıyla, bu sürecin her yeni eşle “yeni­den öğrenilmesi” gerekecektir. Ay­rıca çiftlerin iki tarafı da tatmin eden bir ön sevişme tarzı aramak için za­man ayırmaları gerekir.

Erektil İşlev Bozukluğu Nedenleri

FİZİKSEL NEDENLER
*Alkol ve ilaçları
Alkol ve ilaçlan Erekti! işlev bo­zukluğu vakalarının 6′da 1 ‘inin alko­le bağlı olduğu düşünülüyor. Bazı ilaçlar da soruna neden olabilir; bun­lar arasında bazı hipertansiyon ilaçla­rı (metildopa, guanetidin, beta blo-kerler ve diüretikler), östrojen (ka­dın cinsel hormonu) içeren ya da testesterona (erkek cinsel hormonu) karşı etki yapan ilaçlar sayılabilir. Öte yandan kokain de sertleşmeyi azalta­bilir.

*Hormon düzeylerini etkileyen durumlar
Hormon düzeylerini etkileyen durumlar; Vücuttaki hormon düze­yini düzenleyen organları etkileyen durumlar sertleşme üzerinde de etki yapabilir. Addison hastalığı, böbrek üstü bezi tümörleri, testesteron üre­timini etkileyen ender sorunlar, aşırı şişmanlık (obezite) ve tiroid bezinin fazla ya da az çalışması sayılabilir.

*Dolaşımı etkileyen sorunlar
Dolaşımı etkileyen sorunlar; Sertleşme olabilmesi için penise kan gelmesi ve kanın orada kalarak dışa­rı sızmaması gerekir. Bu mekanizma­da şu ya da bu yönde bir bozulduk olursa, yani penise çok az kan gelir ya da penisten çok fazla kan çıkarsa sertleşme sorunu yaşanabilir. Penise gelen kan damarlarının tıkanması (tıpkı kalp hastalığında kalp damarla­rının tıkanması gibi) yaygın bir ne­dendir. Dolayısıyla çok sigara içen kişilerde bu iki risk de, diğer dolaşım bozukluğu riskleri de yüksektir.

*Şeker Hastalığı
Şeker hastalığı da damar hastalığına neden olabilir, ayrıca vücudun çeşitli bölgelerinde­ki ve penisteki sinirleri etkileyebilir.

*Nörolojik sorunlar
Bunlar omu­rilik yaralanması, multipl skleroz ya da tümörler gibi omuriliği ya da pe­nise gelen sinirleri etkileyen sorun­lardır. Çok seyrek olarak prostat ameliyatı sinir ya da doku hasarına yol açarak sorun yaratabilir.

*Penisin kendisini ilgilendiren sorunlar
Penis dokusunu etkileyen durumlar da sertleşme sorunlarına neden olabilir. Bunlar arasında Pey-ronie hastalığı (penisin bir bölümün­de fibröz [bağ dokusunu ilgilendi­ren]) şişlik, tedavi edilmeyen pri-apizm ya da parafimozis ya da enfeksiyon bulunmaktadır.

*Ciddi hastalıklar
Ağır seyreden uzun süreli karaciğer ya da böbrek hastalığı da sertleşme başarısızlığına neden olabilir. Ciddi hastalıkların hepsi (kalp krizi, göğüs hastalıkları, yaralanmalar, büyük ameliyatlar) şu ya da bu nedenle erektil işlev bo­zukluğuna yol açabilir.

PSİKOLOJİK NEDENLER
Psikolojik stres ya da sorunların hep­si sertleşme sorunlarına neden olabilir. Yakın zamanda gerçekleşen bir olay nedeniyle yaşanan depresyon, anksiyete ya da sarsıntı erektil bo­zukluğa neden olabilir. İlişkiyle ilgili sorunlar ya da evlilikteki anlaşmaz­lıklar bu yolla kendini gösterebilir. Cinsel yönelimleri konusunda kafa karışıklığı yaşayan erkekler de bir kadınla sertleşmeye ulaşamayabilir. Cinsel başarı baskısı da başarısızlığa neden olabilir; sertleşme sorunları nedeniyle doktora başvuran erkek­lerin yaklaşık dörtte birinde esas ola­rak erken boşalma sorunu vardır.

Tedavi
Tedavi nedene bağlı olarak belirle­nir. Erektil sorunları olan bir erkek cinsel işlev bozukluğu merkezlerine, hastanelerin üroloji servislerine ya da bir özel doktora başvurabilir. Doktor gerekli gördüğü incelemeler için uygun yerlere (hormonlar, şeker hastalığı, dolaşım sorunları, vb) sevk edebilir.

Yaş, yardım isteme konusunda bir engel oluşturmamalıdır; erektil sorunlar görece yaşlı erkeklerde da­ha sık görülse de, bir yaşlanma soru­nu olarak ele alınmamalıdır. Doktor hastaya önce sağlığı ve cinsel yaşa­mı konusunda bazı sorular soracak­tır. Daha sonra sertleşme güçlüğüne ilişkin daha ayrıntılı sorulara geçebi­lir ve duygusal yaşam ya da ilişkiler­de yaşanan olası sorunlar üzerinde durabilir.

İlk başta tam bir tıbbi muayene tansiyon ölçümü ile bir dizi kan ve idrar testi yapılabilir. Sonraki incele­meler doktorun ne gibi bulgular el­de ettiğine göre değişir.

FİZİKSEL NEDENLERE BAĞLI EREKTİL İŞLEV BOZUKLUĞUNDA TEDAVİ SEÇENEKLERİ
Yaşam biçimini ya da kullanı­lan İlaçlan değiştirmek
Alkol ve sigarayı azaltmak ya da kesmek çok yararlı olabilir. Olanak varsa kullanı­lan ilaçları değiştirmek de aynı şekil­de yararlı olacaktır.

İlaçlar
Viagra erektil işlev bo­zukluğu sorununu bir çırpıda çözen, uzun süredir hayallerde yaşayan ha­rika bir ilaç olarak karşılandı ve bu sorunu yaşayan kişilerin büyük ço­ğunluğunda gerçekten işe yarıyor. Viagra sildenafil adındaki ilacın tica­ri isimlerinden biridir (Türkiye’de farklı firmalar tarafından Sildegra, Vi­agra ve Vigrande isimleri altında kullanıma sunuldu). Penisteki kan damarlarının dolmasını (dolayısıyla sertleşmeyi) önleyen bir enzimi blo­ke ediyor, böylece damarlar daha iyi doluyor.

Cinsel ilişkiden bir saat önce alı­nırsa, uyarılan ve uyarılara yanıt ve­ren on erkekten yedisinde sertleş­me gerçekleşiyor; bu özelliğiyle hangi koşullarda olursa olsun sert­leşmeye yol açan diğer ilaçlardan çok daha doğal bir etki sağlıyor. Fi­ziksel ve psikolojik nedenlere bağlı erektil işlev bozukluğunda düzelme olduğu bildirilirken, sorunları şeker hastalığı ya da prostat ameliyatıyla ilgili olanlarda başarı düzeyi daha düşüktür.

Yan etkiler seyrektir, ama baş ağ­rısı, deride kızarma, sersemlik hali ve ishal görülebiliyor; daha da önemlisi bu ilaç bazı kalp sorunları olan erkeklerde tehlikeli olabiliyor, bu nedenle ilacın rasgele kanallar­dan alınmaması, doktor tarafından yazılması belirleyici önem taşıyor.

Öte yandan pahalı bir ilaç olması nedeniyle sildenafll herkesin kolayca ulaşabileceği bir seçenek olmayabi­lir, ayrıca bazı kişilerde başka bazı tedaviler daha uygun olabilir.

Seyrek bazı vakalarda hormon tedavisi uygun tedavi olabilir. Bazı erkekler yohimbin adındaki ilacın da penisin duyarlılığını artırdığını ve sertleşmeye yardım ettiğini belirti­yor. Ama bu ilacın bu amaçla kulla­nımı onaylanmadı. Ayrıca bu ilacın kalp sorunları ve yüksek tansiyonu olan kişiler tarafından kullanılmama­sı gerekiyor.

Enjeksiyonlar
Bu yöntemde er­kek kendisi cinsel ilişkiden önce pe­nise küçük bir iğne yapıyor. On da­kika içinde sertleşme gerçekleşiyor ve sevişme için yeterince uzun bir süre (yaklaşık 45 dakika) devam edip, sonra kendiliğinden geçiyor.
Çabuk sonuç alındığı ve iğneler kim­se görmeden yapılabildiği için, bir­çok erkek bu yöntemi tutuyor. İğne­den çekinen kişilerde ilaç küçük bir hap şeklinde üretradan içeri sokulu­yor. Bu yönteme MUSE (”medicated urethral system for erection” [sertleşme için üretral sistemin ilaç­lanması] sözcüklerinin kısaltması) adı veriliyor. Seyrek görülmekle bir­likte dikkat edilmesi gereken bir yan etki, ereksiyonun dört saatten uzun süre devam ettiği priapizmdir. Bu durumda kalıcı hasar olmaması için kişinin derhal bir hastanenin acil ser­visinde tedavi edilmesi gerekir. Bu olayın bir daha tekrarlamaması için dozun daha sonra yeniden ayarlan­ması gerekir.

Vakum gereçleri
Bu yöntemde erkek penisini plastik bir silindire so­kar ve bir pompayı çalıştırarak silindir içinde bir vakum (negatif basınç) yaratır. Bu işlem penisin sertleşme­sini sağlar ve penisin köküne taktığı bir lastik şeritle sertleşmeyi sürdü­rür. İğnelerden hoşlanmayan kişiler­de bu da oldukça tutulan bir yön­temdir. Bu işlem biraz mekanik gö­rülebilir ve romantik olmadığı ileri sürülebilir, ama bunun dışında işe yarar. Ayrıca, sertleşme sağlayan ama cinsel ilişki sırasında bunu sür­düremeyen bazı erkeklerde tek başı­na lastik şerit de kullanılabilir.

Ameliyat
Sorunun penise kan gelişiyle ilgili olduğu bazı erkekler­de bu yöntem yararlı olabilir. Ameli­yatla sertleşmeyi önleyen bir engel varsa kaldırılır ya da sertleşme sıra­sında penisten kan sızması varsa bu onarılır.

Penis protezleri
Penisin gövde­si boyunca, şişirilebilen ya da yarı-katı çubuklar yerleştirilebilir. Yarı-ka-tı çubuklarda sertleşme süreklidir. Şişirilebileni daha gelişmiş bir ge­reçtir ve çoğunlukla torbalara yerleş­tirilen bir pompaya bağlıdır. Genel­likle ameliyata son çare olarak baş­vuruluyor, ama bu ameliyatı geçiren erkekler sonuçlardan memnundur.

PSİKOLOJİK TEDAVİ
Psikoseksüel terapi ya da danışmanlıkta sertleşme başarısızlığına yol açabilecek duygusal sorunlar ele alınır. Bu tek başına yapılabileceği gibi, eşle birlikte de gerçekleştirile­bilir.

Genel olarak erkeğin sertleşme sorununa belli bir konudaki mutsuz­luğunun, korkusunun ya da endişe­sinin yol açtığını anlaması gerekir; yoksa bu tedavide terapist erkeğe sertleşmeyi nasıl sağlayacağını öğretmeyecektir. Nasıl ki vajinanın kayganlaşması kadının elinde değil­se, penisin sertleşmesi de erkeğin elinde değildir. Sıklıkla erkeğin, sertleşme konusunda duyduğu en­dişeler nedeniyle sevişme sırasında kendini bırakıp haz almak yerine, kaygıyla başarıp başaramayacağını izleyen bir “seyirci” haline geldiğini fark etmesi de gerekir.

Terapistin çeşitli konular üzerin­de durulmasını sağlamasından son­ra, çifte bazı egzersizler verilerek, korkusuz bir biçimde birbirlerine haz vermeyi yeniden öğrenmeleri sağla­nabilir. Genellikle bu egzersizler ara­sında beş duyuya odaklanma da bu­lunur (bk. s. 36) ve sonraki evreler­de erkeğin sertleşmeyi sürdürmesi üzerinde durulur.

Kişi istekliyse mükemmel sonuç alınır ve neden ister fiziksel, ister psikolojik olsun erkeklerin çoğu bu tedaviden yararlanır.

Sağlık hakkında
   
 
Alfebetik sıraya göre hastalıklar.
 
A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z
 

Tisohbet.com Copyright ® 2008 Desing by boCek & FALcON

Anasayfa  Sohbet Saglık Hastalık Şifalı bitkiler  Rüya tabirleri Iletisim

domain