|
Akut Lenfositik Lösemi
Alternatif isimler
Akut çocukluk dönemi lösemisi , ALL , Kan Kanseri
Tanım
Lenfoblastlara benzeyen olgunlaşmamış beyaz kan hücrelerinin sayısında
artışla karakterize ilerleyici , kötü huylu bir hastalıktır.
Nedenleri,Görülme sıklığı,Risk faktörleri
ALL çocukluk dönemi lösemilerinin % 80 inden sorumludur. 3-7 yaşları
arasında sıktır. Erişkinlerde de görülebilir ve tüm erişkin lösemilerinin %
20 ini oluşturur.
Akut lösemilerde kötü huylu hücrelerde olgunlaşma ve farklılaşma fonksiyonu
kaybolmuştur. Bu hücreler hızla çoğalıp normal hücrelerin yerini alırlar.
Habis hücreler normal kemik iliği elemanlarının yerini aldıkça kemik iliği
yetmezliği gelişir. Normal kan hücrelerinin sayısında azalma olduğu için
kişide kanama ve enfeksiyon şikayetleri başlar.
Çoğu vakada görünür bir sebep yoktur. Bununla birlikte radyasyon , benzen
gibi bazı toksinler ve bazı kemoterapi ajanları lösemi oluşumuna katkıda
bulunur. Kromozomlardaki anormallikler akut lösemi gelişiminde rol
oynayabilir.
Risk faktörleri içinde Down Sendromu , lösemili kardeş , radyasyona maruz
kalma , kimyasal maddeler ve ilaçlar sayılabilir.
Hastalık 100.000 kişinin 6 sında görülmektedir.
Korunma
Çoğu vakanın sebebi bilinmediği için korunma yöntemleri de
bilinmemektedir.Toksinlere , radyasyona , kimyasal maddelere maruz
kalınmaması riski azaltabilir.
Belirtiler uzun süreli veya çok miktarda kanama olması
çürüklerin kolayca oluşması burun kanaması dişeti kanaması adet kanamasında
düzensizlikler deri içine kanamalar deri döküntüsü veya peteşi ( kanamaya
bağlı küçük kırmızı noktalar ) , ekimoz ( çürükler ) gibi deri lezyonları
enfeksiyon yorgunluk sternum hassasiyeti ( sternum: göğüs kemiği ) solukluk
kemik ağrıları veya hassasiyeti eklem ağrıları ( kalça , diz , ayak bileği
, ayak , omuz , dirsek , el bileği , elin küçük eklemlerinde ağrı )
lenfadenopati (lenf bezlerinin büyümesi ) açıklanamayan kilo kaybı
dişetlerinin şişmesi ateş egzersizle kötüleşen solunum güçlüğü çarpıntı
Tanı/Teşhis fizik muayenede büyümüş karaciğer-dalak ,
ekimoz ve kanama bulguları saptanır. beyaz kan hücrelerinin sayısında
anormallikler tam kan sayımı – anemi ( kırmızı kan hücrelerinin azalması )
ve trombosit sayısında azalma saptanır. kemik iliği aspirasyonu – kemik
iliğindeki hücre sayısında ve lenfoblastlardaki artışı gösterir. T lenfosit
sayımı hücre yüzey antijeni çalışmaları
Tedavi
Tedavinin amacı hastalığın remisyonudur ( hafifletilmesidir ). Periferik
kan sayımı ve kemik iliği normale döndüğü zaman remisyon sağlanır.
ALL antikanser ilaçların kombinasyonuyla tedavi edilir ( kemoterapi ).
Kemoterapinin başlangıcında hastanın 3-6 hafta hastanede kalması
gereklidir. Bunu takip eden kemoterapi seansları ayaktan verilebilir.
Kemoterapi prednison , vincristine , metotreksat , 6-merkaptopürin ve
siklofosfamid’i içeren 3-8 ilaç kombinasyonundan oluşur. Ayrıca anemi ve
düşük trombosit sayısını düzeltmek için kan ürünleri vermek gerekibilir.
Gelişen herhangi bir ikincil enfeksiyon için antibiyotik kullanılabilir.
İyileşme ( remisyon ) sağlandıktan sonra bel kemiği sıvısı ( spinal sıvı )
na saldıran lösemik hücrelerin tedavisi için omurgaya kemoterapi ve/veya
radyoterapi uygulanabilir.
Takibeden tedavi , relapsları ( hastalığın daha da kötüleşmesini ) önlemeye
yöneliktir.
Yüksek doz kemoterapiye veya diğer tedavilere cevap vermeyen ağır vakalar
için önerilebilecek diğer bir tedavi seçeneği de kemik iliği naklidir.
Prognoz/Hastalığın gidişi çocuklarda erişkinlerden daha
iyi sonuçlar elde edilir. yaklaşık % 95 vakada tam remisyon sağlanır. Şifa
oranı ise % 50-60 tır. erişkinlerin % 80 inde tam remisyon , % 30-50
arasında şifa sağlanır. tedavisiz yaşam süresi yaklaşık 3 aydır.
Komplikasyonlar/Riskler şiddetli enfeksiyonlar ALL nin
kötüleşmesi yaygın damar içi pıhtılaşma
Doktorunuza başvurun şüpheli ALL belirtileri gelişirse
kişide ALL ile ilgili sürekli ateş veya diğer enfeksiyon belirtileri ortaya
çıkarsa …
Akut Bronşit
Tanım
Akut bronşit bronş adı verilen büyük solunum yollarında virus, bakteri ve
mantarlar tarafından oluşturulan akut bir iltihabi hastalığıdır. Ayrıca
asidik ve alkali maddelerin solunması ile de iltihabi olmayan akut bronşit
tablosu da gerçekleşebilir.
Etkenler
Akut bronşit yapan nedenlerin başında solunum yolları virusları yer
almaktadır. Akut bronşit vakalarının ekserisi İnfluenza, Parainfluenza,
Coryza (nezle) virusu, Adenoviruslar ve Respiratory syncytial viruslarla
meydana gelir.
Bakterilerle meydana gelen akut bronşit nispeten daha seyrektir. Akut
bronşite sebep olan bakterilerin başında Hemophilus influenza, Pnömokoklar,
Streptokoklar, ve Stafilokoklar gelmektedir.
Nadiren Candida ve Aspergillosa türü mantarlar da akut bronşite neden
olabilirler.
Şikayetler
Genellikle hastalık burun ve boğaz enfeksiyonu şeklinde başlar. Bazen de
üst solunum yollarına ait herhangi bir şikayet olmaksızın akut bronşit
tablosu kendini gösterebilir.
Hastalığın başlangıcında sık tekrarlayan ve kuru bir öksürük vardır.
Birkaç gün sonra öksürükle beraber balgam çıkarma şikayeti de olaya dahil
olur. Önceleri normal vasıflarda olan balgam, bir süre sonra iltihaplı bir
özellik kazanır.
Bazı vakalarda yüksek ateş, halsizlik, kırgınlık şikayetleri de
görülebilir. Bir kısım hastada büyük hava yollarının tahrişine bağlı olarak
gelişen göğüs ağrısı da bulunabilir.
Fizik Bulgular
Fizik muayene bulguları normal olabilir. Solunum yollarının ödem ve koyu
balgam ile tıkanmış olduğu durumlarda ronküs denilen anormal sesler
duyulabilir. Bronşlarda yumuşak balgam varsa ral adı verilen anormal
solunum sesleri duyulabilir. Raller genellikle her iki akciğer sahasında
yaygın olarak duyulursa da bazı sahalarda daha az, bazı sahalarda daha
belirgin olabilir.
Tanı
Akut bronşitte solunum yollarının tutulması ve akciğer dokusunun normal
olması nedeniyle akciğer grafisi normal olarak bulunabilir. Bazı vakalarda
akciğer dokusu da iltihaptan etkilenebilir ve akciğer grafisinde solunum
yolları ve damarsal yapılarda belirginleşmeler izlenebilir.
Bakterilerin neden olduğu akut bronşitte kanda beyaz küre hücrelerinin
sayısında ve kan çökme hızında artış görülebilir. Balgam tetkiklerinde
etken bakteri ya da mantar üretilebilir, virusların tespit edilmesi zordur.
Akut bronşit tanısı hastanın şikayetleri, muayene bulguları ve
laboratuar tetkikleri bir arada değerlendirilerek konulur.
Tedavi
Hastanın odası sıcak ve nemli olmalıdır. Ateşsiz ve hafif seyirli akut
bronşitlerde antibiyotik tedavisi gerekli değildir. Küçük çocukların,
yaşlıların, kalp hastalarının, amfizem ve kronik bronşitli hastaların akut
bronşitlerinde antibiyotik kullanılmalıdır. Yüksek ateşle seyreden
olgularda mutlaka antibiyotik verilmelidir.
Ateş ve ağrısı olan hastalarda tedaviye ağrı kesici-ateş düşürücü
ilaçlar eklenmelidir. Balgam çıkaramayan hastalarda sürekli ve rahatsız
edici kuru öksürük varsa öksürük kesici ilaçlar da başlanabilir. Hastanın
balgam atması halinde balgam söktürücü ilaçlar kullanılmalıdır.
Bebeklerde Beslenme
Anne sütü tartışmasız
bebeğiniz için en iyi besin kaynağıdır. Ancak bebeğiniz anne sütü
alamıyorsa, onu en doğru şekilde beslerken hastalıklara karşı da korumak
istiyorsanız içiniz rahat olsun: Bu dönemde bebeklerin besinsel
ihtiyaçlarına göre hazırlanmış devam mamaları sağlıklı büyüme ve gelişme
için anne sütünden sonra en doğru, en sağlıklı alternatiftir.
Bebeğin sağlıklı büyüme ve gelişimi için ilk bir yıl inek sütü
kullanılmaması gereği tüm bilimsel çevreler tarafından kabul edilmiş bir
gerçektir. Büyüme ve gelişmenin en hızlı olduğu hayatın ilk bir yılında
bebeğinizin sağlıklı ve doğru beslenmesi kadar mide barsak enfeksiyonları,
allerji ve ishale karşı korunması da önemlidir.
FONKSİYONEL BESİNLER NE DEMEKTİR?
Günümüzde sağlık için faydalı besin maddeleri araştırma çalışmaları yoğun
olarak yapılmaktadır. Bu çerçevede değerlendirilen en güncel bilimsel
gelişmelerden biri olan “Fonksiyonel Besinler,” “Sağlıklı Besinler” (Healthy
Foods) olarak da adlandırılır. Fonksiyonel besinler, doğru ve dengeli bir
beslenme sağlama haricinde, hastalıkların tedavisi de dahil olmak üzere
tıbbi, koruyucu, faydalı ve sağlığa katkıda bulunan besinlerden oluşan
bütünsel bir kavramlar dizisi olarak tanımlanabilir.
PROBİYOTİK BESİN NE DEMEKTİR?
Bu kavramlardan birisi probiyotik besindir ve tüketilmesi barsak florası
için faydalı etkilere sahip canlı bakteriler bileşimini içeren besinler
olarak tanımlanırlar. Probiyotikler, anne sütüyle beslenen bebeklerin
barsak florasında yoğun olarak bulunur.
BEBEK İÇİN PROBİYOTİKLERİN FAYDALARI NEDİR?
Probiyotikler doğal korumayı temin eder. Bağışıklık sistemini destekler,
hastalık yapan mikroorganizmaların üremesine engel olurlar. Hastalıklara
karşı direncin artmasını sağlarlar. İshal ve allerjinin önlenmesi ve
iyileştirilmesinde önemli faydaları vardır. Sindirimi kolaylaştırır,
vitaminlerin sentezinde rol oynarlar.
BEBEK MAMALARINA PROBİYOTİK İLAVESİ MÜMKÜN MÜDÜR?
Bebek mamalarına probiyotik ilavesi yapılabilmesi ancak çok ileri
teknolojinin kullanıldığı sistemlerde mümkündür.
Probiyotik etkilerinin klinik çalışmalarla kanıtlanmış olmasının yanı
sıra, bebek mamalarına ilave edilen probiyotiklerin, faydalı olabilmesi
için taşıması gereken en önemli özelliklerden biri insan kaynaklı
olmalarıdır.
Çünkü probiyotik ilavesi değil, doğru anne sütüyle beslenen bebeklerde
mevcut olan probiyotik ilavesi önemlidir.
PROBİYOTİK İÇEREN BEBEK MAMASI ÜLKEMİZDE MEVCUT MUDUR?
Anne sütü ile beslenen bebeklerde doğal korumayı sağlayan probiyotikler
ülkemizde sadece ÜLKER HERO BABY 2 PROBİYOTİK devam mamasında
kullanılmıştır. Bebeğinizi beslerken, onun aynı zamanda hastalıklardan
doğal yollarla korunmasını sağlayacak çok yeni bir konsept olan fonksiyonel
besinler Ülker Hero Baby 2 Probiyotik Devam maması ile sizlere ulaşıyor.
Ülker Hero Baby 2, anne sütü ile beslenen çocuklarda dominant etkileri
klinik deneylerle kanıtlanmış olan b.bifidum&b.longum türleri ile
zenginleştirilmiş tek bebek maması olma özelliğini taşıyor. Ülker Hero Baby
2, 4. aydan itibaren anne sütü alamayan bebeklerde doğal korumayı sağlayan,
büyüme ve gelişmeyi destekleyen besleyici devam sütüdür.
• Vücudun bağışıklıkla ilgili savunma mekanizmalarını güçlendirir.
• İshal ve alerjiyi önler.
• Sindirimi kolaylaştırır.
• Enfeksiyonlara karşı direnci artırır.
• Bebeğin özellikle bu dönemde artmış olan DEMİR, ESANSİYEL YAĞ ASİTLERİ
ihtiyacını karşılar.
Ülker Hero Baby 2 Probiyotik Devam Maması, bebeğinizi mükemmel bir
şekilde beslerken, aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendirir,
hastalıklara karşı direncinin artmasını sağlar.
DENGELİ BESLENME NEDEN ÖNEMLİDİR?
İlk bir yılda doğru ve dengeli beslenme eğitimde başarı, bağışıklık
mekanizmasının gelişimi, vücut kompozisyonunun doğru gelişimi, sağlıklı
çalışma gücünü sağlarken, ilk bir yılda yanlış ve yetersiz beslenme, uzun
dönemde şeker hastalığı, şişmanlık, kalp hastalığı, yüksek tansiyon ve
yaşlanmanın hızlanmasına neden olmaktadır.
Bebeğin Eşinin (Plasentanın) Erken Ayrılması
Abrubtio placenta hamileliğin, nadir görülen ancak hem anne hem de bebek
hayatını tehlikeye atabilen çok ciddi bir komplikasyonudur. Tanım olarak
plasentanın doğumdan önce rahim duvarından ayrılmasıdır. Gebeliğin son
dönemlerinde görülen bebek ölümlerinin en önemli ve en sık görülen gelen
nedenidir. Dekolman olarak da tanımlanan abrubtio placentaya bağlı anne
ölümleri modern takip yaklaşımları sayesinde günümüzde %1′in de altına
düşmüştür.
Plasenta gerek yapı gerekse işlev açısından kendine özgü ve başka örneği
olmayan bir organdır. Bebeğin rahim içindeki yaşamını sürdürebilmesi
plasentanın sağlıklı işlev görmesine bağlıdır.
Plasenta normalde bebeğin doğumunu takiben görevini tamamlayarak
yerleşmiş olduğu yerden ayrılır ve vücut dışına atılır. Bu doğumun üçüncü
evresi olarak adlandırılır. Plasentanın atılmasını takiben rahim kasları
kasılarak açık olan kan damarlarının kapanmasını ve kanamanın durmasını
sağlarlar. Hamileliğin 20. haftasından sonra normal yerleşmiş olan bir
plasentanın bebeğin doğmasından önce yapışık olduğu yerden kısmen ya da
tamamen ayrılması ise dekolman olarak adlandırılır.
NE SIKLIKTA GÖRÜLÜR
Plasental dekolman tüm gebeliklerin yaklaşık %1′inde görülen bir durumdur.
ABRUPTİO PLACENTANIN SINIFLAMASI
Dekolman ile birlikte görülen komplikasyonların şiddeti ayrılmanın ve
kanamanın miktarı ile direk ilişkilidir. Dekolmanın şiddetini ve türünü
tanımlamak için değişik sınıflamalar kullanılmaktadır:
Evreye göre sınıflama
Evre 0 Hastada herhangi bir bulgu yoktur.Tanı doğumu takiben plasenta
ayrıldıktan sonra arkasında kan pıhtısı görülmesi ile konur
Evre 1 Hastada rahimde hassasiyetle birlikte kanama vardır ancak ne annenin
ne de bebeğin tehlikede olduğuna dair bir belirti yoktur.
Evre 2 Rahimde hassasiyet ve sürekli kasılma (tetani) vardır. Eşlik eden
kanama olabilir ya da olmayabilir. Annede şok tablosu yoktur ama bebek
sıkıntıdadır.
Evre 3 Uterusta şiddetli ve hiç gevşemeyen kasılmalar vardır. Kanamanın
miktarı 1 litreden fazladır ve anne adayı genellikle şok durumundadır.
Bebek büyük olasılıkla kaybedilmiştir.
Kanamaya göre sınıflama
Aşikar kanama Belirgin şekilde vajinal kanama vardır. Hastadaki bulguların
şiddeti kanamanın miktarına bağlıdır. Rahimde tetani ve hassasiyet olabilir
ya da olmayabilir.
Gizli kanama Belirgin bir vajinal kanama yoktur. Plasentanın ayrılması
nedeni ile oluşan kanama plasentanın arkasına hapsolduğu için vajinadan
dışarıya akamaz. Belirgin yakınma ve bulgu rahimde tetani ve hassasiyettir.
Bebek ya kaybedilmiştir ya da monitörde ciddi sıkıntı içinde olduğu
görülür.
Karışık Hem hassasiyet ve tetani hem de belirgin kanama vardır.
Durumun şiddetine göre olan sınıflama
Hafif Plasentanın 1/6’sından daha az bir kısmı ayrılmıştır. Kanama ya
yoktur ya da 200 mililitrenin altınadır. Hafif bir uterus hassasiyeti
olabilir ancak bebeğin sıkıntıda olduğuna dair bir belirti yoktur.
Orta Plasentanın 1/6 sı ile 2/3′ünde ayrılma vardır. Koyu renkli kanama
vardır ancak miktarı 1 litrenin altındadır. Uterusta hassasiyet ve tetani
vardır. Bebekte plasental yetmezliğe bağlı sıkıntı belirtileri bulunur.
Şiddetli Plasentanın 2/3′ünden daha fazlası ayrılmıştır. ve sürekli bir
uterin hassasiyet ile şiddetli ve hiç gevşemeyen kasılmalar vardır. Kanama
olabilir y ada olmayabilir. Eğer doğum gerçekleşmezse bebeğin ölmesi
kaçınılmazdır. Damar içi pıhtılaşma problemi ortaya çıkarsa (DIC) anne
adayının da hayatı tehlikeye girer.
Hangi sınıflama olursa olsun kanama gizli olabilir. Plasenta kenarlardan
değil de ortadan ayrıldığında kan arka kısımda hapsolabilir ve dışarıya
akmayacağı fark edilelemez. Buna plasenta arkasına kanama anlamına gelen
retroplasental kanama ya da hematom adı verilir. Yaklaşık %20 olguda kanama
gizli kalır.
NEDEN OLUR?
Abrubtio placentaya yol açan mekanizma bilinmemekle birlikte plasentanın
kendisini besleyen kan damarlarında yaşanan problemlerin bu duruma neden
olduğu düşünülmektedir. Plasentanın kan desteği azalınca yerleştiği
endometrium dokusunda ölüm ve nekroz olur. Daha sonra kan küçük kan
damarları çatlar ve kanama başlar. Rahim dolu olduğu için kanamayı kesmek
üzere kasılamaz. Kanama daha da artar ve plasenta arkasında oluşan basınç
ayrılmayı daha da arttırır. Ayrılma plasentanın kenarında olduğunda kan
süzülerek vajinadan dışarı akar.Ortada olan ayrılmalarda ise kan plasenta
ve rahim arasında sıkışır. Yüksek basınç altıdaki kan amniyon zarını
geçerek amniyon sıvısına karışabilir. Benzer şekilde rahim kas tabakası
içinde de ilerleyebilir.
Gebeliğe ait endometrium dokusu yüksek oranda pıhtılaşma faktörleri
içerdiğinden kan hemen pıhtılaşır ancak daha sonra ortama gelen bazı
maddelerin etksi ile pıhtı çözülür. Bu durum devam ettiğinde birçeşit damar
içi pıhtılaşma bozukluğu olan DIC tablosu ortaya çıkar ve anne
kaybedilebilir.
RİSK FAKTÖRLERİ
Abruptio placentanın nedeni bilinmemektedir.Bununla birlikte bazı risk
faktörleri tanımlanmıştır. Dekolmana yol açabileceği bilinen en önemli
durum yüksek tansiyondur. Gebelik zehirlenmesi olarak da bilinen
preeklempsi varlığı dekolman açısından önemli bir risk faktörüdür. Şiddetli
preeklempsi olgularının yaklaşık yarısında değişik derecelerde dekolman
görülür.
Diğer risk faktörleri arasında:
34 haftadan önce zarların açılması (özellikle amniyon sıvısının az olması
durumunda),
anne yaşının 35′in üzerinde olması,
uterin anomaliler,
myomlar,
dolaşım sistemini etkileyebilen şeker hastalığı gibi sistemik hastalıklar,
hamileliğin ileri dönemlerinde direkt karına olan travmalar
Sigara
Alkol
Uyuşturucu madde (kokain)
Çoğul gebelikler
Amniyon sıvısının fazla olması
Kordonun kısa olması
Özellikle basit gibi görünen travmalar dekolmana neden olabilir ve
dekolmanın evresi 24 saat içinde 1′den üçe uzanabilir.
Sigara damarlarda ani daralmaya neden olarak plasentanın beslenmesini
bozabilir ve dekolmana yol açabilir. Benzer şekilde haftada 14 ya da daha
fazla bardak alkol alınması da dekolmana olan eğilimi arttırır.
Çoğul gebeliklerde ilk bebek doğup rahimde ani bir boşalma olduğunda
dekolmanın gerçekleşmesi ikinci bebeği riske atar.
Dekolmanın kimde ve ne zaman, hangi şiddette ortaya çıkacağı önceden
kestirilemez. Bunu anlayabilecek hiçbir test yoktur.
TEKRARLAMA RİSKİ
Daha önceki gebeliklerinde abruptio placenta olan hastalarda takip eden
gebeliklerde durumun tekrar etme olasılığı %10-17 arasındadır. Daha önceki
2 hamileliğinde dekolman olan hastalarda ise %20 olasılıkla durum
tekrarlamaktadır.
ANNEDEKİ ETKİLERİ
Modern takip yaklaşımları sayesinde dekolmana bağlı anne ölüm oranı %1′den
daha aşağılara indirilmiştir. Dekolman doğum eylemi başlamadan da
görülebileceği gibi düzenli rahim kasılmaları başladıktan sonra da ortaya
çıkabilir.
Dekolmanın annedeki en önemli komplikasyonu kanamadır. Kanamaya bağlı
şok nedeni ile ölüm meydana gelebilir. Kan transfüzyonu uygulamalarının
eskiye göre daha kolay yapılabilmesi ve kan verilmesine bağlı
komplikasyonların azalması sayesinde bu nedene bağlı ölüm oranlarında
azalma sağlanmıştır. İhmal edilmiş olgularda kanın pıhtılaşma sistemi
bozulup DIC tablosu ortaya çıktığında durum daha da ciddileşir. DIC
varlığında yoğun kan ve kan ürünleri nakli gerekir. Kanama kontrol edilemez
ise anne ve bebeğin kaybedilmesi kaçınılmazdır. Kanamanın şiddetine bağlı
olarak hastada akut böbrek yetmezliği görülebilir. Böbrekler damarlarda
dolaşan kan miktarındaki azalmaya aşırı hassas organlardır. Saatlik idrar
çıkışının 30 mililitrenin altında olması böbrek hasarının bir
göstergesidir.
Gizli kanama varlığında rahim kas dokusu aşırı gerilerek yırtılabilir.
Bu hem annenin hem de bebeğin hayatını tehlikeye atabilecek bir
komplikasyondur.
Kanamaya bağlı olarak annede doğum sonrası anemi görülebilir. Dekolmanı
takiben doğum sonrası kan kaybı da normalden fazla olmaktadır. Couvelarie
adı verilen tabloda uterus kas dokusunun içi dahi kanla doludur ve bu
nedenle doğum sonrasıda yeteri kadar kasılamaz. Bu da kanama miktarının
artmasına neden olur.
Bu hastalarda doğum sonrası enfeksiyon riski de daha yüksektir.
BEBEKTEKİ ETKİLERİ
Dekolmanın bebek üzerindeki etkileri plasentanın ayrılması, bebeğe gelen
kan ve oksijen miktarının azalması, annede kanama nedeni ile kan hacminin
azalması ve rahimin kasılma yeteneğininin azalmasına bağlıdır. Bu etkiler
bebek ile anne arasındaki oksijen ve besin maddelerinin alışverişini bozar.
Şiddetki kanama varlığında vücut kan akımını beyin ve kalp gibi hayati
organlara yönlendirir. Rahim kadının hayatının devamı için gerekli bir
organ olmadığından ulaşan kan miktarı azalır ve fetus tehlikeye girer.
Fetus açısından riskler oksijensiz kalması nedeni ile sıkıntıya girmesi
ve kanama dursa bile rahim ile temas eden plasenta yüzey alanındaki azalma
bebeğin gereksinimlerini karşılamaya yetmemesidir. En ileri aşamada ve
müdahalede geç kalındığında bebek kaybedilebilir. Doğum sonrası bebekte
sinir sistemini ilgilendiren bozukluklar ortaya çıkabilir. Bebeklerin bir
kısmı erken doğuma bağlı prematürite nedeni ile kaybedilirler.
BELİRTİLERİ
Daha önce de belirtildiği gibi abruptio placentanın temel bulgusu ağrıdır.
Klasik olarak bıçak saplanır tarzda çok keskin ve sürekli ağrı olur. Ağrı
ile beraber kanama görülebilir. Ağrı hastaların yalnızca %50’sinde ortaya
çıkar.
TANI
Kanama olsun ya da olmasın gebeliğin son dönemlerinde ortaya çıkan ani ve
şiddetli ağrı varlığında abruptio plasenta ilk önce akla gelmelidir.
Belirtilerin varlığında tanı muayene ile konur. Ultrason her zaman
tanıya yardımcı değildir ve hastaların sadece %25′inde tanı koydurur.
Muayenede rahimin sürekli tahta gibi sert olması ve hiç gevşememesi
tipiktir.Bu sert rahim dokunmaya karşı oldukça hassas ve ağrılıdır.
TEDAVİ
Dekolman varlığınıda yaklaşım ve tedavi olayın ve kanamanın şiddetine
bağlıdır. Tek ve en etkli tedavi bebeğin doğurtulmasıdır. Kanamanın ve
ayrılmanın az olduğu durumlarda eğer anne ve bebekte hayati tehlike
işaretleri yoksa ve gebelik haftası küçükse beklenebilir.
Ortaya çıkan şok, DIC gibi durumlar uygun şekilde tedavi edilir.
Ani başlayan şiddetli kanama varlığında acil sezaryen gerekli olabilir.
Bebeğin ölü olması ve kanamanın azalması durumunda ise vajinal doğum
denenmelidir.
Dekolman varlığında öncelikle anne adayının genel durumu
değerlendirilir, nabız ve tansiyonuna bakılrak kanamanın miktarı tahmin
edilmeye çalışılır. Daha sonra geniş ve birden fazla sayıda damar yolu
açılarak sıvı desteğine başlanır.Bu sırada kan bankası ile temas kurularak
uygun sayıda kan hazırlanması gereklidir. İdrar sondası takılarak saatlik
idrar çıkışı kontrol edilir.
KAYNAKLAR
Abu-Heija A, al-Chalabi H, el-Iloubani N: Abruptio placentae: risk factors
and perinatal outcome. J Obstet Gynaecol Res 1998 Apr; 24(2): 141-4
American College of Obstetricians and Gynecologists: Preterm Labor.
Technical bulletin no. 206. Washington, DC: ACOG; June 1995.
Ananth CV, Smulian JC, Vintzileos AM: Incidence of placental abruption in
relation to cigarette smoking and hypertensive disorders during pregnancy:
a meta-analysis of observational studies. Obstet Gynecol 1999 Apr; 93(4):
622-8
Foley MR, Strong TH Jr, Foley MR, eds: Placental Abruption. In: Obstetric
Intensive Care: A practical manual. 1st ed. Philadelphia, Pa: WB Saunders;
1997: 35-9.
Gabbe SG, Niebyl JR, Simpson JL, eds: Abruptio Placenta. In: Obstetrics -
Normal and Problem Pregnancies. 3rd ed. New York, NY: Churchill Livingstone;
1996: 505-10.
Kramer MS, Usher RH, Pollack R: Etiologic determinants of abruptio
placentae. Obstet Gynecol 1997 Feb; 89(2): 221-6
Misra DP, Ananth CV: Risk factor profiles of placental abruption in first
and second pregnancies: heterogeneous etiologies. J Clin Epidemiol 1999
May; 52(5): 453-61
Rasmussen S, Irgens LM, Bergsjo P: The occurrence of placental abruption in
Norway 1967-1991. Acta Obstet Gynecol Scand 1996 Mar; 75(3): 222-8[Medline].
Raymond EG, Mills JL: Placental abruption. Maternal risk factors and
associated fetal conditions. Acta Obstet Gynecol Scand 1993 Nov; 72(8):
633-9[Medline].
Cunningham and MacDonald, et al. 1997. William’s Obstetrics 20th edition.
Stamford, Connecticut: Appleton & Lange.
Gilbert E and Harmon J. 1993. High Risk Pregnancy and Delivery. Toronto:
C.V. Mosby
Queenan J: editor. 3rd edition. Management of High-Risk Pregnancy. (1994).
Boston: Blackwell.
Anomalili Kusurlu Bebekler
Ultrasonografi
incelemesinde uygun bir gebelik haftasında, çözünürlüğü iyi bir
ultrasonografi cihazıyla, dikkatlice ve sistematik bir şekilde tarama
yapıldığında bariz yapısal kusurlar nispeten kolay bir şekilde görülebilir.
Ancak başta Down sendromu olmak üzere kromozomları ilgilendiren
kusurların bazıları direkt olarak yapısal bir kusura yol açmayabilirler.
Bunun yerine bu bebeklerde, kendi başlarına bir “kusur” olmayan, ancak
bebeklerin yalnızca az bir kısmında görülebilen bazı işaretler
saptanabilir.
Bu işaretlerin genel özellikleri şunlardır:
Bu işaretlerin önemli bir kısmı bunlar konusunda bilgisi ve deneyimi olan
doktorlar tarafından çok dikkatli bir şekilde özellikle “bulmak amacıyla”
ve çözünürlüğü yüksek ultrasonografi cihazlarıyla bakıldığında görülebilir.
İşaretlerin önemli bir kısmı tümüyle normal olan bebeklerde de
görülebilir ve bu nedenle başka bulgular ve risk faktörleri olmadığında
genellikle kendi başlarına bir anlam taşımazlar.
Bu işaretlerin bir kısmı gebeliğin ilk yarısında kendilerini gösterip,
sonradan “yok olabilirler”. Bu nedenle bu işaretler özellikle 11.-24.
gebelik haftalarında araştırılırlar.
Birinci trimesterde görülebilen işaretler şu şekilde
özetlenebilir:
Kistik higroma
Bebekte şişme (hidrops) hali
Ense pilisi kalınlığının artması
Erken gelişme geriliği
Kalp atım sayısı ve ritim özellikleri
İkinci trimesterde görülebilen işaretler şu şekilde özetlenebilir:
Kistik higroma
Bebekte şişme (hidrops) hali
Ense pilisi kalınlığının artması
Ekojenik barsak
Uyluk kemiği ve / veya üst kol kemiği kısalıkları
Piyelektazi
Kalp boşluğunda ekojen odak
Ventrikül genişlemesi
Koryoid pleksus kisti
Pelvik açı genişlemesi
Kordonda tek atardamar bulunması
İşaretler hakkında ayrıntılar
Kistik higroma
“Kistik higroma”, gebeliğin erken dönemlerinde bebeğin boyun bölgesinde
saptanabilen birden fazla odacıklı kistik yapılara verilen isimdir. Bu
normal dışı yapının ortaya çıkma nedeninin bölgede lenf kanallarının
tıkanmasıyla lenf sıvısının birikmesi olduğu düşünülmektedir.
Bazı durumlarda boyun bölgesinde yer alan başka kitleler de kistik
higroma sanılabileceğinden tanının tecrübeli bir uzman tarafından
doğrulanması önemlidir.
Kistik higromanın önemi başta Turner sendromu olmak üzere bebekte bir
kromozom kusuruna işaret edebilmesidir.
Kistik higroma genellikle erken gebelik haftalarında gözlenir ve
gebeliğin ikinci yarısından itibaren kaybolur.
Kistik higroma gözlendiğinde muhtemel bir kromozom bozukluğunu
araştırmak için koryon villus biyopsisi veya amniyosentez ile karyotipleme
(kromozom tayini) yapılması önemlidir.
Bebekte şişme (hidrops) hali
Bebekte erken gebelik haftalarında şişme hali çok ender görülen bir bulgu
olmakla beraber ciddi bir soruna işaret etmesi açısından önemlidir.
Hidrops durumundaki bir bebeğin karın boşluğu ve diğer vücut
boşluklarında normal dışı bir sıvı birikimi vardır.
Erken gebelik haftalarında bir kromozom kusuruna işaret edebilen hidrops,
gebeliğin ileri haftalarında saptandığında bebekte ciddi bir kalp kusuru
sonucunda veya anne ve baba adayı arasında var olan ve önceki gebeliklerde
gerekli önlemler alınmamış bir kan uyuşmazlığının (Rh uygunsuzluğu) bebeğin
kan hücrelerini parçalamasıyla oluşmuş bir kalp yetmezliğinin belirtisi
olabilir.
Ense pilisi kalınlığının artması
Ense pilisi kalınlığı başta kromozom kusurları olmak üzere kalp
hastalıklarında veya çeşitli doğumsal kusurlarda artmış bulunabilir.
Ense pilisi kalınlığı 11-14 tarama testinin bir parçası olarak bu
gebelik haftaları arasında ölçülmektedir.
Bunun yanında ayrıntılı ultrasonografide de ense pilisi kalınlığı ölçümü
yapılmaktadır.
Ense pilisi kalınlığı artışı genellikle geçici bir bulgudur ve ilerleyen
gebelik haftalarında kaybolma eğilimi gösterir.
Erken dönem gelişme geriliği
İlk trimesterde ultrasonografide hesaplanan gebelik haftasının son adet
tarihine göre hesaplanan gebelik haftasına göre daha ufak bulunması
durumunda en muhtemel nedenler yumurtlamanın geç olması ve son adet
tarihinin yanlış hatırlanmasıdır. Ancak başta Trizomi 18 olmak üzere
çeşitli kromozom kusurlarında bebekte gelişme geriliğinin çok erken gebelik
haftalarında başlayabilmesi nedeniyle özellikle aradaki fark çok yüksek
olduğunda bebek daha yakın takibe alınır.
Kalp atım sayısı ve ritim özellikleri
Bebeğin kalp atışları ultrasonografide genellikle 7. Haftadan itibaren
izlenebilir hale gelir. Kromozom kusurlarının bazılarında kalp atım sayısı
çok düşük veya çok yüksek olabileceğinden kalp atım sayısı da mutlaka
dikkate alınır.
Kalp atım sayısının özellikleri yanında kalp ritminin düzensizliği de
bebekte özellikle bazı kalp kusurlarına işaret edebilmesi açısından
önemlidir.
Dikkat:
Özellikle ikinci trimesterde yapılan ultrasonografide bebeğin kalbinin
incelenmesi esnasında ultrasonografi probunun bebeğin kalbi üzerine basınç
uygulanması bebeğin kalp atışlarında geçici bir azalmaya ve hatta
“”üzensizleşmeye” neden olabilmektedir. “Prob bradikardisi” adı verilen bu
durum bir kalp hastalığına işaret etmemekle beraber kalbin ileri incelemesi
için ikinci düzey detaylı ultrasonografi gerektirebilir.
Ekojenik barsak
Ultrasonografide barsakların içinin ekojenik, yani “parlak (beyaz)”
görünmesi veya karın içinde kireçlenmeyi andıran parlaklıklar bulunmasıdır.
Ekojenik barsak tüm gebeliklerde yaklaşık %1 oranında gözlenebilen bir
bulgudur ve mutlaka bebekte bir kusur olduğunu göstermez.
Bazı durumlarda ultrasonografi ayarlarının değiştirilmesiyle parlaklığın
aslında gerçek olmadığı gözlenebilmektedir.
Ekojenik barsak gebeliğin ikinci trimesterinde gözlendiğinde bebekte bir
kromozom kusuruna işaret edebilmesi açısından önemli olmakla beraber tek
başına bir anlam taşımayabilir
Gebeliğin ileri haftalarında görülen ekojenik barsak ise bebekte çeşitli
metabolizma hastalıklarına, rahim içi enfeksiyonlara, barsakların bebeğin
ilk dışkısı olan mekonyum tarafından tıkanmasına ve bebeğin ciddi bir
şekilde sıkıntıda olmasına işaret edebilen bir bulgu olması nedeniyle
önemlidir.
Uyluk kemiği ve / veya üst kol kemiği kısalıkları
16.-24. gebelik haftaları arasında yapılan ultrasonografide bebeğin uyluk
kemiğinin ve / veya üst kol kemiğinin gelişiminin geri kalması Down
sendromunun bir bulgusu olabilmektedir. Bu işaretin hatalı yorumlanmasını
engellemek için gebelik haftasının doğru bilinmesi çok önemlidir.
Piyelektazi (böbrek kanallarında genişleme)
Tüm gebeliklerin yaklaşık %2’sinde ultrasonografide bebeğin bir ya da iki
böbreğinde idrar kanallarında genişleme saptanabilir. Erken gebelik
haftalarında saptandığında ve özellikle de diğer bazı işaretlerle beraber
olduğunda bu bulgu Down sendromu ve diğer kromozom bozukluklarına işaret
edebilmesi açısından önemlidir.
Piyelektazi doğumsal kusura işaret edebilen bir bulgu olması yanında
kendi başına da bir böbrek ve idrar kanalı hastalığına işaret edebilmesi
açısından takibe alınması gereken bir bulgudur.
Özellikle büyük piyelektazilerde bebeğin yenidoğan döneminde ayrıntılı
incelenmesi ve bu inceleme sonuçlarına göre hareket edilmesi uygundur.
Kalp boşluğunda ekojen odak
Tüm gebeliklerin yaklaşık %3-4′ünde saptanabilen bir bulgudur. Kalp
boşluklarından birinde ya da ikisinde parlak bir yapı gözlenir. Bu bulgu
bebekte Down sendromu varolma olasılığını artırması açısından önemlidir.
Ekojen odak genellikle 3. trimesterde kaybolur.
Ventrikül genişlemesi
Bebeğin kafa içindeki sıvıyı, yani beyin-omurilik sıvısını barındıran ve
ileten yapılarda (”ventriküller”) genişleme erken gebelik haftalarında Down
sendromu bulgusu olarak ortaya çıkabilmektedir.
Gebeliğin ilerleyen haftalarında ise ventrikül genişlemesi bebekte
hidrosefali gelişimine işaret edebilmesi açısından ayrı bir önem kazanır.
Koryoid pleksus kisti
Koryoid pleksuslar beyin omurilik sıvısını barındıran ventriküller içinde
sağlı sollu yer alan, erken gebelik haftalarında kelebek tarzı yapılarıyla
kafa içinin büyük kısmını kaplayan, daha sonra beyin dokusunun gelişmesiyle
boyutları nispeten ufalan yapılardır. Beyin omurilik sıvısının üretiminden
sorumlu bu yapıların içinde kistik oluşumların gözlenmesine koryoid pleksus
kisti adı verilir.
Koryoid pleksus kistleri tüm gebeliklerde yaklaşık %1′inde gözlenebilir
ve tek veya çift taraflı olabilirler.
Bu oluşumlar erken gebelik haftalarında gözlendiğinde başta Trizomi 18
olmak üzere Down sendromu ve diğer kromozom kusurlarının varlığına işaret
edebilmeleri nedeniyle önemlidirler.
Koryoid pleksus kisti saptandığında genel yaklaşım, ayrıntılı incelemede
bebekte başka bir işaret ve kusur saptanmadığında kistin izlenmesi
yönündedir. Beraberinde başka bulgular da saptandığında ve /veya kistin
nispeten büyük olduğu saptandığında amniyosentez ile bebeğin
kromozomlarının incelenmesi gerekebilir.
Bu oluşumlar gebelik haftası ilerledikçe kaybolma eğilimindedirler.
Koryoid pleksus kistlerinin, bir kromozom kusuruna bağlı olmadıkları
sürece bebeğin beyin gelişimini olumsuz etkilemeleri beklenmez.
Pelvik açı genişlemesi
Nispeten yeni keşfedilmiş bir bulgudur. Bebeğin leğen kemiklerinin
birbirine yaptığı açının “geniş” bulunması ek bir Down sendromu işareti
olarak kabul edilmekle birlikte bu bulgunun tanımının henüz net olarak
yapılmış olmaması, Down sendromu taramasındaki önemini diğer işaretlere
göre geri planda bırakır.
Kordonda tek atardamar bulunması
Bebeğin göbek kordonunda normalde bir toplardamar ve etrafına heliks
şeklinde sarılmış iki adet atardamar bulunur.
Tüm gebeliklerin yaklaşık %1′inde bebeğin göbek kordonunda tek atardamar
bulunur. Bu durum tek başına bir doğumsal kusur olmamasına ve bebekte ileri
bir inceleme gerektirmemesine karşın, yapısal başka kusurların varlığına
işaret edebilmesi açısından önemlidir
Akut Çocukluk Dönemi Lösemisi, All ,Kan Kanseri
Tanım
Lenfoblastlara benzeyen olgunlaşmamış beyaz kan hücrelerinin sayısında
artışla karakterize ilerleyici , kötü huylu bir hastalıktır.
Nedenleri,Görülme sıklığı,Risk faktörleri
ALL çocukluk dönemi lösemilerinin % 80 inden sorumludur. 3-7 yaşları
arasında sıktır. Erişkinlerde de görülebilir ve tüm erişkin lösemilerinin %
20 ini oluşturur.
Akut lösemilerde kötü huylu hücrelerde olgunlaşma ve farklılaşma fonksiyonu
kaybolmuştur. Bu hücreler hızla çoğalıp normal hücrelerin yerini alırlar.
Habis hücreler normal kemik iliği elemanlarının yerini aldıkça kemik iliği
yetmezliği gelişir. Normal kan hücrelerinin sayısında azalma olduğu için
kişide kanama ve enfeksiyon şikayetleri başlar.
Çoğu vakada görünür bir sebep yoktur. Bununla birlikte radyasyon , benzen
gibi bazı toksinler ve bazı kemoterapi ajanları lösemi oluşumuna katkıda
bulunur. Kromozomlardaki anormallikler akut lösemi gelişiminde rol
oynayabilir.
Risk faktörleri içinde Down Sendromu , lösemili kardeş , radyasyona maruz
kalma , kimyasal maddeler ve ilaçlar sayılabilir.
Hastalık 100.000 kişinin 6 sında görülmektedir.
Korunma
Çoğu vakanın sebebi bilinmediği için korunma yöntemleri de
bilinmemektedir.Toksinlere , radyasyona , kimyasal maddelere maruz
kalınmaması riski azaltabilir.
Belirtiler uzun süreli veya çok miktarda kanama olması çürüklerin
kolayca oluşması burun kanaması dişeti kanaması adet kanamasında
düzensizlikler deri içine kanamalar deri döküntüsü veya peteşi ( kanamaya
bağlı küçük kırmızı noktalar ) , ekimoz ( çürükler ) gibi deri lezyonları
enfeksiyon yorgunluk sternum hassasiyeti ( sternum: göğüs kemiği ) solukluk
kemik ağrıları veya hassasiyeti eklem ağrıları ( kalça , diz , ayak bileği
, ayak , omuz , dirsek , el bileği , elin küçük eklemlerinde ağrı )
lenfadenopati (lenf bezlerinin büyümesi ) açıklanamayan kilo kaybı
dişetlerinin şişmesi ateş egzersizle kötüleşen solunum güçlüğü çarpıntı
Tanı/Teşhis fizik muayenede büyümüş karaciğer-dalak , ekimoz ve kanama
bulguları saptanır. beyaz kan hücrelerinin sayısında anormallikler tam kan
sayımı – anemi ( kırmızı kan hücrelerinin azalması ) ve trombosit sayısında
azalma saptanır. kemik iliği aspirasyonu – kemik iliğindeki hücre sayısında
ve lenfoblastlardaki artışı gösterir. T lenfosit sayımı hücre yüzey
antijeni çalışmaları
Tedavi
Tedavinin amacı hastalığın remisyonudur ( hafifletilmesidir ). Periferik
kan sayımı ve kemik iliği normale döndüğü zaman remisyon sağlanır.
ALL antikanser ilaçların kombinasyonuyla tedavi edilir ( kemoterapi ).
Kemoterapinin başlangıcında hastanın 3-6 hafta hastanede kalması
gereklidir. Bunu takip eden kemoterapi seansları ayaktan verilebilir.
Kemoterapi prednison , vincristine , metotreksat , 6-merkaptopürin ve
siklofosfamid’i içeren 3-8 ilaç kombinasyonundan oluşur. Ayrıca anemi ve
düşük trombosit sayısını düzeltmek için kan ürünleri vermek gerekibilir.
Gelişen herhangi bir ikincil enfeksiyon için antibiyotik kullanılabilir.
İyileşme ( remisyon ) sağlandıktan sonra bel kemiği sıvısı ( spinal sıvı )
na saldıran lösemik hücrelerin tedavisi için omurgaya kemoterapi ve/veya
radyoterapi uygulanabilir.
Takibeden tedavi , relapsları ( hastalığın daha da kötüleşmesini ) önlemeye
yöneliktir.
Yüksek doz kemoterapiye veya diğer tedavilere cevap vermeyen ağır vakalar
için önerilebilecek diğer bir tedavi seçeneği de kemik iliği naklidir.
Prognoz/Hastalığın gidişi çocuklarda erişkinlerden daha iyi sonuçlar
elde edilir. yaklaşık % 95 vakada tam remisyon sağlanır. Şifa oranı ise %
50-60 tır. erişkinlerin % 80 inde tam remisyon , % 30-50 arasında şifa
sağlanır. tedavisiz yaşam süresi yaklaşık 3 aydır.
Komplikasyonlar/Riskler şiddetli enfeksiyonlar ALL nin kötüleşmesi
yaygın damar içi pıhtılaşma
Doktorunuza başvurun şüpheli ALL belirtileri gelişirse kişide ALL ile
ilgili sürekli ateş veya diğer enfeksiyon belirtileri ortaya çıkarsa …
|