|
Kadın Sağlığı
Bebeğin Suyunun Azalması Oligohidroamnios
Anne karnındaki bebek (fetus), amniyon sıvısı adı verilen
bir sıvı içinde bulunur. Bu sıvı, rahim içindeki bebeği dışarıdan gelecek
travmalara karşı koruduğu gibi, bebeğin büyümesi ve gelişmesine de olanak
sağlar.
Oligohidramniyos amniyon (rahim içi) sıvısı miktarının
500 ml.’den az olması durumudur.
Oligohidramniyos nedenleri şunlardır:
Bebekte böbrek yokluğu (birinin veya her ikisinin)
İdrar yollarında tıkanıklık oluşturan durumlar
Fetüse ait bazı anomaliler
Zarların erken yırtılması
Gün aşımı
Plasentada fonksiyon bozuklukları
İntrauterin gelişme geriliği
Oligohidramniyos saptandığında, gebeliğin son ayında ise
veya gün aşımı varsa bebek doğurtulur. Daha erken dönemde görülürse ve
bebekte bir anomali saptanmamışsa, amniyoinfüzyon yöntemiyle amniyon
boşluğuna sıvı verilmesi uygulanabilir. Amniyoinfüzyon yöntemi her zaman
başarılı olamamakta ve erken doğum engellenemeyebilmektedir.
Bakteriyel Vajinit
İlk defa 1955 yılında tanımlanan ve Haemophilus vaginalis
adı verilen bir bakterinin yol açtığı vajinal enfeksiyondur.
Etkene Gardnerella vajinalis adı da verilir. Cinsel
ilişki ile bulaşabilir ancak bu konuda bilimsel bir görüş birliği yoktur.
Halk arasında en çok görülen vajinal enfeksiyonun mantar
enfeksiyonu olduğu sanılmasına rağmen gerçekte en sık bakteriyel vajinozis
yani Gardnarella enfeksiyonu görülür. Kadınların %10-68′inde gardnarelle
vajiniti görülür.Genelde üreme çağındaki kadınlarda rastlanır.
Gardnarella vajinlis etkeni
Belirtileri
Vajina, ürethra (mesane ile idrar çıkış noktası arasındaki boru), mesane ve
genital bölgedeki deriyi tutar.
Normalde kadın vajinasında belirli miktarda gardnarella
vajinalis mikroorganizması bulunur. Vajina içerisinde pekçok mikroorganizma
barınır ancak bunlar belirli bir denge içinde bulunduğundan enfeksiyona
neden olmazlar. Bu dengeyi sağlayan en önemli unsurlardan birisi laktobasil
adı verilen mikroorganizmalardır. Laktobasiller vajianın asit baz dengesini
sağlayarak diğer organizmaların enfeksiyon yapacak kadar çoğalmalarını
engellerler. Bu denege bozulduğunda enfeksiyon ortaya çıkar.
Gardneralla vajinalis enfeksiyonu çoğu zaman herhangi bir
belirti vermez. En sık karşılaşılan yakınma kötü kokulu bir akıntıdır.
Tipik olarak gri renkli ve kötü kokulu akıntı mevcuttur. Vajinanın pH’ı
bazik yöne kayınca ortaya bazı aminler çıkmakta ve enfeksiyonda tipik olan
balık kokusu duyulmaktadır. Bu balık kokusu bakteriyel vajinit için
tipiktir. En sık adet kanaması sonrası ya da cinsel ilişkiyi takiben
duyulur.
Tanı
Tanı muyanede akıntının görülmesi ile ya da alınan akıntı örneğinin
mikroskop altında incelenmesi ile konur. Bazen herhangi bir bulgu olmayan
olgularda vajinal kültr ya da smear testi sonucu fark edilir.
Tedavi
Tedavi edilmediği taktirde pelvik enfeksiyonlara neden olabilir. Tedavide
lokal ve sistemik antibiyotikler kullanılır. Olguların %79′unda erkek
ürethrasında da bu mikroorganizmaya rastanır. Bu nedenle inatçı olgularda
eş tedavisi de önerilmektedir
Ağrısız Doğum
Doğum ağrılı bir olaydır, ama sancılarında bir amacı
olduğunu unutmayın. Her kasılma sizi bebeğinizin doğumuna biraz daha
yakınlaştırır. Ağrı giderme yöntemlerini kullanmak konusunda ne kadar
kararlı olursanız olun olaya geniş bir açıdan bakmanızda fayda vardır. Bu
yöntemlerin gerekliliği yaşayacağınız doğurma sürecine ve sizin ağrıya
dayanma gücünüze bağlıdır. Eğer katlanabileceğinizden fazla acı ile karşı
karşıyaysanız ağrı giderme yöntemlerine başvurulmasını istemekten
çekinmeyin.
Epidural Anestezi
Epidural anestezi vücudun alt bölümlerine giden sinirleri geçici bir süre
uyuşturur. Özellikle doğumdaki sırt ve bel ağrılarının giderilmesinde
faydalıdır. Her hastanede uygulanan bir yöntem değildir. Epidural blok
şiddetli doğum ağrılarının giderilmesinin yanı sıra hem normal yolla hemde
sezaryen doğumlar için giderek daha popüler hale gelmektedir. Bunun temel
nedeni daha güvenli ve kolay uygulanabilir olmasıdır. Epiduralin
zamanlaması etkisi doğumun ikinci evresinde geçecek şekilde yapılmalıdır,
yoksa bebeğin doğumu gecikebilir. Epidurali uygulamak yaklaşık 20 dakika
alır. Dizlerinizi karnınıza çekerek yan yatmanız istenir. Anestezik madde
ince bir tüp ile belinize enjekte edilir. Bu tüp yerinde bırakılarak
gerektiğinde ağrı kesicinin yeniden verilmesi sağlanır. İlacın etkisi
yaklaşık 2 saat sürer. Epidural uygulandığında sürekli kontrol altında
kalacaksınız ve belinizdeki kateter varlığından dolayı hareketleriniz
kısıtlanacaktır.Epidural gereği gibi etki gösterirse doğumda hiç ağrı
duyulmaz. Bazı hamilelerde bayılma hissi ve baş dönmesi yapabilir. Ayrıca
bebeğin kalp atışlarını etkiliye bileceğinden bebek kalp atışları sürekli
monitörden izlenir.
Pudental Anestezi
Bu yöntem ikinci aşamadaki ağrıları gidermek için kullanılır ve genellikle
normal yolla doğumda tercih edilir. Perine ve vajina çevresindeki bölgeye
sokulan bir iğne yoluyla uygulanır, o bölgedeki ağrıları azaltır ancak
rahimdeki ağrılara pek etki etmez. En çok forseps kullanıldığında
yararlıdır ve etkisi epizotomi yapılana dek sürebilir.
Gaz ve hava
Oksijen ve azot oksit karışımı kendinizi iyi hissetmenizi sağlayarak
ağrıları durdurur. Doğumun birinci evresinin sonlarına doğru etkilidir. El
maskesi ile uygulanan gazı solumanız istenir. Etkisi bir iki dakika
içerisinde görüldüğünden sancının başlayacağını hissettiğinizde gazdan bir
kaç derin soluk almanız yeterli olur. Gaz ağrıyı ancak kısmen giderdiği
için bazen yeterli olmayabilir. Gazı solurken başınız dönebilir,bulantı
gelebilir. Bu gazın bebeğe zararlı bir etkisi yoktur ancak yinede günümüzde
kullanımı nadirdir.
Diğer ağrı kesiciler
Güçlü bir ağrı kesici olan meperidin hidroklorid kadın doğumda en çok
kullanılan ağrı kesicidir. En etkili uygulama şekli damar içine veya kas
içine enjekte edilmesidir. İki ile dört saatte bir tekrarlanabilir.
Genellikle kasılmaları etkilemez. Doğumdan yaklaşık 2-3 saat önce verilir.
Annenin ilaca yanıtı ve ağrının azalma derecesi çok değişkendir. Bazı
kadınlar ilacın kendilerini gevşettiğini ve kasılmalara daha iyi
dayandıklarını ileri sürerler, bazıları ise uyuşukluk duygusundan hiç
hoşlanmazlar ve kasılmalarla başa çıkmakta zorlandıklarını söylerler.
Kadının duyarlılığına göre değişen yan etkiler arasında bulantı, kusma,
solunumun zayıflaması ve kan basıncında düşme sayılabilir. Meperidin ayrıca
doğum sonrası epizyotomi ve sezaryen acısını dindirmek içinde verilebilir.
Eğer doğuma çok yakın verilmişse bebek uykulu olabilir ve emmekte
zorlanabilir ama bu etkileri kısa sürelidir.
Genel anestezi
Bir zamanlar ağrısız doğum için en gözde yöntemlerden biri olan genel
anestezi, artık yalnızca ameliyatlı doğumlarda (sezaryen) kullanılır. Hızlı
etkisinden dolayı daha çok bölgesel anestezi yapılmasına zaman bulunamadığı
acil sezaryen durumlarında uygulanmaktadır. Bazı ön ilaçların enjekte
edilmesinden sonra genel anestezik madde hastaya solunum yolu ile verilir.
Bunu bir uzman anestezist yapar. Anne doğumun bütün aşamalarında bilinçsiz
olacaktır. Kendine geldiğinde de bir süre sersem, çevresini ve zamanı
tanımaz ve huzursuz olabilir. Boğazına koyulmuş bir tüpten dolayı
öksürebilir, boğazı sızlayabilir, bulantı ve kusması olabilir. Geçici bir
kan basıncı düşmeside başka bir olası yan etkidir. Genel anestezinin büyük
sorunu anneyle birlikte bebeğin de sakinleşmiş olmasıdır. Bununla birlikte
tam doğum anında anestezik madde kesilerek bebeğin uyuşukluğu en aza
indirilebilir. Bu yolla bebek henüz kendine fazla miktarda ilaç ulaşmadan
doğabilir. Anne yan yatırılarak (genelde sola) ve oksijen verilerek, bebeğe
giden oksijen arttırılmaya çalışılır.
Genel aestezinin başka bir yan etkisi de annenin kusması
ve kusmuklarının, öksürük refleksleri baskılanmış olduğundan,ciğerlerine
kaçarak zatüreye yol açma olasılığıdır.Doğum öncesinde sizden hiçbir şey
yiyip içmemenizin istenmesinin nedeni de budur
Adet Öncesi Gerginlik
Adet kanaması yaklaşırken kadınların %75′inde değişen
hormon düzeylerine bağlı olarak bazı şikayetler ortaya çıkar.Bu kadınların
yarısında yakınmalar hafiftir ve kişinin günlük yaşantısını etkilemez.
Diğer yarısında ise depresyon da dahil olmak üzere çok daha ciddi
şikayetler ortaya çıkar. (Premenstrüel Sendrom, PMS)
Adet kanaması yaklaşırken kadınların %75′inde değişen
hormon düzeylerine bağlı olarak bazı şikayetler ortaya çıkar.Bu kadınların
yarısında yakınmalar hafiftir ve kişinin günlük yaşantısını etkilemez.
Diğer yarısında ise depresyon da dahil olmak üzere çok daha ciddi
şikayetler ortaya çıkar. Premenstrüel şikayetler fizyolojik ya da
psikolojik olabilir ve kültürel farklılıklardan etkilenebilir. PMS hem
fizyolojik hem de psikolojik olayların bileşkesidir. Çalışmalar değişik
kültürlerden gelen kadınlarda farklı şikayetlerin ortaya çıktığını
göstermektedir. Uzakdoğulu kadınlarda en sık rastlanılan şikayet ağrı iken
gelişmiş batı toplumlarında depresyon en sık karşılaşılan bulgudur. Kişinin
sosyal yaşamını olumsuz etkileyen ve her ay görülen yakınmalar kadının
kendine olan güvenini yitirmesine dahi neden olabilir.
Fiziksel belirtiler
PMS bulguları veren kadınların hemen hemen hepsinde memelerde hassasiyet ve
hafif geçici kilo artışı saptanır.Diğer belirtiler ise sindirim sitemi
bozuklukları, başağrısı, döküntüler, kas ve eklem ağrıları, halsizlik, diş
eti kanamaları, çarpıntı, denge bozuklukları, sıcak basmaları, ses ve
kokulara aşırı hassasiyet, ajitasyon, uykusuzluk olarak sayılabilir. Adet
kanamasının ağrılı ya da fazla olması yani dismenore PMS olarak
değerlendirilmez.
Duygusal belirtiler
Duygusal hipersensitivite PMS de çok sık görülür. depresyondan endişeye ve
aşırı sinirliliğe kadar pekçok değişik duygu durumu olabilir. Bazı
kadınlarda hafif hafıza kaybı görülebilir. Konsantrasyon bozukluğu PMS’de
nadir olmayan bir durumdur. Bazı kadınlarda görülen depresyon hali,
huzursuzluk ve gerginlik tablosuna premenstrüel disforik bozukluk (PMDD)
adı verilir.
Nedenleri
PMS nedenlrini bulmaya yönelik çalışmalar bu tablonun altında yatan
faktörleri tam olarak ortaya koyamamıştır.Ancak bazı teoriler mevcuttur.
Ovülasyonu baskılayan bazı hormonların verilmesi halinde PMS belirtilerinde
gerileme olmaktadır. Buna göre üreme hormonları PMS’ye neden olabilir,
ancak bu rolün ne olduğu açıklanamamıştır. PMS’nin bu hormonlar ile
sinirlerde iletimi sağlayan bazı maddelerin ortak hareket etmesi sonucu
ortaya çıktığı yönünde güçlü bulgular vardır. En çok suçlanan maddeler GABA
ve serotonin adı verilenlerdir. Bazı araştırmacılar ise kalsiyumve
magnezyum dengesindeki bozukluğun PMS tablosuna yol açtığına
inanmaktadırlar. Bu iki mineralin vücuttaki dağılımı sinir hücreleri
arasındaki iletişimi etkileyerek tabloya neden olabilir. Bu araştırmacılar
PMS’li kadınlarda magneyum eksikliği ya da kalsiyum fazlalığının
şikayetleri yarattığını öne sürmektedirler. PMS etiyolojisinde öne sürülen
bir diğer neden de stress hormonlarıdır.Bu hormonların fazlalığı
şiakyetlerin daha yoğun yaşanmasına neden olabilir. PMS etiyolojisinde
vücutta salgılanan hemen hemen tüm hormon ve maddeler suçlanmaktadır. Ancak
kanıtlanmış bir neden bulunamamıştır.
Kimlerde görülür
PMS tüm dünyada bütün kültürlerde rastlanılan bir durumdur.Yapılan bir
çalışmada kadınların %88′inde değişik düzeylerde PMS bulgularına
rastlanmıştır. Yaş arttıkça şikayetlerin şiddeti azalmakta ancak çocuk
sayısı ile birlikte şiddet artmaktadır.Annesinde PMS olan kadınlarda da
şikayetlere daha sık rastlanmaktadır. PMS bazı hastalıkların da şiddetini
arttırabilir. Örneğin migreni olankadınlarda atakların büyük bir kısmı adet
öncesi döneme rastlamaktadır. Yine şeker hastalarında kan şekeri düzeyleri
ve insülin ihtiyacı adet öncesi dönemde değişiklikler gösterir. Astım
atakları daha sık görülür ve pekçokkronik hastalık alevlenmeler gösterir.
Bu dönemde kişinin çevresi ile olan uyumu bozulur işte veya evde ilişkide
bulunduğu kişiler ve çocukları ile arası bozulabilir. Ergenlik dönemindeki
genç kızlarda intihara olan eğilim artabilir. Yeme bozukluklarına
rastlanabilir.
Tanı
PMS tanısı pozitif bulgulara dayanmaz. Tanı için en güvenilir yol 2-3 ay
süre ile şikayetleri kaydetmek ve şiddetlerini skorlamaktır. Şikayetler
fiziksel ve ruhsalolarak ayrılmalı ve ne zaman başlayıp ne zaman bittiği
düzenli şekil de kaydedilmelidir.
Tedavi
PMS nedeni tam olarak bilinmediği için tedavisi de kesin değildir. Bu
konuda çok değişik tedavi yaklaşımları mevcuttur.
Diyet: Azar azar ve sık sık yemek yemenin şikayetleri azalttığı yönünde
raporlar vardır.Adet öncesi dönemde taze meyve ve sebze tüketilmesi,
kırmızı et ve donmuş yağlardan uzak durulması, içinde katkımaddesiiçeren
besinlerin tüketilmemesi bazen yararlı olabilmektedir. Aynı şekilde kafein
ve alkol tüketiminin azaltılması da faydalı olabilmektedir.
Egzersiz: yapılan bir çalışmada egzersiz yapmayan
kadınlarda PMS’ye daha sık rastlandığı bulunmuştur. Hergün yapılan 30
dakikalık bir yürüyüş yararlı olabilir.
Kalsiyum ve Magnezyum: Günlük 1200 mg kalsiyum alımının 3 ay sonunda
şikayetleri yarı yarıya azalttığını bildiren bir çalışma vardır. Bazı
kadınlarda ise magnezyum desteğinden fayda sağlanmışıtr.Ancak bu konuda
kesin bulgular henüz yoktur.
Vitaminler: A, E ve B6 vitaminlerinin PMS’ye neden olduğu
ileri sürülmüş olsa da kesin olarak kanıtlanmış bir bulgu yoktur.
Diğer tedavi seçenekleri arasında seratonin metabolizması ile ilgili
ilaçlar, hormon ilaçları, antidepresan ve anksiyete gibi psikiyatrik
ilaçlar, idrar söktürücüler, erkeklik hormonları sayılabilir ancak
bunlardan hiçbirinin kesinleşmiş faydası yoktur.
Diğer nadir tedavi yaklaşımları arasında ise psikoterapi ve akupunktur
bulunur.
Amniyosentez Ve Gebelik
Amniyosentez nedir?
Bebeğiniz tüm hamileliğiniz süresince amniyon kesesi adı verilen bir kese
içinde gelişimini sürdürür. Bu kesenin içi amniyon sıvısı adı verilen bir
sıvı ile doludur. Amniyon sıvısı statik bir sıvı olmayıp sürekli emilim ve
yapım halinde bulunur. Sıvının ana kaynağı bebeğin akciğerleri ve boşaltım
sistemidir. Bu sıvı aynı zamanda bebekten dökülen hücreleri de içerir. Bu
hücreler bebeğinizin tüm hücreleri ile aynı genetik yapıya sahip
olduklarından incelenmeleri bebeğinizin genetik durumu hakkında bilgi
verir.
Amniyosentez bebeğinizin içinde yüzdüğü amniyon
sıvısından ince bir iğne yardımıyla örnek alınması demektir. En sık
uygulanan anne karnında tanı yöntemlerinden birisidir. İlk kez 1882 yılında
fazla olan amniyon sıvısının miktarını azaltmak için uygulanmıştır. Daha
sonraları ise kan uyuşmazlığı olan çiftlerde bebeğin etkilenme derecesini
saptamak için ya da erken doğum tehditi olgularında bebeğin akciğer
olgunlaşmasının yeterli olup olmadığını değerlendirmek amacıyla kullanım
alanı bulmuştur. Günümüzde ise başta bebekteki bazı doğum defektlerini ve
genetik bozuklukları saptamak olmak üzere pek çok nedenle gebeliğin ikinci
trimester’ında uygulanan bir testtir. Tıp alanında ve gebelik takibinde pek
çok modern gelişme lmasına rağmen amniyosentez hala daha en yeterli bilgiyi
sağlayan altın değerinde bir testtir.
Amniyosentezin en sık uygulanan prenatal test olduğunu
belirtmiştik. Koriyonik villus örneklemesi (CVS) gibi diğer bazı testler
ise doğumsal anomalilerin pek çoğunu saptamakla birlikte amniyosentez kadar
etkili değillerdir. CVS gebeliğin daha erken döneminde yapılmakla birlikte
amniyosenteze göre daha yüksek oranda düşük ve başka komplikasyon riskleri
taşır. Bazı araştırmalar CVS sonrası çok düşük oranda el ve ayak
parmaklarında doğum anomalilerine rastlanabildiğini ileri sürmektedirler.
Bebeklerin bir kısmı çeşitli anomaliler ile doğarlar.
Bunlardan bazıları yaşam ile bağdaşmazken bazıları hayati olmamakla
birlikte bireyin ve çevresinin hayat kalitesini olumsuz yönde
etkileyebilir. Bu gruba en güzel örnek down sedromudur.
Amniyosentez ve diğer tüm prenatal testlerin (anne
karnında teşhise yönelik testler) amacı özellikle tedavi olanağı olmayan
genetik hastalıklar başta olmak üzere bu hastalıkları ve anomalileri mümkün
olduğunca erken dönemde saptamak, anne baba adaylarına hastalık ve bebeğin
dünyaya geldikten sonraki olası durumu hakkında bilgi vermek ve yine
onların kararı ve onayıyla mümkün olduğunca erken dönemde gebeliğin
sonlandırılmasını sağlamaktır. Bazı anne baba adayları Down sendromu gibi
yaşam ile bağdaşan anomalilerin varlığında hamileliği devam ettirme yönünde
karar verebilirler. Bu tamemen çiftlerin seçimi olup yasal ya da vicdani
hiçbir zorlama mevcut değildir. Benzer şekilde amniyosentez yapılıp
yapılmaması kararı da yine yalnizc çifte aittir. Doktorunuz sizi
amniyosenteze zorlamaz, sadece önerir.
Amniyosentez kimlere önerilir?
Amniyosentez hem invazif bir girişim olduğu için hem de az da olsa düşük
riski taşıdığı için rutin olarak her hamile kadına önerilmez. Kromozomal ya
da genetik doğum defekti ya da bazı malformasyonlar açısından yüksek risk
altında olduğu saptanan kadınlrda önerilen bir testtir. Genel olarak
amniyosentez önerilmesi gereken durumlar şunlarıdır:
İleri anne yaşı:
Down sendromu başta olmak üzere bazı genetik hastalıkların görülme riski
kadının yaşı ile paralel olarak artış göstermektedir. Eğer anne adayının
yaşı beklenen doğum tarihinde 35 ya da daha fazla olacak ise amniyosentez
yapılması önerilir. İleri anne yaşı en sık amnyosentez önerilen durumdur.
Pozitif öykü: Daha önceki bir hamilelik genetik bir sorun
nedeni ile sonlandırıldıysa ya da nöral tüp defekti, spina bifida gibi
doğum defektli bir bebek öyküsü varsa sonraki hamileliklerde amniyosentez
önerilir.
Bilinen genetik hastalık varlığı: Anne ya da baba adayında, ya da yakın
akrabalarında bilinen genetik bir hastalık varsa amniyosentez önerilir.
Bazı metabolik hastalıklar kalıtsal geçiş gösterir. Anne ya da babada
hastalık olmamasına karşın bunlar taşıyıcı olabilirler ve sorunu
bebeklerine aktarabililirler. Her iki ebeveyneden de hastalıklı gen
geldiğinde bebekte hastalık ortaya çıkar. Bu gibi duruların
araştırılmasında amniyosentez yararlı olabilir. Akdeniz anemisi gibi
hastalıklar ise bazı bölgelerde çok sık görülür. Bu gibi durumların
varlığında da amniyosentez bebeğin hastalık taşıyıp taşımadığını anlamak
için yararlı olabilir. Bir diğer konu da akraba evlilikleridir. Akraba
evliliklerinde çiftin her ikisinin de taşıyıcı olma olasılıkları normal
topluma göre daha yüksek olduğundan bbekte hastalık görülme riski yüksektir
ve bu nedenle amniyosentez önerilebilir. Bu grup hastalarda amniyosentez
şart değildir. Şart olan hamilelik öncesi ya da erken dönemde genetik
danışmanlıktır. Genetik uzmanı sizden ve eşinizden detaylı bir öykü alarak
risk oranınızı belirler ve amniyosenteze gerek olup olmadığına karar verir.
Pozitif tarama testi: Günümüzde genetik hastalıklar ve
anomaliler açısından yüksek risk taşıyan hamilelikleri saptamak amacıyla
bazı testler her hamile kadında rutin olarak uygulanmaktadır. Bu testlerden
en sık kullanılan üçlü tarama testidir. Tarama testleri adından da
anlaşılabileceği gibi anomali varlığını belirtmez sadece yüksek risk
altındaki kişileri işaret eder. Bu testlerin pozitifi çıkması durumunda
kesin tanıya ulaşmak amacıyla amniyosentez önerilir.
Ultrasonografide anomali saptanması: Hamilelik takibi sırasında yapılan
rutin ultrason incelemelerinde anomali saptanması varlığında, anomali ile
birlikte görülebilecek genetik bozukluk riskine göre amniyosentez
önerilebilir.
Akciğer gelişiminin değerlendirilmesi: Erken doğum riski olan, ya da
hamileliğin devamının anne ya da bebek açısından risk oluşturduğu
durumlarda amnyon sıvısından örnek alınarak lesitin/sfingomeyelin gibi bazı
maddelere bakılarak akciğer olgunlaşmasının tamamlanıp tamamlanmadığında
karar verilebilir. Yenidoğan yoğun bakım şartları günümüzde çok iyi düzeye
gelmiştir. Ülkemizde de iyi merkezlerde 24-25 haftalık bebekler
yaşatılabilmektedir. Bu nedenle akciğer gelişimi değerlendirmek amacıyla
amniyosentez uygulaması artık eskisi kadar popüler değildir.
Polihdramniyos: Amniyon sıvısının normalden fazla olması
durumunda anne adayını rahatlatmak amacıyla amniyosentez yapılarak bir
miktar sıvı alınabilir.
Amniyosentez ne zaman yapılır?
Bebeğin amniyon sıvısından örnek almak için en uygun zaman son adet
tarihinden itibaren hamileliğin 16-18. haftaları arsıdır. Sonuçlar genelde
1-2 hafta içinde bazan daha geç çıktığından bu haftalarda yapılması
idealdir. Son zamanlarda erken amniyosentez (15. haftdan önce) uygulansa da
hem laboratuvar şartları hem de işlemden kaynaklanan risklerin yüksekliği
nedeniyle pek tercih edilmemektedir. Bu uygulama henüz deneysel aşamadadır.
Amniyosentez nasıl yapılır?
Amniyosentez işlemi esnasında çok ince bir iğne ile bebeğin içinde yüzdüğü
amniyon kesesine girilir ve sıvı çekilir. İşlemden önce detaylı bir
ultrason incelemesi yapılarak bebeğin durumu ve pozisyonu değerlendirilir.
Daha sonra amniyosentez için uygun bir alana karar verilerek hazırlıklara
başlanır. İşlem sırasında iğnenin bebeğin plasentasından geçmeyeceği
bebekten uzakta bir bir alan bulmak önemlidir.
İşlemden önce hamile kadın ultrason masasında sırtüstü
uzanır. İğnenin girileceği alan antiseptik solüsyonlar ile temizlendikten
sonra karın steril örtü ile örtülür. Bir doktor ultrason ile işlemi
gerçekleştirecek olan doktora rehberlik eder. İşlem tek kişi ile yapılacak
ise özel tasarlanmış ultrson guide’ları kullanılmalıdır. İşlemi yapacak
olan kişi ultrason görüntüsü altında iğneyi karın üzerinden yerleştirir ve
önce karın katlarını daha sonra rahim kasını geçerek amniyon kesesine
girer. İğnenin ucunu ultrasonda gördükten sonra arkasına bir enjektör
takarak yaklaşık 20 mililitre sıvı alır.Bu aşamada bebeğin tüm amniyon
sıvısının miktarı yaklaşık 200-300 mililitredir. Alınan sıvının kanlı
olmaması gerekir. Yeterli miktarda sıvı alındıktan sonra iğne tek bir
hamlede çıkarılır ve işlem tamamlanmış olur. Alınan sıvıyı bebek 1-2 saat
içinde yeniden üretir
Daha sonra ultrasonografi ile bebek ve kalp atımları
yeniden değerlendirilir. Hasta 10-15 dakika dinlendirildikten sonra evine
gönderilebilir. Alınan sıvı oda sıcaklığında muhafaza edilerek laboratuvara
gönderilir. Tüm işlem 1-2 dakika kadar sürer.
Alınan sıvıda ne gibi işlemler yapılır?
Amniyon sıvısı bebeğe ait canlı hücreler içerir. Bu hücrelerin kaynağı
bebeğin solunum , sindirim, boşaltım sistemi ve cildinden dökülen
hücrelerdir. Alınan sıvı laboratuvarda ayrıştırıldıktan sonra hücreler
kültür ortamınada çoğaltılır ve elde edilen hücrelerde genetik inceleme
yapılır. Eğer amniyosentez bebeğin akciğer gelişimini değerlendirmek
amacıyla yapılıyor ise laboratuvara gönderilmez. Değerlendirme aynı anda
yapılabilr.
Sonuçlar ne zaman alınır?
Amniyosentez sonuçları iki aşamalı olarak değerlendirilebilir. İlk planda
florasan teknik ile (FISH) hücrelerin genetik yapısı incelenir. FISH 2-3
gün içinde sonuçlanır fakat her zaman kesin sonuç vermeyebilir. Kesin sonuç
için hücre kültürlerinin beklenmesi gerekir. Bu genelde 1-3 haftarasında
zaman alır. FISH yöntemi her yerde uygulanmayan sadece belirli
laboratuvarlarda uygulanan güncel bir yöntemdir.
Amniyosentez güvenli midir?
Her yıl dünyada milyonlarca kadında amniyosentez yapılmaktadır ve bu anne
adaylarıın hepsinin zinhini kurcalayan temel soru budur. Ultrasonun yaygın
olmadığı dönemlerde işlem körlemesine yapıldığından riskler daha yüksekti.
1976 yılında geniş kapsamlı bir araştıma sonucu Amerikan Ulusal Sağlık
Enstitüleri gebeliğin ikinci trimesterında yapılan amniyosentezin güvenli
olduğu yönünde görüş bildirmiştir. Ancak tüm invazif girişimlerde olduğu
gibi amniyosentezde de bazı riskler vardır. Bu riskler şunlardır:
Düşük: Amniyosentez önerilen çiftleri en fazla
endişelendiren konu olmakla birlikte amniyosenteze bağlı düşük riski son
derece azdır. Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezinin verilerine
göre amniyosenteze bağlı düşük riski 200-400 işlemde 1′dir. İşlemi yapan
kişinin tecrübesi ile düşük riski arasında ilişki olduğu düşünülmektedir.
Düşük riski erken amniyosentezde daha fazladır. 1998 yılında Kanada’da
yapılan bir araştırmada erken amniyosentez sonrası düşük riski %2.6 olarak
bulunmuştur. Bu oran ikinci trimestarda yapılan amniyosentezlerde %0.8′dir.
Günümüzde kabul edilen görüş amniyosentezin düşük riskini sadece %1
oranında arttırdığıdır (%1 düşük riski taşır demek değildir).
Enfeksiyon: Amniyosentez sonrası enfeksiyon görülme riski 1000′de birden
daha azdır. Steril şartların sağlandığı durumlarda son derece nadir olarak
görülür.
Su gelmesi: Yaklaşık %1 olguda vajinadan az miktarda sıvı gelebilir. Sıvı
kaçağının yeri iğnenin giriş deliğidir. Amniyon zarı 1-2 gün içinde kendini
onarır ve sıvı kaçağı kaybolur.
Su kesesinin açılması: Çok nadir karşılaşılır. Bu durumda gebeliğin
sonlandırılası gerekir.
Plasenta veya kordonun zedelenmesi : Nadir görülen bir komplikasyondur.
Erken doğum eylemi: Nadir görülen bir komplikasyondur.
İşlemin başarısız olması: Uygun bir giriş alanı bulunamadığında ya da
amniyon zarı rahim duvarından ayrılıp içeri doğru bombeleştiğinde iğnenin
kese içine girmesi mümkün olmyabilir. Bu gibi bir durumda işlem birkaç gün
sonra tekrarlanır.
Bebeğin zarar görmesi : İşlem ultrason altında yapıldığından son derece
nadir olarak karşılaşılır. En sık olabilecek olan problem iğne batmasıdır.
Bu durum bebekte kalıcı bir zarar yaratmaz.
İşlemin tekrarlanması: Alınan sıvı miktar olarak yetersiz ise ya da çok
kanlı ise birkaç hafta sonra işlemin tekrarlanması gerekebilir. Bazı
durumlarda tek bir girişte kese içine ulaşılamaz. Birden fazla giriş
yapıldığında tüm riskler artar.
İşlem için herhangi bir ön hazırlık gerekir mi?
Hayır. Amniyosentez öncesinde herhangi bir hazırlık yapmanız gerekmez. Bazı
durumlarda mesanenizin dolu olması işlemi kolaylaştırabileceğinden
doktorunuz su içmenizi önerebilir.
İşlem sırasında acı olur mu?
Hayır. Amniyosentez genelde ağrısız bir işlemdir ancak iğne rahim kasına
girerken ve çıkarken adet sancısı tarzında kramplar olabilir. Bundan daha
fazla bir rahatsızlık sık karşılaşılan bir durum değildir.Bu nedenle lokal
aneztezi uygulanmaz.
İşlem sonrası nelere dikkat etmek gerekir?
Amniyosentez sonrası yatak istirahati ya da aktivite kısıtlaması gerekli
değildir. 24 saat süre ile ağır fiziksel aktiviteden kaçınılması, 15
dakikadan daha uzun ayakta durulmaması önerilir.
Eğer kan grubunuz Rh (-), eşiniz de Rh(+) ise işlem
sonrasında koruyucu iğne yapılması gerekir.
Çoğul gebeliklerde amniyosentez yapılabilir mi?
Evet. Çoğul gebelikler amniyosentez için kontraendikasyon oluşturmazlar.
Eğer mümkün ise tek bir iğne girişi ile tüm bebeklerden ayrı ayrı sıvı
almak idealdir. Bir bebeğin kesesine girilip sıvı alındıktan sonra kese
içine indigokarmen adı verilen renkli bir sıvı verilir. Bu sıvının bebeğe
herhangi bir zararı yoktur. Amaç sıvı alınan bebeği belirlemektir. Daha
sonra ultrason eşliğinde diğer bebeğin kesesine girildiğinde eğer renkli
sıvı gelir ise yanlış kesede olunduğu belli olur ve bu sayede aynı bebekten
iki defa sıvı alınmasının önüne geçilebilir. Tek bir kese içinde bulunan
monoamniyotik ikizlerde ise böyle bir şans yoktur.
Normal olarak bulunan bir sonuç bebeğin sağlıklı
olacağını garanti eder mi?
Yüksek risk saptanan anne adaylarının %95′inde prenatal testlerin sonucu
normal olarak bulunur. Ancak hiçbir perinatal test sağlklı bir bebek için
%100 garanti veremez çünkü bazı anomaliler doğumdan önce hiçbir şekilde
saptanamaz. Bebeklerin %3-4′ü anomalili olarak doğarlar.
Amniyosentezin kromozomal anomalileri saptamadaki
başarısı %99.4 ile %100 arasında değişir.
Amniyosentez ile saptanan anomaliler tedavi edilebilir
mi?
Günümüzde pekçok defekt doğum öncesi saptanabilmekte ancak çok azı tedavi
edilebilmektedir. Down sendromu gibi genetik hastalıkların tedavisi ne
yazık ki mümkün değildir.
Amniyosentez sonrası doktorunuzu aramanız gereken acil
durumlar:
Eğer
Kasılmalarınız ya da şiddetli kramplarınız olursa
Vajinal kanamanız olursa
Vajinal sıvı kaçağı fazla miktarda olur ya da 1-2 günden uzun sürerse
Ateşiniz 37.5 derecenin üzerine çıkarsa
Kötü kokulu bir akıntınız olursa
zaman kaybetmeden doktorunuzu aramalısınız
Adet düzensizliği
Tanım:
Her kadın zaman zaman adet duzeninde sapmalar, gecikmeler ya da ara
kanamalar yaşayabilir. Normal insan hayatında yaşanılan stresler,
sıkıntılar, ani kilo değişiklikleri, spor, üzüntüler gibi pekçok faktör
adet düzenini etkileyebilir ve adeta bir saat gibi işleyen bu mekanizmada
sapmalara neden olabilir. Adet düzenindeki sapmaların hiçbir türlüsü normal
değildir ve araştırılması gerekir. Çünkü kadın üreme sistemindeki hemen
hemen bütün patolojilerin en sık verdiği belirti adet düzensizlikleridir.
Her adet duzensizliği anormal olmasına rağmen herzaman bir patolojiyi,
kisti, myomu ya da en korkuncu kanseri işaret etmez. Altta yatan anatomik
bir patoloji olmadığı halde normal adet düzeninde meydana gelen anormal
kanamalara disfonksiyonel uterin kanama (DUK) adı verilir.Burada önemli
olan nokta kanama bozukluğunu açıklayacak organik bir lezyonun
bulunmamasıdır. İlk kez 1927 yılında tanımlanan bu tabloya methropathia
hemorrhagica ya da başka bir deyişle metropatik uterus adı verilmiştir,
günümüzde ise disfonksiyonel uterin kanamalar başlığı altında
incelenmektedir.
Klinik
Disfonksiyonel kanamalar adet kanamasının ritminin, miktarının ya da her
ikisinin birden bozulması ile belirgindir. Genelde beyin-hipofiz-yumurtalık
üçgenindeki hormonal dengenin bozulmasından kaynaklanır. Beyinden
salgılanan gonadotropin adı verilen hormonların salgılanma bozuklukları ya
da uyumsuzlukları altta yatan ana nedendir. Bu durum yumurtlama
bzoukluklarına neden olarak östrojen ve progesteron arasındaki dengenin de
bzoulmasına yol açar. Neticede disfonkisyonel uterin kanamalar, endometrial
hiperplazi, over kistleri gibi hastalıklar ortaya çıkabilir.
Klinik olarak kanamanın patternine göre
isimlendirilirler.Buna göre
Amenore 3 ya da daha fazla adet dönemi icin gereken sürede hiç adet
görmemek
Oligomenore 35 günden daha seyrek olan kanamalar
Polimenore 21 günden daha sık olan kanamalar
Hipomenore Adet kanamasının miktarının az olması
Hipermenore Adet kanamasının miktarının fazla olması
Menoraji Adet kanamasının süresinin uzaması
Metroraji Ara kanamaların olması
Menometroraji Düzensiz aralıklarla fazla miktarda kanama olması
Ovülasyon kanaması Siklus ortasında görülen hafif kanama
Spotting Lekelenme
DUK jinekolojik şikayetlerin yaklaşık %10′unu meydana
getirir.En sık ergenlik başlangıcında ve menopoza yakın dönemde görülür.
Düzensiz kanamalar yumurtlamanın olduğu (ovülatuar) ve olmadığı (anovülatuar)
olarak kabaca 2 ye ayrılır. DUK’ın yaklaşık %90′ı anovülatuardır. Yani
herhangi bir nedene bağlı olarak o adet siklusunda yumurtlama olmamıştır.
Ovülatuar Kanamalar
Genelde üreme çağındaki kadınlarda görülür. Göreceli olarak FSH eksikliği
nedeni ile yumurta gelişimi gecikir ve çatlama geç oluşur. Bunun sonucunda
kişide oligomenore görülür. Eğer yumurta hücresinin FSH’a duyarlılığı
artmış ise bu kez yumurta hücresi vaktinden önce gelişir ve çatlar neticede
polimenore ortaya çıkar.Adet ortasıda yumurtlama döneminde denk gelen
kanama da bu sınıfta değerlendirilir.
Anovülatuar Kanamalar
Gelişen yumurta hücresinin çatlamaması sonucu buradan östrojen hormonu
salgılanmaya devam eder. Bu etki ile rahim iç zarı olan endometrium
kalınlaşmaya devam eder. Yumurtlama olmadığı için progesteron dolaşıma
yeterli kadar salınamaz ve kalınlaşmaya başlayan endometrium bir süre sonra
kırılır ve kanama ortaya çıkar. Anovülatuar sikluslar ilk adet kanamasından
sonraki ergenliğe geçiş döneminde, polikistik over hastalığında, menopoz
öncesi dönemde, emzirme dönemlerinde ve şişman hastalarda sık rastlanılan
bir durumdur.
Hormonal etkiler
Endometrium sürekli yenilenen ve her ay değişim gösteren bir dokudur (Bkz.Endometrial
hiperplazi). Bu doku östrojen ve progesteron adlı hormonlara karşı çok
hassastır. Endometriumu etkileyecek organik bir patoloji olmadan östrojen
ve progesteronun düzensiz ve değişik düzeylerdeki etkileri düzensiz
kanamalara yani disfonksiyonel uterin kanamaya neden olur. Bu tür kanamalar
oluş mekanizmasına göre 5 başlık altında toplanırlar:
1.Östrojen çekilme kanaması:
Östrojenle uyarılmış ve kalınlaşmakta olan endometriumda östrojenin aniden
ortadan çekilmesi ile meydana gelen endometrium dökülmesi ve görülen
kanamadır. Bu kanama türünde progesteronun bir etkisi yoktur. Dışarıdan
verilen östrojenin kesilmesi ya da ameliyat ile her iki yumurtalığın
alındığı durumlarda görülür. Pratikte pek sık karşılaşılan bir tablo
değildir.
2.Östrojen kırılma kanaması: Östrojenle sürekli
uyarılmakta olan endometriumda östrojene olan cevap endometriumun her
alanında aynı ve eşit değildir. Östrojen uyarısı devam ettikçe fazla
gelişmiş ve kalınlaşmış kısımlarda kanlanma ve dolayısı ile beslenme
bozuklukları başlar ve bu kısımlar dökülerek kanamaya neden olur.
Anovülasyonda ortaya çıkan kanama bzoukluklarının mekanizması budur,
dolayısı ile disfonksiyonel uterin kanamaların altında yatan en önemli
mekanizma da östrojn kırılma kanamasıdır.
3.Progesteron çekilme kanaması: Östrojenle uyarılmış ve kalınlaşmış
endometrium yumurtlamadan sonra progesteronun etkisi altına girer ve artık
kalınlaşmaz. Progesteron ortamdan çekildiğinde ise endometrium üzerindeki
destek ortadan kalkar ve tüm fonksiyonel endometrium dökülerek kanamaya
neden olur. Normal adet kanamaları ve doğum kontrol hapı kullanırken ilaç
bittikten sonra görülen kanama bu türdedir.
4.Progesteron kırılma kanaması: Progesteron düzeyi endometrium kalınlığını
korumaya yetmez ve kanamaya yol açar.
5.Atrofi kanaması: Östrojen ve progesteronun ortamda yeterli miktarlarda
bulunmamasına bağlı olan kanamalardır. Menopoz sonrası dönemde görülürler.
Tanı
Anormal vajinal kanama olan hastalarda altta yatan organik bir lezyonun
bulunamaması ile tanı konur.Ayırıcı tanıda myomlar, endometrium iltihabı,
spiral, dışarıdan verilen ilaç ve hormonlar, gebelik, düşükler, dış
gebelik, habis tümörler, kan hastalıkları, karaciğer hastalıkları
düşünülmelidir.
Tedavi
Tedavide amaç kanamanın durdurulması ve yeniden tekrar etmesinin
engellenmesidir.Bu amaçla değişik hormon kombinasyonları kullanılır. 35 yaş
üzeri kanamalar durdurulamıyorsa cerrahi müdahale gerekebilir. Bazen genç
hastalarda da akut kanamayı durdurmak için kürtaj gerekli olabilir.
Ağrılı Adet Görme - Dismenore
Tanım:
Adet kanaması esnasında ya da hemen öncesinde kasıklarda ortaya çıkan
rahatsızlık ve kramp tarzında ağrılara dismenore ya da menstrüel kramp adı
verilir. Dismenore primer (1.cil) ve sekonder (2.cil) olmak üzere iki
şekilde incelenir.
Primer (birincil) dismenore :
Sıklıkla adet kanamasının başlangıcından sonraki ilk 1-2 yıl içinde ortaya
çıkar ve kırklı yaşlara kadar sürebilir. Bazen kadınlarda ilk doğumdan
sonra ağrılar hafifleyebilir. Ağrının nedeni rahimde ağrıya ve kasılmaya
yol açan prostaglandin maddesinin yapımının artmasıdır.
Ağrı genellikle adet kanaması başlamadan 1-2 gün önce
ortaya çıkar, adetin birinci gününde belirginleşir ve genellikle 2.günde
sakinleşir. Ağrı karnın alt kısmında aralıklı gelen kramp şeklindedir. Ağrı
bir bölgede toplanabileceği gibi sırta, bele, kasıklara ve vulvaya (idrar
yapılan açıklık ve vajinal açıklık) da yayılabilir. Ağrıya bazen terleme,
yorgunluk, iştahsızlık, bulantı, kusma, ishal, baş dönmesi, baş ağrısı,
baygınlık, kabızlık gibi belirtiler eşlik edebilir.
Neden sancılı adet görülür?
Sancılı adet görme aslında normal adet görme mekanizmasının önemli bir
parçası olan uterus (rahim) kasılmalarının kadın tarafından ağrı şeklinde
hissedilmesidir. Bu uterus kasılmalarının amacı uterus iç tabakasını
atılarak yenilenmesi sırasında oluşan kanama miktarını en az seviyede
tutmaktır. Kasılmalar esnasında uterusta bölgesel olarak prostaglandin adı
verilen bazı maddeler salgılanır. Ağrıya yol açan bu prostaglandinlerin ya
aşırı miktarda salgılanması ya da kadınlarda prostaglandinlere ağrı
şeklinde aşırı duyarlılık oluştuğu kabul edilmektedir. Prostaglandin
salgısı yumurtlama sonrasında oluşan bir olay olduğundan tipik olarak adet
görmeden kısa süre önce başlayan adet bittikten sonra tümüyle kaybolan adet
sancısı yumurtlama olduğuna dair belirtilerden biridir.
Sancılı adet görmenin nadir görülen nedenleri arasında
serviks (rahim ağzı) girişi, kürtaj, enfeksiyon gibi nedenlere bağlı olarak
daralmış olması ve buna bağlı olarak adet kanının “zorlukla atılması” ve
spiral kullanımı yer alır.
Ne gibi belirtiler verir?
Dismenore karnın alt bölgelerinde kramp benzeri ağrılar ve
rahatsızlıklardır. Bu eşlik eden diğer belirtiler; Sırt ağrısı, baş ağrısı,
bulantı, bacakların iç yüzünde hassasiyet olabilir. Dismenore ile birlikte
adet öncesi gerginlik sendromu (PMS) de görülebilir ancak bu şart değildir.
PMS genelde adet başlangıcından birkaç gün önce görülür. Dismenoreli
kadınların yaklaşık %10-15′inde şikayetler normal günlük aktivitelerini
kısıtlayacak kadar şiddetlidir.
Eğer ağrılar;
Normal zamanında gelen bir adet kanamasına eşlik etmiyorsa
Her zaman olduğundan çok daha şiddetli ise
2-3 günden daha uzun sürüyor ise
Her zaman olandan daha farklı ise
mutlaka bir hekim kontrolünden geçilmesi gerekir.
Sekonder (ikincil) dismenore:
Seconder (ikincil) dismenorede (ağrılı adet görme) altta yatan bir
patolojik (hastalık yapan) durum mevcuttur. Bir kaç örnek verecek olursak
doğuştan olan kızlık zarının kapalı olması, bazı vajinal (hazneye ait) veya
rahime ait anormallikler veya daha sonradan ortaya çıkan bazı hastakıklar
gibi… Doğuştan olan problemler daha nadir olduğundan, sıklıkla daha genç
yaşlarda ortaya çıkar.
Sekonder dismenore nedenleri nelerdir?
1-Endometriozis
2-Yumurtalık kistleri veya tümörleri
3-Pelvik inflamatuar hastalık (PID)
4-Myomlar
5-Uterus polipleri
6-Rahim içi yapışıklıklar
7-Rahim içi araçlar
8-Rahim boynu darlıkları
9-Rahim tümörleri
10-İmperfore hymen (kızlık zarının adet görmeyecek şekilde tam kapalı
olması)
11-Çift uterus veya uterusda septun bulunması
12-Enfeksiyonlar
Ne zaman jinekolojik değerlendirme gerekir?
Adet sancıları ağrı kesicilerle kontrol altına alınabiliyorsa ve başka bir
jinekolojik belirti yoksa jinekolojik muayene gerekli değildir. Ancak adet
sancıları çok şiddetli olup genel iyilik halini etkilemeye başlamışsa
ve/veya iş kaybına neden oluyorsa mutlaka jinekolojik değerlendirme
yapılmalı etkili bir tedavi uygulanmalıdır.
Jinekolojik değerlendirmenin çok önemli bir amacı vardır.
Endometriozis (rahim iç tabakasının normal dışı bölgelerde bulunması),
kronik enfeksiyon, yapışıklıklar, yumurtalık kistleri, uterus myomları ve
diğer bazı jinekolojik hastalıklar kendilerine özgü belirtiler dışında
aynen adet sancısı gibi belirtiler de verebilirler. Yapılan jinekolojik
muayene bu durumların varlığını ortaya çıkarır ve böyle durumlarda tedavi
tamamen farklı olur.
Nasıl tanı konulur?
Tanıda öncelikle hastanın öyküsü önem kazanır. cevaplanması gereken bir
takım sorular vardır. Bunlar:
Ağrının ne zaman olduğu
Ağrıyı geçirmek için ne yapıldığı
Eşlik eden başka bir şikayetin olup olmadığı
Doğum kontrol haplarının ağrıyı azaltıp azaltmadığı
Gün geçtikçe ağrının şiddetlenip şiddetlenmediği ve
Ağrılar nedeni ile aktivitenin bozulup bozulmadığıdır.
Ağrıların primer ya da altta yatan başka bir patolojiye
bağlı olup olmadığını anlamak maksadıyla detaylı bir muayene yapılmalıdır.
Herhangi bir enfeksiyon ya da kist gibi bir patolojiyi ayırt etmek için kan
ve idrar tetkikleri ile ultrason incelemesi çoğu zaman gerekli olmaktadır.
Primer dismenore tedavisi nasıl yapılır?
Dismenorenin (ağrılı adet görmenin) oluşmasını önlemek mümkün değildir.
Ağrı doktorun size tavsiye edeceği ilaçları kullanarak hafifletilebilir.
Yine;
Orta dereceli bölgesel sıcak uygulama iyi gelebilir.
Bunun için sıcak banyo ya da ayaklara sıcak uygulama (sıcak bir havlu,
termofor) önerilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta sıcak uygulama
direkt karına yapılmamalıdır; çünkü karın içerisinde herhangi bir iltihabı
reaksiyon varsa bu karın zarına yayılabilir ve oldukça tehlikelidir.
Her zaman iyi beslenme ve bunun adet kanaması sırasındada
sürdürülmesi ağrıyı azaltama da etkilidir. Eğer kişide adet kanamasından
önce baş ağrısı, karında şişlik,…vb problemler oluyorsa adetten 1 hafta
önce tuz kısıtlanmasına gidilebilir. Yine doğal idrar yaptırıcı olan
maydanoz, ıhlamur, kuşkonmaz gibi besinlerin bu dönemde alınması
ödemi(vücutta su toplaması)ve ödemin neden olacağı rahatsızlığı giderir.
Yine diyette B vitamini ve Mg (magnezyum)’dan zengin
besinlerin alınması bu dönemde oluşan rahatsızlıkları ve ağrıyı gidermede
yardımcı olur.
B Vitamininden zengin yiyecekler:
Et, balık, karaciğer, kurubaklagiller, yeşil yapraklı sebzeler, diğer
sebzeler… Mg(magnezyum)’dan Zengin Yiyecekler:
Yağlı tohumlar(fındık, fıstık, susam…vb.), koyu yeşil
yapraklı sebzeler, öğütülmemiş tahıllar(kepekli ekmek)
Ağrıyı gidermede kullanılan bir diğer yöntem düzenli
egzersizdir. Kas tonüsünü güçlendirici egzersizler ve nefes egzersizleri
dismeonoreyi kontrol eder. Menstrual problemleri önlemek ve kas tonusunu
artırmak için yüzme önerilen bir egzersizdir. Bunun yanında kişinin ev
ortamında yapacağı hafif egzersizlerde ağrıyı azaltmada yardımcıdır.
Masajda ağrıyı azaltmada etkili bir yöntemdir. Ağrıyan
bölgenin altına yoğurma tarzında ritmik masaj uygulanırsa ağrının
algılanması azaltılabilir.
Düzenli uyku,gerginliği azaltacağından ağrıyı kontrol
etmede kullanılır.
Kişinin kadın olmaya ve adet görmeye ilişkin pozitif
tavır takınmasında ağrıyı oluşturabilecek psikolojik etkenleri giderir.
Psikolojik faktörler primer (1.cil) dismenorenin
nedenlerinden biri olarak kabul edilir. Bu yüzden cinsiyete ilişkin olumlu
duyguların sergilenmesi ağrının azaltılması için önemlidir.
Sekonder dismenore tedavisi nasıldır?
Nedene yol açan hastalıklar gerekli tıbbi ve cerrahi tedavi ile düzeltilir
ve tedavi sonunda ağrı azalır veya kaybolur.
Nasıl önlem alınmalıdır?
Dismenore alınacak bazı basit önlemler ile bir miktar engellenebilir.
Örneğin adet kanaması öncesinde ve esnasında kahve, çay, kola, çikolata
gibi kafein içeren gıdalardan uzak durulması, karın bölgesine masaj
yapılması, uzun süre ayakta durmaktan ya da yürüyüş yapmaktan kaçınılması
şikayetler üzerinde olumlu etki yaratır. Aşırı yorgun, sinirli kişilerde
adet sancısı daha fazla görülür. Bu nedenle kanama esnasında dinlenmek son
derece önemlidir. Yine kabızlığı olanlar bu sancıları daha şiddetli
yaşarlar. Lifli gıdaların bol tüketilmesi kabızlığı önler. Bol miktarda su
içilmesi, sigaradan uzak durulması, fazla miktarda alkol tüketilmemesi gibi
basit ve kısa süreli önlemler ile sancılı adet kanamaları biraz daha rahat
geçirilebilir.
Anoreksia
Nervoza
Genel olarak 12-18 yaşları arasında başlayan ve
şişmanlamaya karşı ağır korku yüzünden bilinçli olarak aşırı zayıf kalma
çabaları ile belirlenen bir bozukluktur. Toplumda ortaya çıkma sıklığı
bilinmemekle birlikte eskiden sanıldığı gibi çok ender rastlanan bir
rahatsızlık değildir. Anoreksia Nervozalı bireylerin yaklaşık %95′ i
kadındır. Ve bir kişinin kız kardeşinde bu tür bir bozukluk varsa o kişide
aynı hastalık riski belirgin oranda artmaktadır. Bozukluk daha üst
sosyoekonomik sınıflarda daha sıktır.
En temel belirti aşırı kilo alma korkusudur. Bu durum
kişinin yiyecek konusunda neredeyse fobik olacak noktaya dek varmasına
neden olabilir. Şişmanlama korkusunun yanı sıra beden imgesinde de bozulma
vardır. Buna bağlı olarak bu kişiler çok zayıf ve ince olsalar bile
kendilerini şişman bulabilirler. Vücut ağırlığını kontrol altında
tutabilmek için iki yolu kullanırlar: Kişilerin bir bölümü yiyecek alımını
ileri derecede kısıtlarlar. Zaten aldıkları çok az yiyeceğin de çok az
kalorili yiyecekler olmasına dikkat ederler. Bu kişiler buna rağmen ağır
egzersizler de yaparlar. Diğer gruptaki kişilerde yiyecek alımının ileri
derecede azaldığı açlık dönemleri ile aşırı yeme dönemlerinin birbirini
izlediği gözlenir. Bu gruptaki kişiler, aşırı yemeden sonra
şişmanlayacakları korkusuyla boğazlarına parmaklarını bastırarak kusarlar.
Sık sık bunu yapan kişilerin el sırtında deri sertleşmesi olabilir. Sık
kusan kişilerde mide asidinin etkisiyle dişlerde bozukluklar, çürümeler
olur.
Bu kişilerin yeme davranışlarında ve yiyeceklerle olan
ilişkilerinde gariplikler gözlenebilir. Yiyecekleri saklayabilir, yemek
yapmak için mutfakta saatlerce uğraşabilirler.
Anoreksia Nervoza’ nın nedenleri günümüzde kesin olarak
bilinmemektedir. Hastalığın oluşumu psikolojik, sosyolojik ve biyolojik
olmak üzere üç boyutta ele alınabilir. Hastalığın ergenlikte ortaya
çıktığı; bu dönemin cinsel ve sosyal çatışmalarla yüklü oluşu dikkate
alınacak olursa; cinsel ve sosyal çatışmalarla başa çıkma konusundaki
yetersizliklerin yiyeceklerden fobik kaçınma şeklinde ortaya çıkması öne
sürülebilir.
Aşağıdakilerin varlığı halinde bu rahatsızlıktan
bahsedilmektedir.
1-Bulunduğu yas grubu ve boy uzunluğu acısından normal kabul edilen en az
kilo ya da bu ağırlığın üzerindeki bir kiloyu kendisi için uygun
bulmayıp,kabul etmeme.
2-Yas ve boy göz önüne alındığında beklenenden daha düşük
bir kilosu olmasına rağmen kilo almak veya şişmanlamaktan aşırı derecede
korkma.
3-Kişinin kilosu ya da vücut şeklini algılayışında
bozukluk vardır. Kişinin kendini değerlendirişinde kilo ya da vücut
seklinin ,olağandan çok daha fazla ve anlamsız ölçüde bir yer kaplaması
veya o anki kilosunun düşük olmasının öneminin farkına varmama.
4-Bayanlarda birbirini izlemesi gereken en az 3 adet
döneminin olmaması
Bu rahatsızlığın kısıtlı ( bu durum yaşanırken kişide bir
anda “patlayıncaya dek” yeme ya da kendini kusmaya ya da lavman- idrar
söktürücüler ile yediklerini çıkarma davranışının olmadığı) tip ya da bu
sayılan davranışların olduğu tiksinircesine yeme/ çıkartma tipi olarak 2
şekli vardır.
Hastaların çoğunun düşünce içeriği yemek ile ilişkilidir.
Kimileri kalan, artan, yiyemedikleri yiyecekleri bırakamayıp, biriktirir,
bazıları da hiç yapamayacağı yemek tariflerini edinmeye çalışabilir.
Topluluk içinde yemek yeme konusunda isteksiz davranabilirler. Başlangıç ta
çevrelerinden ilgi ve beğeni görmek için , kendileri üzerinde kontrol
sağladıklarını görmek amacıyla alınan besinleri kısıtlamaya başlarlar. Eski
kilolarına ya da çevrelerinde görünüm olarak beğeni kazanan kişilerin
kilosuna inmek için hedef belirler. Kendileri gün içinde farklı zamanlarda
tekrar tekrar tartar
Tıkınırcasına yeme-çıkartma tipine ait grubun alkol-madde kötüye kullanımı,
daha çok duygusal durumda dalgalanmalar ve cinsel aktivitelere sahip olup,
dürtülerini kontrollerinin daha zor olduğu gözlenmiştir.
Kişiler kilo kayıplarını arttırmak için fiziksel
egzersizler yapar ya da yorucu fiziksel uğraşılar içine girerler. Öyle ki
kişi daha çok enerji harcayıp, kilo verebilmek için oturmayıp, ayakta
durmayı yeğleyebilir ya da durduğu yerde el ve ayaklarını hareket
ettirebilir. Kişinin toplumsal ilişkileri azalabilir. Sadece is, fiziksel
egzersiz ve kilo düşünceleri ile ilgilidir. Bir deri bir kemik kalsa bile
kilolu olduğu düşüncesindedir. Kişiler kendilerine listeler hazırlayarak
kendilerine yasakladıkları yiyecekleri belirterek, bunları yemeyeceklerine
yeminler ederler. Yarim kilo bile almaları onları zayıflıktan şişmanlığa
geçtikleri seklinde düşündürür. Uzun sure bir konuya dikkatlerini
veremezler . Kendilerine güvensizlik yoğun bir şekilde kendini
hissettirmektedir. Gitgide sosyal çevrelerini kısıtlarlar.
Çocuk gelişiminin erken evrelerinde, anne-çocuk
iletişiminde çocuğun kendi başına,özgür davranışları üzerine yapılan
müdahalelerin önemine dikkat çekilmektedir.
Anoreksia başlangıcı sonrasında genellikle obsesif-
kompulsif davranışlar başlayabilir. Özellikle temizlik saplantıları ( ev
temizliğine yönelik aşırı aktiviteler gibi) ve ders çalışma ile ilgili
saplantılara rastlanabilir. Cinsel gelişimlerinde sorun olduğu gibi ,
cinsel isteksizlik ve diğer cinsel sorunlar da beraberindedir.
Bu kişilerde hastalığın yol açtığı vücutsal
değişimler:
Hastalarda kansızlık, vücut su- tuz dengesinin bozulması, kanda kolesterol
ve üre düzeylerinin artışı, karaciğer enzimlerinin yükselmesi, tiroid bezi
hormonlarının düşmesi, kadınlarda ostrojen dediğimiz kadınlık hormonu
,erkeklerde testesteron denen erkeklik hormonu düzeylerinde düşme sonucu
cinsel işlevlerde azalma, kalp atımında azalma ve düzensizlikler, beyin
boşluklarının beyin dokusuna oranla kapladığı hacmin artışı
oluşabilmektedir.
Kimlerde görülmektedir:
Bu rahatsızlık düzenli ve bol çeşitli yemek yeme olanaklarının olup, göze
hoş görünmenin zayıf bir vücut yapısı ile paralel düşünüldüğü bati
toplumlarında, kentsel alanlarda daha çok gözlenmektedir. Hastaların %
90-95 i kadındır. Anoreksia nervosa genç kızlarda % 0,5 oranında
saptanmakta, genellikle 12-25 yas arasında rastlanmaktadır.
Son yıllarda yurt dışında yapılan çalışmalara göre
hastalığın yüz bin kişide 15-20 arasında görüldüğü saptanmıştır.
Rahatsızlığın oluşumunda etkili risk faktörleri:
- Yaşanılan sosyo-kültürel çevrenin etkisi ile zayıflığın kesin güzellik
ölçütü olması durumu yaygınlaştırmaktadır. Bazı mesleki alanlar (
hosteslik, modellik, dans ve müzikle uğraşanlarda) bu yüzden özellikle risk
altındadır.
-Bu rahatsızlığı olanların ailelerinde depresyon,
alkolizm, şişmanlık ve gene bir yeme bozukluğuna daha çok rastlanmaktadır.
Bu kişilerin annelerinin daha çok diyet yapıp,yeme bozukluğunun olduğu,
sürekli diyet yapma düşünceleri ile haşır nesir oldukları, kızlarının da
diyetleri konusunda yoğun düşünceler içinde olabildikleri gözlenmiştir.
- Aile yapıları itibariyle, bağımsız hareket
serbestisinin verilmediği ve aile işleyişi açısından yeterli keyif
alınmayan doyum sağlanamayan ilişkilerin varlığı.
-Öncesinde var olan aşırı şişman beden yapısı
-Çocukluk cağı başlangıçlı diabet ( seker hastalığı)
varlığı
- Geçmişte yaşanan cinsel, fiziksel tacizler.
Rahatsızlıktaki kişisel düşünce yapıları:
- Kişisel açıdan kendilerini yardıma muhtaç ama yardim edilemez görürler
- Kendi ve çevreleri üzerindeki denetimi kaybetme
korkuları vardır.
- Aşırı bir şekilde başkalarının görüşlerine bağımlı
olarak özgüvenlerini koruyabilen, onların yeterli ya da olumlu desteği
olmadığında kendilerini bir hiç olarak görürler
- Bir şey ya tam olmalı ya da hiç olmamalı seklinde bir
düşünce yapısı olan kişilerdir.
Hastalığın seyri:
Hastaların yarısının ilerleyen donemde iyileştiği, dörtte bir oranında
hastanın kısmen iyileştiği, ancak bir miktar yakınmalarının sürdüğü
belirlenmiştir. Hastalık sonucu olum oranının % 5 civarında olduğu
gözlenmiştir.
Hastalığın gidisine olumsuz etki yapan faktörler:
-Ailede aşırı geçimsizlik, tartışmalı ortam
-bulimianın hastalığa eslik etmesi
-Kusma, dışkılamayı arttırıcı ilaç kullanımları
-Obsesif-kompulsif, histerik, depresif, nörotik davranış
yapıları, zeminde bulunan psikiyatrik sorunlar nedeniyle, kişide vücutsal
yakınmaların fazlaca gündeme gelmesi (gastrit, kolit vb.)
-Hastalığı inkar eden davranışlar içine girilmesi.
Hastalığın gidisini olumlu etkileyen etmenler arasında
ise erken başlangıç yaşı, hastalığı kabul etmek ve kendine güvenen bir
kişilik yapısının bulunması sayılmaktadır.
Tedavi:
Anoreksia Nervozalı hastaların tedavisi çoğu kez güçlüklerle doludur.
Hastaların çoğunda, hastalık birkaç yıl önce başlamıştır. Tedaviye katılmak
ve tedavi planları için isteksizdirler. Bu sebeple genellikle çocuklarının
bu durumundan üzüntü ve endişe duyan anne babaları tarafından doktora
getirilirler. Tedavide bireysel psikoterapi, grup ve aile terapisi, ilaç
tedavisi gibi yöntemler kullanılabilir
Psikoterapide hastanın kendi duygularını uygun bir
şekilde ifade edebilmesi, yeme davranışı üzerine kurulu yanlış düşünce
tarzının değiştirilmesi, vücuduna yönelik olumsuz algılamaların
düzeltilmesi, özgüvenin oluşturulması, kişilerarası sorunların belirlenip,
çözümüne yönelen bir yaklaşımın oluşturulmasına çalışılır.Tedavide
davranışçı terapi, aile terapisi ve grup terapisi kullanılabilir
Sigara İçen Anne Adaylarına Uyarı
Mersin Üniversitesi (MEÜ) Tıp Fakültesi Göğüs
Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Cengiz Özge,
annenin gebelikte sigara içmesinin, çocuklarda dikkat eksikliği ve
hiperaktivite bozukluğu gibi hastalıklara neden olabileceğini söyledi.
Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Cengiz Özge
ve Çocuk Psikiyatristi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fevziye Toros,
çocuk ve ergenlerde dikkat eksikliği ve hiperaktivite (aşırı hareketlilik)
bozukluğu ile sigara ilişkisini araştırdı. Yapılan araştırmaya göre,
annenin gebelikte sigara içmesinin, dikkat eksikliği ve hiperaktivite
bozukluğu için risk oluşturduğu ortaya çıktı.
Yrd. Doç. Dr. Cengiz Özge, dikkat eksikliği ve
hiperaktivite bozukluğunun, nedeni bilinmeyen heterojen bir bozukluk
olduğunu ifade etti. Bu hastalığın, çocukluk çağı ve ergenlikte en yaygın
görülen ruhsal bozukluklardan biri olduğunu ifade eden Özge, bozukluğun,
okul çağı çocuklarının yüzde 3 ile 10 unda görüldüğünü belirtti. Özge,
“Sigara ve diğer bozukluklar arasındaki ilişki ile ilgili araştırmalar uzun
yıllardan beri yapılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, dikkat eksikliği
hiperaktivite bozukluğu ile annenin gebelik sırasında sigara içmesi, anne
ve babanın sigara alışkanlığı, çocuğun sigara dumanına maruz kalıp
kalmadığı, ebeveynlerin eğitim ve gelir düzeyleri arasındaki ilişkinin
araştırılmasıdır” dedi.
Yaşları 6-15 arasında olan 125 dikkat eksikliği ve
hiperaktivite bozukluğu tanılı çocuk ve ergen grubu, herhangi bir ruhsal
bozukluğu olmayan 75 çocuk ve ergen ile ebeveynler üzerinde yapılan
araştırmada, verilerin, çocuk ve ergen psikiyatri polikliniğinde bir uzman
tarafından demografik faktörler ve ebeveynlerin sigara içmeyle ilgili
özelliklerini içeren yapılandırılmış soru listesiyle elde edildiğini
belirten Özge, araştırma sonuçlarına göre, dikkat eksikliği ve
hiperaktivite bozukluğuyla annenin gebelik sırasında sigara içmesi, annenin
sigara içiyor olması ve pasif içicilik arasında anlamlı bir ilişki
saptandığını kaydetti. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuyla gelir
düzeyi ve babanın sigara içiyor olması arasında istatistiksel olarak bir
ilişki saptanmadığını da belirten Yrd. Doç. Dr. Cengiz Özge, yine bu
çalışmadan elde edilen verilerle, annenin gebelikte sigara içmesi ve
çocuğun sigara dumanına maruz kalmasının dikkat eksikliği ve hiperaktivite
bozukluğu için önemli bir risk faktörü olduğu sonucuna varıldığını söyledi.
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunda
Temel Belirtiler
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun; dikkat eksikliği, aşırı
hareketlilik ve dürtüsellik olmak üzere 3 temel belirtisi olduğunu ifade
eden MEÜ Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd.
Doç. Dr. Cengiz Özge, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir kişide dikkat eksikliği ve hiperaktivite
bozukluğunun varlığından söz edebilmek için bu belirtilerin 7 yaştan önce
başlamış olması, ev ve okul gibi birden fazla ortamda görülüyor olması, en
az 6 ay olmak üzere sürekli olması ve kişinin günlük yaşamını etkileyecek
boyutta olması gerekir.
Dikkat eksikliği ölçütleri; belirli bir işe ya da oyuna
dikkatini vermekte zorlanmak, dikkatin kolayca dağılması, dikkatsiz
hataların yapılması, başlanılan işi bitirememe, kendisiyle konuşulurken
dinlemiyormuş gibi görünme, görev ve etkinlikleri düzenlemekte zorlanma, ev
ödevi, okul aktiviteleri gibi yoğun zihinsel çaba gerektiren işleri
yapmaktan kaçınma, etkinlikler için gereken eşyaları kaybetme ve günlük
etkinliklerde unutkanlık olarak belirlenmiştir. Bunlardan en az 6 sının, en
az 6 aydır, birden fazla ortamda görülüyor olması durumunda dikkat
eksikliği olabileceği düşünülür.
Hiperaktivite, bireyin yaşına ve gelişim düzeyine uygun
olmayacak biçimde hareketli olmasıdır. Uzun süre yerinde oturamama,
otururken elin ayağın kıpır kıpır olması, gereksiz yere sağa sola koşturma,
eşyalara tırmanma, sakince oynamakta zorlanma, sürekli hareket halinde olma
ve çok konuşma gibi belirtilerle kendini gösterir. Dürtüsellik ise, genel
olarak bireyin kendini kontrol edebilmesinde sorun olmasıdır. Acelecilik,
istekleri erteleyememe, söz kesme, düşündüğünü hemen yapma, aklına geleni
geldiği anda söyleme, sırasını beklemekte güçlük çekme gibi belirtilerle
kendini gösterir.”
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun 3 farklı
tipte görüldüğüne işaret eden Özge, “Birincisinde dikkat eksikliği
belirtileri ön plandadır, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik ya yoktur ya da
tanı alacak kadar şiddetli değildir. İkinci tip dikkat eksikliği ve
hiperaktivite bozukluğunda aşırı hareketlilik ve dürtüsellik belirgin
olarak vardır, dikkat eksikliği belirtileri vardır, ancak tanı alacak kadar
şiddetli değildir. Birleşik tip denilen üçüncü tipte ise hem dikkat
eksikliği hem de aşırı hareketlilik ve dürtüsellik belirtileri tanı alacak
kadar şiddetlidir.
En sık olarak görülen tip birleşik tiptir. Dikkat
eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun nedeni kesin olarak bilinmemekle
birlikte sorumlu olduğu düşünülen bazı etkenler vardır. Kalıtım ve genetik
nedenler, çevresel etkenler ile beyindeki yapısal ve işlevsel farklılıklar
dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun nedenleri olarak
sayılabilir. Çevresel etkenler direkt olarak dikkat eksikliği ve
hiperaktivite bozukluğuna neden olmaz. Sadece genetik olarak yatkınlığı
olan bireylerde riski artırır” şeklinde konuştu.
Meme Kanseri
Meme, süt bezleri ve burada üretilen sütü meme başına
taşıyan kanallardan oluşur. Bu süt bezleri ve kanalları döşeyen hücrelerin,
yukarıda tanımladığımız şekilde, kontrol dışı olarak çoğalmaları ve vücudun
çeşitli yerlerine giderek çoğalmaya devam etmelerine meme kanseri denir.
Meme Kanseri Risk Faktörleri Nedir?
Bazı özellikleri taşıyan kadınlarda, meme kanserinin daha sık görüldüğünü
biliyoruz. Bu özelliklere risk faktörleri diyoruz. Bu risk faktörlerini
taşıyan kişilerin mutlaka meme kanserine yakalanacakları söylenemez.
Sadece, bu faktörleri taşımayanlara göre, daha fazla meme kanserine
yakalanma olasılıkları olduğunu biliyoruz. Bu faktörleri taşımayan kişiler
de meme kanserine yakalanabilirler. Meme kanserine yakalanan kadınların
yarısı, bu risk faktörlerini hiç taşımamaktadır. Bu nedenle, risk
faktörlerinin taşımayan kişiler de olağan kontrollerini yaptırmalıdırlar.
Kadınların Hayatını Karartan Ağrılar
Jinekolojik ağrılar (adet öncesi, cinsel ilişki sırasında
duyulan ağrılar) kadınların sağlık sorunları içinde çoğunlukla ihmal
ediliyor. Kadınların yaşam kalitesini bozsa da üzerinde fazla durulmuyor.
Jinekolojik kontrollere ne zaman başlanmalıdır?
Genç kızlığa ilk adım olarak nitelenen adet görme başlangıcında kişinin ilk
jinekolojik değerlendirmesinin yapılması ideal. Ancak bunun gerçekleşmediği
durumlarda en geç cinsel aktiflik kazanıldığında (ilk cinsel ilişki)
yapılacak jinekolojik değerlendirme, gerek sağlık sorunlarının erken
saptanması gerekse hastanın daha sonraki yaşamında gerekli koruyucu bilgi
ve önerilerin verilebilmesi açısından önerilir.
Hangi sıklıkta jinekoloğa gidilmelidir?
Herhangi bir şikayeti olmayan her kadın yılda bir kez jinekolog kontrolüne
başvurmalı. Bunun yumurtalık ve rahim ağzı kanserlerinin erken tanısından,
henüz belirti vermemiş hastalıkların bulunmasına kadar sayısız yararları
mevcut.
Ağrılar nelerden kaynaklanır?
- Rahim dışı nedenlere bağlı ağrılar: Rahim içini döşeyen
dokuların rahim dışında yerleşmesi ve adet sırasında aynen rahim içi gibi
gelişme ve kanama göstererek ağrıya sebep olduğu ‘endometriosis’ hastalığı,
karın içinde daha önce geçirilmiş enfeksiyonlar ya da cerrahilere bağlı
yapışıklıklar, yumurtalık kistleri, yumurtalık tümörleri, dış gebelik,
rahim ve/veya tüplerin iltihabi hastalıkları, yumurtalığın doğumsal
rahatsızlıkları ve pelvik varis olarak adlandırabileceğimiz dolaşımsal
bozukluklardan kaynaklanır. Ayrıca adenomyosis (rahim içi bezlerin rahmin
kas tabakaları arasında yerleşmesi), kronik rahimiçi iltihabı, yumurtlama
ve hormonal değişikliklere bağlı ağrılar, rahim ağzı
darlık/yapışıklıklarına bağlı ağrılar, rahim ya da rahim ağzındaki
polipler, myomlar, spiral varlığı ve pelvik relaksasyon dediğimiz üreme
organları bölgesinde kas ve destek dokularının esneme ve yıpranmasına bağlı
olarak meydana gelen sarkmalar…
- Rahim dışı nedenler:
Ürolojik kaynaklı olanlardır. Mesane tümörleri, kronik idrar yolları
iltihapları, mesanenin çeşitli nedenlere bağlı iltihabi durumları, idrar
yolu taşları ve bazı mesaneye ait sinirsel nedenler bunların başlıcaları.
- Kas iskelet sistemine ait olanlar:
Karın ön duvarının kas ağrıları, omurga problemleri, duruş bozuklukları,
çeşitli fıtıklar ve kasların hastalıkları bunlardan bazıları… Pelvik ağrı
nedenleri araştırılırken akılda tutulması gereken bir diğer kaynak da
sindirim sistemi… İnce ve kalın bağırsakların tümörleri, bağırsak
tıkanıklıkları, kolitler, divertiküller ve diğer bazı sindirim problemleri
hastaya kasık ve karın ağrısı şikayeti duyurabilir.
Belirtilerin görmezden gelinmesinin sonuçları ne
olur?
Sadece hastanın yaşam kalitesini bozmakla kalmayıp yaşamını tehdit eder
boyutlara varabilir.
Spiral Ria Nedir?
Rahim içi araç geri dönebilir doğum kontrolü sağlayan ve
ana yapısı kıvrılabilir polietilen olan küçük bir araçtır. Yapısı T harfine
benzer. Polietilen gövde üzerinde bakır tel sarılıdır. Bu bakır zaman
içinde yavaş yavaş salınarak RİA’nın etki mekanizmalarından birini
oluşturur. Günümüzde kullanılan modern spirallerlerin önerilen kullanım
süreleri değişkendir. Üretici firmalar 3 yıl ile 8 yıl arasında değişen
kullanım süreleri belirtmekle birlikte yapılan klinik deneysel çalışmalarda
bunların hemen hepsinin 10 yıl süreyle sorunsuz kullanılabileceği
gösterilmiştir.
Adet Kanamaları
Adet kanaması ortalama 13 yaşından menapoza kadar her
kadının yaşadığı doğal bir olaydır.Gebe kalamayan kadın rahminin içindeki
doku(endometrium) her ay dökülerek yenilenir.Bu dökülme sırasında açılan
damarlardan kan, ölü hücreler ve endometriumdan salınan bazı maddeler kanla
birlikte, pıhtısız koyu renk ve kıvamda bir karışım olarak vajinadan dışarı
atılır. Bu görünümden ve özel kokusundan dolayı halk arasında yaygın olarak
“pis” veya “kirli” kan olarak adlandırılsa da bu doğru olmayıp, adet kanı
mikropsuz ve özel bir kandır. Genel olarak 3-5 gün sürerse de 1 ila 8 gün
sürmesi normal olarak kabul edilir.Ortalama miktarı 30 ml (yarım çay
bardağı ) kadar olmakla beraber damlama tarzında kanamadan 80 ml ye (bir
çay bardağından biraz fazla) kadar varan miktarlarda olabilir.
Adet dönemi ile ilgili bilgiler genel olarak bir önceki
kuşaktan edinilmektedir. Son derece sıradan bir biyolojik olay olarak
görülse de bazı kurallara uyulmadığı takdirde ciddi sağlık sorunlarına yol
açabilir. Hiç doğum yapmamış bir kadın , normal menstruel kanamalarla
(adet) ülkemizde ki ortalama menapoza girme yaşı 49 olarak alınırsa ömrünün
1 ila 8 yılını adet kanamalarıyla geçirmektedir.Bu hesaplama ile ortaya
çıkan rakamlar adet döneminde ki uyulması gereken hijyenik (sağlık)
kurallarının ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır.
Adet dönemindeki bakım ve uyulması gereken
kurallar aşağıdaki gibi özetlenebilir:
1-Genital (cinsel )organlara yönelik kurallar
-Enfeksiyon
-Fizik kirlilik ve koku
-Cinsel davranışlar
2-Psikolojik kurallar
3-Sosyal kurallar
1-Genital bakımın en önemli kısmı kanama ve bunun sonuçlarına
yönelik olmalıdır.
Damar dışındaki kan mikropların üremeleri için uygun bir ortam
oluşturur. Ayrıca parçalanan kan hücreleri ve özellikle adet kanıyla
karışık olarak atılan ölmüş rahim içi hücreleri kötü bir koku
oluştururlar.Bu yüzden adet süresince temizlik ve alınan önlemlerle kanın
kokusu ve enfeksiyonlara zemin olutturması önlenmelidir.Bunun için değişik
evde yapılmış veya hazır hijyenik pedler,tamponlar kullanılabilir. Pedlerin
içinde kanı emen bir doku bulunur.Bunun etrafında ise bez veya dayanıklı
kağıt ve giysiye tutturulmak için özel ekler vardır. Pedler kanın vajina ve
çevresindeki cildi tahriş etmesini ve giysileri kirletmesini önlemek için
kullanılır. Vajinal tamponlar , silindir teklinde, vajina şekline uygun
ucunda çıkartılmasını kolaylaştırmak üzere ipi olan, emici madde içeren
nesnelerdir.
Bakire olan bayanlarda da kullanılabileceği belirtilmekte
ise de gerek ülkemizin sosyo-kültürel yapısı gereği kızlık zarına (hymen)
verilen önem,gerekse kızlık zarının değişik şekillerde olabilmesi açısından
dikkatli olunmalıdır. Tamponun yerleştirilmesi sırasında kızlık zarında
yırtık olması mümkündür. Tampon veya pedlerin kullanımı sırasında başlıca
dikkat edilmesi gereken konu temiz olmaları ve 6-8 saatte bir
değiştirilmeleridir.
Aynı ped veya tamponun uzun süreli (özellikle vaginal
tampon) kullanılması vajina içinde bazı bakteriler (mikroplar) üreyerek
bunların oluşturduğu toksinlerle (zehir) ciddi,hatta bazan ölümcül
hastalıklar (toksik tok sendromu) bile görülebilmektedir. En azından bazı
kronik iltihabi hastalıklar ve cildin tahriş olmasını önlemek için uygun
aralıklarla, üretici firmanın önerilerine göre ped ve tamponlar
değiştrilmelidir.Ped veya tamponların kirlenmiş olanları genellikle satılan
paket içerisinde bulunan kirli ped poşetlerine konularak çöpe
atılmalıdır.Çünkü kan yoluyla geçen bazı hastalıkların bulaşmasına neden
olabilirler. Ayny tamponun uzun süre kullanılması koku ve kirliliği de
önlemekte yetersiz kalır. Ancak yukarıda bahsedilen gerekçeler nedeni ile
çok az adet kanaması olsa bile kadınlar pedleri kirlenmemiş olsa da uygun
aralıklarla değiştirmelidirler.
Adet döneminde cinsel ilişki kanin varligina bagli olarak
itici olabilir. Tibbi olarak dişaridan içeriye dogru bir akim nedeniyle
bazi mikroplarin içeri girmesi sonucu iltihabi hastaliklara da neden
olabilmesi açisindan az da olsa risk oluşturabilir.Ancak eşlerin her ikisi
de herhangi bir enfeksiyon hastaligi taşimiyorlarsa bu olasilik çok
düşüktür. Her şeye ragmen bu tür riskler bilinerek adet sirasinda cinsel
ilişki olmasi ( bazi kadinlarda adet öncesi ve sonrasinda cinsel istekte
artiş olabilmektedir)bir felaket degildir.Hatta adet sirasinda cinsel
ilişkiden uzak durulmasi tibbi olmaktan çok sosyal nedenler,tabular ve
psikolojik duruma baglidir.Özellikle kadinin adet kanamasi sirasinda ilişki
olursa ciddi bir hastalik ortaya çikmasi söz konusu degildir.
2- Adet döneminde hormonal dalgalanmaların da
etkisi ile adet öncesinde başlayıp devam eden duygusal ve psikolojik
değişiklikler ve bazan bozukluklar olabilir.Bazan
adetlerin ağrılı, yoğun ve uzun süreli olması ayrıca tybbi bir problem
olabilir ve psikolojik sıkıntıya neden olabilir veya artırabilir.Psikolojik
sorunlar yelpazesinin bir ucunda basit günlük aktivitelerdeki aksaklıklar,
sinirlilik ve konsantrasyon güçlükleri, diğer ucunda ise ciddi psikiatrik
yaklaşım gerektiren depresyon ve psikozlar yer alır.
Durumun ciddiyetine göre ilaç ve psikiatrik desteğe
başvurmaktan kaçınılmamalıdır. Hafif (çoğunlukla olduğu gibi) olarak
geçiştirilen durumlarda aile ve iş yerindeki destek ve anlayış yeterli
olacaktır. Hafif vakalarda bazı ilaç tedavileriyle günlük ve profesyonel
aktivitelerdeki performans artırılabilir. Bunun için kadınlar, adet
dönemlerinde kendilerini nasıl hissettiklerinin yanı sıra, çevrelerindeki
insanların da onları nasıl algıladıklarını öğrenmeye çalışarak, sorunlu
olduklarını düşünüyorlarsa hemen bir kadın doğum uzmanına başvurmalıdırlar.
3-Sosyal çevre ile ilişkiler kişinin psikolojik
durumu ile çok yakindan ilgili oldugundan adet döneminde sorunlar
yaşaniyorsa ciddi konsantrasyon (tatil,eglence,sinav,evlenme,sportif
yarişmalar, hac ziyareti vb) gerektiren aktiviteler ertelenebilir.
Eger bu tür sosyal aktiviteler ertelenemiyorsa kadin dogum uzmanina baş
vurularak adet kanamasinin geciktirilmesi veya öne alinmasi mümkündür.
Yüzme ve su sporlari uygun tamponlar kullanilarak yapilabilir.Sudan dolayi
kirlenme genellikle söz konusu degildir.
Özetle ömrünüzün yillarla ifade edilen bir bölümünü
yanlış bilgi, tabu ve yasaklarla sağlıksız ve huzursuz geçirmeniz
gereksizdir. Uygun bir danışma ile doktorunuz yıllarınızın kaybolmasını
önleyebilir. |