|
Kanser
Kanser Nedir ?
Kanser tek bir hastalık değildir, pek çok değişik kanser
türü vardır. Bazı kanserler yıllar boyunca hemen hiç değişmeden kalabilir
ve yaşam beklentisi üzerinde etkisi olmaz. Buna karşın, tanı konulduktan
kısa süre sonra ölüme yol açan bazı ender kanser türleri de vardır. Nasıl
enfeksiyon terimi basit soğuk algınlığından çıbana, sıtmadan tüberküloza
kadar tüm hastalıkları içeriyorsa, kötü huylu (malign, habis) hastalık
terimi de hem hastalığın davranışı hem de şiddeti açısından aynı ölçüde
çeşitlilik gösterir; ancak tabii ki kanser bulaşıcı değildir.
Kontrol Kaybı
İnsan vücudunda bir kesmeşeker büyüklüğündeki bir kütlede yaklaşık bin
milyon hücre yer alır. Hücreler vücudumuzun ancak mikroskopla görülebilen
küçük yapıtaşlarıdır. İnsan vücudundaki milyarlarca hücrenin mükemmel bir
uyum içinde işlevlerini yerine getirmeleri ve her hücrenin doğru yerde,
amacına uygun şekilde davranması gerçekten de son derece şaşırtıcıdır.
Hücrelerin çoğunun yaşam süreleri sınırlıdır: yaşlılık ya da eskime ve
aşınma gibi nedenlerden ötürü yitirilen hücrelerin yerine her gün
milyonlarca yenisi üretilir.
Var olan hücrelerin “mitoz” adı verilen bir süreç
sonucunda ikiye bölünmesiyle yeni hücreler üretilir. Erişkinlerde ölen ve
bölünen hücrelerin sayısı arasında normal olarak mükemmel bir denge
vardır; çocuklar büyümekte olduklarından, durumları daha farklıdır.
Normal olarak yitirilen hücrelerin yerine aynı sayıda hücre üretilir. Bu
dengeyi kontrol eden mekanizmalar son derece karmaşıktır. Kontrolün
yitirilmesi hücrelerin sayısında fazlalaşmaya ve tümör oluşumuna yol
açabilir.
Ne var ki, tümörlerin ancak küçük bir bölümünün kanserli
oldukları da unutulmamalıdır. Tümörlerin çoğu normal ya da normale oldukça
yakın, yerel hücre birikimleridir ve iyi huyludur (benign, selim). Siğiller
bunun için iyi bir örnektir.
Kanser gelişiminde hücrelerin hem niteliği değişir, hem de sayısı artar.-
kanserli hücrelerin görünüm ve davranışları da farklıdır. Daha saldırgan
ve yıkıcı davranırlar ve normal hücrelerden bağımsız hareket ederler.
Çevre dokulara girip onları ele geçirme becerisi kazanırlar. Kimi
durumlarda hücreler lenf ve kan damarlarına da geçerek, ortaya çıktıkları
“birincil” (ilk) bölgeden başka bölgelere atlarlar. Bu hücreler zamanla
lenf bezlerinde ve akciğer, karaciğer ve kemik gibi diğer organlarda
“metastaz” adı verilen ikincil kütlelerin oluşmasına yol açabilirler.
Genler
Tüm hücrelerin davranışları merkezi kontrol birimleri olan çekirdekteki (nükleus)
genler tarafından kontrol edilir. Her hücre çekirdeğinde yaklaşık 40,000
gen vardır. Genler “DNA” adındaki karmaşık bir kimyasal molekülde
kodlanmış olarak bulunan çok küçük, son derece yoğunlaştırılmış bilgi ve
talimat depocuklarıdır. Çok sayıda gen bir araya gelerek ancak mikroskopta
görülebilen kısa şerit parçacıklarına benzeyen sarmallar oluşturur.
Bunlar, birbirine eşler halinde bağlanan kromozomlardır; toplam 23 çift
kromozom vardır.
İnsanlar ana rahminde tek bir hücreden gelişir. Bu ilk hücre, annenin
yumurtalıklarından (överler) birinde üretilen bir yumurtanın (ovu-mun),
babanın testislerinden birinde üretilen bir sperm tarafından döllenmesiyle
oluşur. Hücre iki kardeş hücre oluşturacak şekilde bölünür; ardından bu
hücreler de bölünerek toplam dört hücre oluşur. Birbirini izleyen
bölünmeler sonucunda hızlı bir büyüme olur. Mitoz sırasında tüm genetik
bilgi kopyalanır ve böylelikle gelişmekte olan mikroskobik organizmada (ya
da embriyo) bulunan tüm hücreler kendi genetik materyeline sahip olur.
Embriyonun gelişip önce “fetüs”ü ve sonuçta da yenidoğan bir bebeği
oluşturması süreci boyunca aynı işlemler devam eder.
İlk hücrede bulunan genetik bilgiler, bu hücreden
gelişecek olan insanın tüm fiziksel özelliklerini belirler. Ancak
vücuttaki oluşum tamamlandıktan sonra, belirli bir hücredeki bu genetik
bilgilerin çoğu artık gereksizleşir. Hücrenin tüm gereksindiği yalnızca
kendi özel işlevlerini yerine getirmekte kullanacağı bilgilerdir. Diğer
işlevlerle ilgili talimatlar gereksizdir. Belli hücrelerde etkin durumda
bulunan önemli bilgiler hücrelerin kendi davranış ve özelliklerinin yanı
sıra, bu hücrelerin oluşturduğu dokunun özelliklerini de yönetir.
Kanser genleri
Normal hücrelerde bulunan ve “on-kogen” adı verilen özel genler vardır;
onkogenler ya uyur haldedir (hareketsiz) ya da hücrenin davranış ve
bölünmesinde bir rol oynarlar. Örneğin tütün dumanı, mor-ötesi ışık ya da
bazı virüslere bağlı DNA hasarı bu genlerde anormalliklere ya da
“mutasyonlara” neden olarak, genin aktivitesinde artış ve anormallikle
sonuçlanır. Bu da hücrenin anti-sosyal bir tarzda davranmasına ve
habisleşmesine (kanserleşmesine) yol açabilir.
Onkogenler yanında her hücrede ‘tümör baskılayıcı genler’
vardır ve bunların normal görevi bölünmeyi sınırlandırmaktır. Birçok
kansere yol açan, tömür baskılayıcı bir genin ak-tivitesini azaltan
hasardır.
Genler yalnızca habis oluşumların gelişmesinde değil,
kanserin daha sonraki davranışı ve tedaviye yanıtı üzerinde de kritik bir
rol oynar. Örneğin bazı genler kanserlerin komşu dokuları ele geçirme ve
vücudun başka bölgelerine yayılarak metastaz yapabilmeleri açısından
önemli olan proteinlerin üretiminden sorumludur. Başka genler ise hücrenin
kendi kendisini uyaran “büyüme faktörleri” üretmesine yol açar ya da kanser
ilaçlarını etkisizleştirir. Hücrenin ölümü bile genetik kontrol
altındadır. Genetik hasar hücrelerin ölmemesine de yol açabilir; bu hem
kanser gelişimi hem de kanserin radyoterapiye ya da ilaçlara direnci
açısından önemli bir etmen olabilir.
Kanser oluşumu sürecinde, hücrenin habis bir biçimde
davranmaya başlamasından önceki ve sonraki birkaç yıl boyunca, bir dizi
genetik bozukluk birikir. Kanserin başlamasından sonra yeni gen
mutasyonları olması, bazı kanserli hücrelerin diğerlerinden farklı
davranmasına neden olabilir. Bu da, belirli bir evrede büyümenin yön
değiştirmesine yol açabilir. Kanserin davranışı ve tedavinin uzun
dönemdeki sonucu, sonuçta en fazla antisosyal özellik sergileyen
hücrelere ve onları yok etmeyi hedefleyen tedaviye en fazla direnç
gösteren hücrelere bağlıdır.
Çoğalma Hızı
Hücrelerin çoğu birkaç günde bir bölünürken, bazıları çok daha yavaş
çoğalır. Neredeyse tüm kanserlerin tek bir hücredeki genetik bir
anormallikten kaynaklandığı ve kes-meşeker büyüklüğündeki bir kütlede
yaklaşık bin milyon hücre bulunduğu dikkate alınırsa, kanserlerin çoğunun
görünür hale gelmesinden uzun bir süre önce başladığı anlaşılir. Tanı
sırasında kanserlerin çoğu genellikle kesmeşekerden biraz daha büyüktür ve
birçoğu yavaş yavaş büyüyerek 10-20 yıl boyunca var olmuştur. Ancak, bir
tümörün boyutlarının iki katına çıkması için gereken süre büyük
değişkenlik gösterir. Bu ‘iki katına çıkma süresi’ birkaç gün ile birkaç
yıl arasında değişebilir; ancak en yaygın kanserlerin çoğunda bu süre
ortalama 2-3 aydır.
Çoğalma hızı açısından önem taşıyan bir diğer etmen de,
kanserin kendisini besleyecek yeni kan damarları oluşumunu ne ölçüde
uyarabileceğidir. Yeni kan damarı oluşumunu engelleyen ilaçların
geliştirilmesiyle ilgili olarak günümüzde heyecan verici araştırmalar
yürütülmektedir.
Genel olarak kanser tedavisi
Kanser tanısı kesinleştirildikten ve gerekli tüm diğer
araştırmalar tamamlandıktan sonra doktor hastaya bir sonraki adım konusunda
önerilerde bulunur. Genellikle bu görüşmede kanser tedavileri öncelikli
yer tutsa da, sağlık bakımına yönelik genel planlamada fiziksel
belirtilerin, psikolojik olarak sağlıklı olmanın, aile ve diğer sosyal
koşulların da dikkate alınması önem taşır.
Kanserde üç ana tedavi türü vardır: ameliyat,
radyoterapi ve ilaçlar. Genel olarak kanseri iyileştirmek açısından tek
başına en etkili tedavi ameliyat olsa da, farklı kanser türlerinde çok
farklı tedaviler uygulanabilir. Hem radyoterapi hem de kemoterapi (ilaç
tedavisi) çevredeki normal dokulara hasar vermeden, kanser hücrelerini
parçalayabilmektedir. Ancak bazı kanserler radyoterapiye ya da ilaçlara iyi
yanıt vermez ve en iyi tedavi ameliyattır. Bazı kanserle rin ise ameliyatla
çıkartılması güç ya da imkânsız olabilir ve bu kanserler başka tedavilere
daha iyi yanıt verebilir.
Kanser ameliyatla tedavi edilebiliyorsa, genellikle başka
bir tedavi seçeneğini düşünmeye değmez. Ancak bazı kanser türlerinde (örn.
baş ve boyun bölgesinde ya da serviksteki kanserlerde) radyoterapi eşit
ölçüde ve hatta daha da etkili olabilir. Böyle durumlarda şekil
bozukluğuna yol açmadığı, konuşma ya da yutkunma gibi önemli
fonksiyonları etkilemediği veya yalnızca daha basit olduğu için
radyoterapi en iyi seçenek olabilir.
Pek çok hastada tedavilerin birlikte kullanılması
(kombinasyon tedavisi) tamamen iyileşme şansı verir. Bazı hastaların
özellikle ameliyat ve yoğun ilaç tedavisi için hastaneye yatırılması
gerekebilir. Ancak pek çok hasta ayakta tedavi edilebilmektedir. Hastalar
uygulanacak tedavi leri ve neden o tedavilerin önerildiğini bilmek ve
anlamak ister.
TEDAVİNİN AMACI
Mümkün olan her durumda tedavinin amacı kanseri tamamen ortadan
kaldırmaktır ve bu şimdi giderek daha çok sayıda kişi için gerçekçi bir
beklentidir. Bunun bir nedeni kansere görece erken evrelerde tanı
konulması, bir nedeni de tedavilerdeki gelişmelerdir. Kanser çıkış
bölgesiyle sınırlı kaldıysa, sonuç genellikle mükemmeldir.
Ne var ki, bazı kanserlerin ilk saptandıkları sırada
zaten geniş ölçüde yayılmış olduğu açıkça görülürken, yalnızca bir
bölgeyi etkilemiş gibi duran bazıları, aslında saptanamayan mikroskobik
metastazlar oluşturarak yayılmıştır. Genellikle bu kanserlerde sonuç daha
olumsuz olsa da, sayısı giderek artan bir azınlıkta iyileşme olasılığı
vardır. Bunlar arasında Hodgkin hastalığı ve testis tümörleri gibi ilaç
tedavisine çok iyi yanıt veren kanser tipleri ve başka kanserlerden
mikroskobik olarak yayılan ve sıklıkla ilaç tedavilerine karşı duyarlı
olan meme kanseri gibi kanser tipleri bulunur.
Tamamen iyileştirmeyi hedefleyen tedavilere genellikle
“radikal” adı verilir. Belirtilerin giderilmesini ya da yaşamın
uzatılmasını hedefleyen tedaviler ise “palyatif (hafifletici) olarak
tanımlanabilir. Kanser tedavileri genellikle mükemmel hafif leme sağlar.
Bu şekilde kullanıldıklarında genellikle radikal tedavilere göre daha
düşük yoğunlukta uygulanır ve bu nedenle hastalar tarafından çok daha iyi
tolere edilirler.
Tamamen iyileşme hedeflendiğinde, ciddi yan etki riski
göze alınabilir. Ancak tamamen iyileşme olasılığı yoksa ve yan etkilerin
hastalığa bağlı belirtiler kadar rahatsız edici olması çok mümkünse, güçlü
tedavi uygulamanın pek anlamı yoktur. İşte bu nedenle tedavinin amacı daha
başlangıçta açıkça ortaya konulmalıdır. Öte yandan bir tedavinin palyatif
olması, kansere karşı güçlü etkide bulunmayacağını göstermez. Gerçekten
de, palyatif tedaviler kanserin küçülmesini ve kontrol edilmesini
sağlayarak, bazı hastaların yıllar boyunca normal bir yaşam sürmesine
olanak tanır.
Kanserde tedavi seçenekleri değerlendirilirken ya da
tedavi uygulanırken, belirtilerin de dikkate alınması önem taşır. Tedavi
bazı belirtiler üzerinde yeterince etki göstermeyebilir ya da yavaş etkide
bulunabilir. Neyse ki, kanser tedavisine ek olarak ve kimi zaman da kanser
tedavisi yerine kullanılabilecek ve belirtileri iyileştirmeyi sağlayan
başka pek çok yöntem vardır. Genellikle oldukça basit yöntemlerle başarı
sağlanabilse de, bazı hastaların daha fazla yardım ve desteğe gereksinimi
olur. Hastanın aile doktoru, hastanede kanser tedavisinden sorumlu
doktorlar ve hemşireler gereksinim duyulan desteği verebilecek kişilerdir,
ancak bazı hastalarda belirtilerin daha uzmanlık gerektiren yöntemlerle
giderilmesi gerekir.
Palyatif tıp alanında uzmanlaşan doktor ve hemşirelerin
sayısı giderek artmakta ve bu sağlık görevlileri evlerde, hastanelerde ya
da bakımevlerinde hizmet vermektedir . Son yıllarda palyatif tıpta ve
bakımevi benzeri kurumlardaki hizmetlerde yaşanan önemli gelişmeler,
özellikle ileri evrede ya da tedavi edilmesi mümkün olmayan kanser
vakalarında yaşam kalitesinin büyük ölçüde artmasını sağlamıştır. Ancak
palyatif bakımın, bazı tedavi edilebilir kanser vakalarında da yararlı
olabileceği unutulmamalıdır: rahatsızlık verici inatçı belirtileri olan
tüm hastalar, bu belirtilerin nedeni ne olursa olsun, palyatif bakım
olanağından yararlanabilmelidir.
Doğru Tedavinin Seçilmesi
Tedavinizi planlar ve tartışırken doktorunuz bunun sizin
gereksinimlerinize en uygun tedavi olduğundan emin olmak ister.
Kanserlerin mikroskop altındaki görünümleri, boyutları, yaygınlık
dereceleri ve davranışları arasında çok büyük farklılıklar vardır. Ancak
kanser tedavisinde yalnızca kanserin değil, hastanın da dikkate alınması
gerekir. Kanserli hastaların hiçbiri fiziksel ya da psikolojik açıdan
birbirinin aynı değildir. Hastanın özel sosyal koşulları da önemli
olabilir. Tedavi konusunda karar vermeden önce pek çok konunun dikkate
alınması gerekir.
Yine de pek çok hasta, tedavinin oldukça tek tip olduğu
belli sınıflara ayrılabilir. Son yıllarda tedavilerin daha çok
standartlaştırılması hoşnutlukla karşılanmaktadır. Böylelikle hastalara,
belli kanser tiplerinde uzman olanların görüş birliğiyle uygun kabul
ettikleri tedavilerin verilmesi güvence altına alınmış olur. Uzmanlar sık
sık bir araya gelip son araştırma bulgularını tartışarak “fikir birliği
geliştirme toplantıları” düzenlemektedir. Bunun sonucunda, belirli kanser
tipleri için en iyi tedavi yaklaşımlarını tanımlamaya çalışan kılavuzlar
yayınlanmaktadır; bu kılavuzlar, sağlık bakım kalitesinde istenmeyen
farklılıkların ortadan kaldırılmasında önemli rol oynamaktadır.
Tüm kanser tedavilerinde yan etkiler vardır. Küçük
ameliyatların, düşük dozlu radyoterapilerin ve herhangi bir ciddi
rahatsızlığa yol açmayan bazı ilaçların yan etkileri azdır. Radyoterapi ya
da kemoterapi kürleri sırasında işe devam edebilir ve normal ya da normale
yakın bir yaşam sürdürebilirsiniz. Yelpazenin öbür ucunda ise büyük
ameliyatlar, son derece yoğun radyoterapi veya ilaç tedavileri vardır ve
bunlar kişilerin hastalanmasına yol açabilir, hatta küçük de olsa bir ölüm
riski taşıyabilir.
Size önerilen tedavi büyük ölçüde kanserinizin
özelliklerine, konumuna ve yaygınlığına bağlı olsa da, tek tek hastalarda
tedavinin yaratacağı risk ve potansiyel yararların dikkatle
değerlendirilmesi önem taşır. Başka açılardan sağlıklıysanız ve kendinizi
güçlü hissediyorsanız iyileşme şansını artıran, ancak rahatsız edici yan
etkileri olan bir tedaviyi kabul edebilirsiniz. Gerçekten de, son derece
ciddi tümörleri bulunan hastaların büyük bir kısmı, yalnızca küçük bir
iyileşme şansı yakalamak ya da iyileşme şansını biraz artırmak için, hiç
hoş olmayan tedavilere katlanmaya hazırdır. Ancak gerçekçi açıdan
bakıldığında iyileşme şansı olmayan bazı kanserlerde, palyatif tedavinin
olası avantaj ve dezavantajlarının dikkate alınması gerekecektir. Yaşınız
ve genel sağlık durumunuz önemli etmenler olabilir; başka açılardan
sağlıklı olan bir hastanın, görece sağlıksız bir hastayla
karşılaştırıldığında tedaviyle baş edebilme olasılığı daha yüksektir.
Şaşırtıcı gibi de görünse, bazı hastalarda en iyi seçenek
özel olarak onlarda bulunan kanser tipini hedefleyen bir tedavi
uygulamamaktır. Kimi zaman bu seçim var olan tedavilerin bazı kanserlerde
etkili olmaması ya da yarardan çok zarar verecek olmasına dayanır. Başka
durumlarda ise, yıllarca çok az büyüyen ya da hiç büyümeyen ve yaşam
kalitesi ve süresi üzerinde hemen hiç etkide bulunmayan bir kanser
bulunduğundan tedavi uygulanmaz.
TEDAVİLERİN BİRLİKTE KULLANILMASI (KOMBİNE
EDİLMESİ)
Son yıllarda kanserde daha iyi sonuçlar alınmasının bir nedeni de farklı
tedavi türlerinin dikkatli bir biçimde birlikte kullanılmasıdır.
Özellikle, ameliyatla tamamen çıkartılmayan mikroskobik kanser
kalıntılarının yok edilmesi amacıyla, ameliyata ek olarak ilaç tedavisi ve
radyoterapi daha sık kullanılmaktadır. Ameliyatın kanseri tamamen
temizlemeyi başaramaması, ameliyat bölgesinde kanser hücreleri kalmasından
ya da metastazlardan kaynaklanır. Geri kalan kanser yalnızca mikroskobik
boyut-lardaysa, radyoterapi ya da ilaçlarla veya her ikisiyle birlikte
tamamen ortadan kaldırılması olasılığı oldukça yüksektir. Bölgesel bir
tedavi olan radyoterapinin etkisi de bölgeseldir; buna karşın, ilaçlar tüm
vücudumuzda etki gösterir. Esas tedavi türünün radyoterapi olduğu bazı
kanserlerde, sıklıkla aynı anda uygulanan ilaç tedavisi de yarar sağlar.
Radyoterapi ya da kemoterapinin bu biçimde uygulanmasına
“adjuvan” (yardımcı) tedavi adı verilmektedir. Kimi zaman bu tedavi
ameliyattan önce uygulanır ve bazen amaç ameliyatı mümkün kılmak ya da
kolaylaştırmaktır. Örneğin oldukça büyük boyutlu meme tümörü olan
kadınlarda cerrahın tüm memeyi almasına gerek kalmaması için, ameliyat
öncesinde tümörü yeterince küçülten ilaçlar verilebilir. Benzer şekilde
ameliyat öncesinde bir kür radyoterapi, normal koşullarda ameliyata uygun
olmayan büyük bir rektum kanserinin çıkartılması olanağı sağlar.
Kanser Hizmetlerinin Düzenlenmesi
Özellikle ameliyat ya da kemoterapi uygulanacaksa, tedavi, bölgedeki bir
hastanenin kanser biriminde gerçekleştirilebilir. Ancak radyoterapi, daha
uzmanlık gerektiren bir ameliyat ya da yoğun kemoterapi uygulanacaksa bu
girişimleri uygulayabilecek üniversite hastaneleri ile kanser merkezlerine
gitmek gerekir.
Modern radyoterapi için son derece pahalı aygıtlar
kullanılmakta ve özel eğitimli personel görev yapmaktadır; bu nedenle
kanser merkezlerinin büyük kasaba ya da kentlerde toplanması mantıklıdır.
Bazı ameliyatlar ve ilaç tedavileri için de aynı ölçüde özel tekniklere ve
deneyime gereksinim vardır. Bu nedenle tedavi için uzak mesafeler katetmek
zorunda kalabilirsiniz, ama yine de buna değer. Hastalığınız konusunda
uzman birilerinin bakımınızı üstlendiğini bilmek (özellikle de sizde az
rastlanan türde bir kanser varsa) güven vericidir.
Gözetim altında ya da belirli kanserlerin tedavisinde
uzmanlaşmış doktorlar tarafından uygulanan tedavilerin daha başarılı
olabileceğini düşündüren oldukça sağlam kanıtlar vardır. Günümüzde
kanserler için uygulanan ameliyatların çoğu, bu alanda uzmanlaşmış
cerrahlar tarafından yapılmaktadır. Aynı durum kanser hastalarının
tedavisinde yer alan ve cerrah olmayan doktorlar ve diğer personel için de
geçerlidir.
Hastanedeki uzmanlar
Cerrahların dışında, genellikle aşağıdaki uzman doktorlar da kanserli
hastaların tedavisinde görev alır.
•Onkologlar: Kanserde radyoterapi ya da ilaç tedavisi
konusunda uzmanlaşmış olan doktorlardır. Klinik onkologlar hem radyoterapi
hem de ilaç tedavileri konusunda uzmanlaşırken, medikal onkologlar
yalnızca ilaç tedavisi konusunda uzmandır.
•Hematologlar: Kan hastalıkları konusunda uzman olan ve lösemi,
olasılıkla da lenfoma ya da miyelom tedavisini üstlenirler.
•Palyatif bakım uzmanı: Özellikle daha ileri evredeki kanserlerden
kaynaklanan belirtilerin kontrol altında tutulması konusunda uzmanlaşmış
doktordur.
Genellikle en iyi tedaviye karar vermek için iki ya da
daha fazla uzman birlikte çalışır. Uzmanların her hastayı ayrı ayrı
tartışmak için düzenli toplantılar yapmaları artık gündelik bir
uygulamadır. Bu “multidisipliner” yaklaşım genellikle farklı uzmanlık
dallarından doktorları ve başta uzman hemşireler olmak üzere diğer sağlık
görevlilerini de içerir; böylelikle hastaların genel bakım standardının
yüksek olması güvence altına alınır. İdeal koşullarda, kanser nedeniyle
ameliyat edilecek çoğu hastada bir onkologdan görüş alınmalıdır. Size
önerilmediyse bile, böyle bir talepte bulunabilrsiniz.
Genellikle kanserli hastaların tedavisini yukarıda
tanımlanan uzmanlardan bir ya da daha fazlası üstlense de, başka uzmanlar
da tedavide rol alır.
Patologlar: Dokuları mikroskop altında inceleyerek,
kanser tanısını doğrulayan ve sınıflandıran doktorlardır.
•Radyologlar: Röntgenleri ve tarama görüntülemelerini yaptırır ve
yorumlar. Kimi zaman, röntgen ya da tarama görüntülemesi sırasında
yapılması gereken bazı özel cerrahi biyopsileri ya da tedavileri
uygulayabilir.
Yardımcı görevliler
•Radyoterapi teknisyenleri: Bu
teknisyenler onkologların uygulanmasını istedikleri radyoterapiyi verme
konusunda özel eğitim almışlar dır. Onkoloji alanında geniş bir eğitim
görürler ve sıklıkla bazı destekleyici bakım hizmetleri de sunarlar veya
düzenlerler.
Bunun dışında tedaviden sonra rehabilitasyon aşamasında
fizyoterapist, meslek terapisti ve diyetisyen gibi başka sağlık
çalışanlarıyla da bağlantınız olabilir. Hastanelerdeki tıbbi sosyal yardım
görevlileri maddi olanaksızlık durumunda neler yapabileceğiniz ve nereye
başvurabileceğiniz konusunda size yardımcı olacaktır.
Doktorlarla Iletîşîm
Durumunuzu görüşmek üzere bir doktora gitmek zorunda kaldığınızda gergin
ve kendinize güvensiz olabilirsiniz; ancak dinlemeniz kadar konuşmanız da
önemlidir. Ne yazık ki iş yükü nedeniyle uzmanlar hastalarına istedikleri
kadar zaman ayıramıyor, bu nedenle elinizdeki zamanı en iyi biçimde
kullanmanız gerekir.
Uzmanınız genellikle o anki belirtiler, genel sağlık
durumunuz, geçmişteki tıbbi öykünüz ve kanser veya tedavisiyle ilgili özel
kaygılarınız konusunda bilgi edinmek isteyecektir. Hastalığınızla ilgili
psikolojik ve sosyal kaygılarınızı da dile getirmelisiniz. Uzmanın
sizinle ilgili güncel bilgilere sahip olabilmesi için, aldığınız ilaçların
paketlerini ya da şişelerini yanınızda getirmeniz iyi olur.
Daha önce açıklandığı gibi, tedavize ilişkin kararlar
size özgü olacak ve doktorunuz belirli bir öneride bulunmadan önce
duygularınızı öğrenmek isteyecektir. İlk ya da başlangıçtaki görüşmeler
büyük önem taşır, çünkü bu görüşmelerde testler ve sonuçları, tanı ve
tedavi tartışılır. Bu aşamada aklınıza gelen her soruyu sormalı ve tüm
kaygılarınızı açıklamalısınız. Sormak istediğiniz soruları unutmamanız
için önceden bir kâğıda da yazabilirsiniz. Doktorunuzun söylediklerini
anlamadığınızda, açıklama istemekten çekinmeyin.
Hastaların ne kadarını bilmek istedikleri ve karar verme sürecine ne
ölçüde katılmak istedikleri noktasında farklılıklar vardır. Bir hasta
herhangi bir ayrıntılı soru sormaksızın açıklamaları ve tedavi konusundaki
önerileri güvenle kabul ederken, bir diğeri daha katılımcı olmak ister.
Doktorunuz önerilen tedaviyi, başarı olasılığını, olası yan etkileri ile iş
ve yaşamınız üzerinde beklenen etkileri size açıklamaktan mutluluk
duyacaktır.
Bazıları uzun vadede sonucun ne olacağını o sırada
öğrenmemeyi tercih ederken, bazıları daha baştan ayrıntılı istatistiksel
bilgiler ister. Her hasta farklıdır. Doktorlar bunu bilir ve çoğu, kişisel
gereksinimlerinize göre davranmaya çalışır; ama bilmek istediğiniz şeyleri
ve bazen de bilmek istemediklerinizi açıkça ortaya koymadığınız sürece
bunu yapamazlar.
Görüşme sırasında bir uzman doktorun söylediği her şeyi
aklınızda tutamayabilirsiniz. Bu nedenle yanınızda bir yakınınızı
bulundurmanız yararlı olabilir; iki hafıza, birden iyidir. Önemli soru ya
da kaygıları daha görüşmenin başında dile getirmeniz iyi olur. Bazı
hastalar kısa notlar alma yoluna da gidebilir. Bazı hastalar ise konuşmayı
kaydetmek ister; ancak bazı doktorlar bunu doğal iletişimi bozan bir etmen
olarak algıladıklarından, kayıt için önceden izin almalısınız.
Tedavinin seyrine ilişkin raporların anlaşılmasıTedavinizin
gidişini öğrenmek için doktorunuzla görüşüyorsanız, durumu tanımlamakta
sıkça kullanılan bazı sözcükleri bilmenizde yarar vardır.
•Yanıt: “Yanıt” terimi tedavi sırasında ya da sonrasında kanserin
küçülmesini tanımlamak için kullanılır. Bu tanımı kullanabilmek için
genellikle kanserde belirgin küçülme olması gerekir. Vücutta hiç kanser
belirtisi kalmadıysa buna tam yanıt adı verilir; yanıt kısmi de olabilir.
•Remisyon (gerileme): “Remis-yon” tanımı kanserin büyük oranda azaldığı,
aktif görünmediği, ancak tamamen de yok olmadığı durumlarda kullanılır.
Remisyon genellikle tedavinin sonucu olsa da, bazı kanserler kimi zaman
kendiliklerinden gerileyebilir.
Yineleme ya da nüks (rekürans, rölaps): Daha önce
başarılı biçimde kontrol altına alınmış kanserin yeniden ortaya çıkmasını
tanımlayan terimlerdir. Yineleme ilk tümör bölgesinde olmuşsa “yerel”
(lokal), metastazlara bağlı ise “uzak” olarak tanımlanır. Nükslerden
sonra, özellikle iyileşme şansının hâlâ sürdüğü düşünülen durumlarda
kansere karşı yeniden tedavi uygulanması sıklıkla önerilir, ancak kimi
zaman bu yaklaşım hasta için en iyisi değildir. Bu konudaki karar büyük
ölçüde hastanın özgül koşullarına bağlıdır.
İkinci görüş
Her zaman başka bir uzmandan ikinci görüş alma hakkına sahipsiniz.
Kanserli hastaların tedavisiyle ilgilenen uzmanlar, hastanın ikinci bir
görüşe niçin gerek duyabileceğini çok iyi anlar ve bu konuda sizi teşvik
edebilir. Bazen, özellikle karmaşık ya da güç vakalarda, uzmanın kendisi
ikinci bir görüş alınmasını önerebilir.
Özellikle acil tedaviye gerek olan durumlarda, ikinci
görüşün kısa sürede bildirilmesi önemlidir. İkinci görüşün uygun deneyim
ve uzmanlığa sahip olan ve hasta hakkında gerekli tüm bilgilerin
iletildiği birisinden alınması da önemlidir. Ancak ikinci görüşün
birincisinden farklı olması, ikincinin daha iyi olduğu anlamına gelmez.
Tedavi için onay
Birçok kanser tedavisi türünden önce genellikle hastadan bir onay belgesi
imzalaması istenir. Bu onay, size tedavinin olası riskleri konusunda
gerekli tüm bilgilerin sözlü ya da yazılı olarak verilmesini de zorunlu
kılar. Onay belgelerinin bir amacı hastaların riskleri bilmeden tedaviye
başlamasına engel olmak, diğeri de uygun tedaviye rağmen yolunda gitmeyen
şeyler olduğunda, hastaneyi dava edilmekten korumaktır. Hastalar, tüm
tıbbi tedavilerin bazı kişilerde yan etkilere yol açabileceğini akılda
tutmalıdır. Ciddi yan etki oluşma olasılığının genellikle çok düşük
olduğunu anlamadan, elinize olası yan etkilerle ilgili bir liste
verildiğinde kaygılanabilirsiniz. Ne var ki, bazı kanser tedavileri
diğerlerinden çok daha güçlüdür ve zarara yol açma olasılıkları daha
yüksektir. Bu nedenle bazı hastalarda doktorlarının yardım ve
önerileriyle, tedavinin görece yarar ve risklerinin (risk:yarar oranı)
tartışılması iyi olur.
Kanser tedavilerinin büyük bölümünde bu oran hasta
lehinedir; yine de belli koşullarda yarardan çok zarar verme olasılığı
daha yüksek olan bazı tedaviler bulunduğu da kuşkusuzdur. Herhangi bir
tedavi için evet demeden önce, olası risk ve yararlar konusunda
olabildiğince gerçekçi bilgiler edinmiş olmanız büyük önem taşır.
Kanser tanısı nasıl konulur ?
Kanserlerin büyük bölümü ortaya koydukları belirtiler ya
da hastanın (veya doktorunun) bir kütle veya anormal görünümlü bir oluşum
saptamasıyla fark edilir. Az, ancak giderek artan sayıda kanser, herhangi
bir anormallik olduğunu fark etmeyen, görünürde sağlıklı kişilerde yapılan
testlerle belirlenir. Bu testlere tarama testi adı verilir.
BELİRTİLER
Kanserin yol açtığı belirtilerin çoğu, kanserle hiç ilişkisi olmayan görece
önemsiz hastalıklarda da çok sık ortaya çıkar. Bu nedenle bazı kişiler
belirtileri ciddiye almaz ve doktora başvurmakta gecikebilir.
Hasta doktora gitse bile, doktoru, bu evrede kanser gibi ciddi bir tanıyı
dikkate almanın henüz gereksiz olduğunu düşünebilir.
Aslında bu bir çıkmazdır. Kanserden kaynaklanma
olasılığı bulunan her türlü belirti için çok kapsamlı ve acil testler
yapılması, sağlık kaynaklarının hızla tükenmesine yol açacağı gibi, pek
çok hastada gereksiz kaygıya da neden olacaktır.
İnatçı belirtiler ya da belli bazı belirtiler varsa doktorun daha ciddi bir
hastalığı düşünme olasılığı artar. Bazı belirtiler ise doğrudan ciddi bir
olasılığı akla getirdiklerinden, hemen daha kapsamlı testlere başlanır.
Bir kanserin varlığına işaret edebilecek belirtiler arasında şunlar
vardır.
İnatçı ve açıklanamayan
•Öksürük
•Nefes darlığı
•Seste kalınlaşma
•Yutma güçlüğü
•Ağrı
•Hazımsızlık
•Kilo kaybı
•Barsak alışkanlıklarında değişiklik
•Vücuttaki herhangi bir delikten (örn. meme başı ya da vajina) akıntı
•Ateş
•Her türlü anormal kanama
•Öksürükle kan gelmesi
•Rektal kanama
•Âdetler arası vajinal kanama
•Cinsel birleşme sırasında kanama
•Menopoz sonrası vajinal kanama
•İdrarda kan
•Derideki benlerde kanama
Yukarıdaki belirtilerden herhangi birinin bulunduğu
kişiler hemen doktora başvurmalıdır. Bu tür belirtilerle doktora başvuran
kişilerin büyük çoğunluğunda kanser saptanamaz, ancak kanser varsa bile,
erken tanı çok önemlidir.
Kütleler ve şişlikler
Kanserlerin büyük bölümü vücudun derin dokularına yerleştiğinden, ancak az
bir kısmı doktor muayenesinde saptanabilir; hastaların kendilerinde bu
şekilde bir kütle saptama olasılığı daha da düşüktür. Öte yandan meme ya
da boyunda veya kol-tukaltındaki lenf bezleri gibi organlarda ortaya çıkan
daha yüzeysel kanserler, sıklıkla hasta tarafından bir kütle olarak fark
edilir. Deri kanserlerinin çoğu da önce doktor tarafından değil, hasta
tarafından fark edilmektedir.
Aslına bakılırsa, kütlelerin ya da derideki inatçı
değişikliklerin ancak az bir kısmı kanser çıkar. Ancak meme, testis ya da
başka bir bölgede şişlik veya giderek kötüleşen ve nedeni açıklanamayan
bir ülser ya da ‘leke’ (özellikle deri benlerinin görünümündeki
değişiklik) fark ederseniz, hemen doktora başvurmalısınız.
Kanser İçin Tarama Testleri
Kanserleri daha erken ve iyileştirile-bilir bir aşamada saptamaya yönelik
tarama testleri, bazı önemli kanser türlerine bağlı ölümleri azaltabilir.
Ancak tarama testlerinin de kendilerine özgü sorunları vardır. Test
sırasında bir anormallik saptanırsa (daha sonra sıklıkla bu anormalliğin
kanser olmadığı anlaşılsa bile) hasta başka pek çok testten geçer ve
gereksiz yere yoğun kaygı yaşar.
Tarama testlerinde kimi zaman çok yavaş büyüyen kanserler ya da fark
edilmese bile herhangi bir soruna yol açmayacak olan pre-kanseröz
oluşumlar saptanır. Bunun sonucunda bazı kişilere aslında gerekmeyen
tedaviler uygulanabilir. Tarama testleri pahalıdır: erken tanının
tedavinin başarısına ya da başarısızlığına yol açacak bir fark yarattığı
bir kanser vakasının saptanması için genellikle çok sayıda kişinin
taranması gerekir.
Meme Kanseri Taraması
50 yaş üzerindeki kadınlara 65 yaşına kadar her üç yılda bir, sonrası için
de istedikleri zaman mamografi yaptırmaları önerilmektedir.
Röntgen filmlerinde saptanan anormalliklerin büyük kısmı kanserli olmasa
da, bazılarında ek testler önerilmekte ve kimi zaman mikroskobik inceleme
için dokudan küçük bir parça alınmaktadır (biyopsi). Bu anormalliklerin çok
azının kanser ya da pre-kanseröz oluşumlar olduğu saptanır. Bu şekilde
saptanan meme kanserleri genellikle küçüktür ve tarama testinin şifa
olasılığını önemli ölçüde artırdığı belirlenmiştir.
Rahim boynu (serviks) kanseri taraması
Cinsel açıdan aktif olan kadınlarda 60-65 yaşına kadar her 3-5 yılda bir
rahim boynu sürüntü testi (servikal smear) yapılmalıdır (hiç cinsel
birleşmeye girmemiş kadınlarda bu kanser çok enderdir). Sürüntü testi
sırasında rahim boynunun görüntülenebilmesi için, vajinaya spekulum adı
verilen bir aygıt yerleştirilir. Yeterli sayıda hücre elde edebilmek için,
tahtadan yapılmış bir spatula kullanılarak, serviks hafifçe kazınır. Bu sü-rüntüler
bir parça cam üzerine yayılır ve mikroskop altında incelenir. İşlem bir
miktar rahatsızlığa yol açsa da, normalde ağrılı değildir. Bu test kolayca
tedavi edilebilen prekanseröz (ön kanser) oluşumları, ayrıca tamamen
iyileşme oranının çok yüksek olduğu erken evrede, kanserleri de
saptayabilir.
Servikal sürüntüde saptanan anormalliklerin çoğu küçük
değişikliklerdir ve ek araştırma gerektirmez; bir kısmında ise sürüntü
testinin tekrarlanması ya da belirli bir süre boyunca daha sık yapılması
gerekir. Ancak, bazı anormalliklerde “kolposkopi” adı verilen daha ileri
bir inceleme yapılması gerekir; bu işlemde bir büyüteç kullanılarak rahim
boynu ışık altında incelenir. Anormal bölgelerden küçük örnekler
alınabilir ya da “punch biyopsi” (zımba biyopsisi) yapılabilir. Bu işlem
biraz rahatsızlık verse de ağrıya yol açmaz ve yalnızca 10 dakika kadar
sürer.
Kansere dönüşme potansiyeli taşıyan alanlar
saptandığında, buradaki hücreleri öldürmek için ek tedavi önerilir. Bu
amaçla kullanılabilen tedaviler arasında lokal anesteziyle uygulanan
‘lazerle buharlaştırma’ (yoğunlaştırılmış bir ışın kullanılarak anormal
hücreler yakılır), kriyoterapi (anormal hücreler ucu soğutulmuş bir sonda
ile öldürülür) ve genel anesteziyle kullanılan diatermi (hücreler
elektrikli bir sonda ile yakılır) bulunur.
Kolposkopide kadınların küçük bir kısmında daha ciddi bir
anormallik olabileceğini düşündüren bulgular elde edilir ve genel
anestezi altında ‘koni biyopsi’ yapılması gerekebilir (serviks kanalının
iç tarafını döşeyen hücrelerin çıkartılması). Koni biyopsisi etkilenen
dokuların tamamının çıkartılmasını sağlayabilir, ancak kimi zaman oluşumun
daha derin katmanlara işlediği saptanır ve böyle durumlarda daha kapsamlı
tedavi gerekir.
Çok az sayıda kadın serviks kanserinden ölmektedir ve
bunların neredeyse %90′ı hiçbir zaman düzenli smear (sürüntü) testi
yaptırmamış olan kadınlardır.
Diğer kanserlere yönelik tarama testleri
Son dönemdeki araştırmalarda, barsak tümörlerini erken evrede saptayan
tarama testlerinin barsak kanserine bağlı ölümleri azaltabileceği
gösterilmiştir. Bu testte, dışkıda çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük
miktarda kanın varlığı araştırılır. Bu tür kanamalar genellikle kanser
dışındaki nedenlerden kaynaklansa da kolonoskopi ya da baryumlu grafi ile
gerçekleştirilen ek testler (bk. s. 23, 24, 26) henüz belirtilere yol
açacak kadar büyümemiş olan kanserlerin saptanmasını sağlayabilir.
Gelecekte, ‘dışkıda gizli kan’ testi daha da yaygınlaşacak gibi
görünmektedir.
Prostat kanseri taraması, bu kanserler tarafından
sıklıkla üretilen bir kimyasal maddenin (’prostata özgü antijen’ ya da PSA)
kandaki düzeylerinin ölçülmesi, fizik muayene ve ultrason görüntülemesiyle
yapılabilir. Tarama sırasında bazı prostat kanserleri erken evrede
saptanabilse de, kimi zaman tarama gereksiz tedaviye de yol açabilir.
Başka nedenlerle ölen yaşlı erkeklerin çoğunun prostatlarında küçük
kanserler saptanabilir. Yaşlılardaki kanserlerin çoğu yavaş büyür ve
tedavi edilmediğinde hastanın geri kalan yaşamı boyunca soruna yol açma
olasılığı azdır. Yine de son dönemdeki araştırmalar, taramanın prostat
kanserine bağlı ölümleri azaltabildiğini düşündürmektedir.
Düzenli akciğer röntgeni ya da balgamın mikroskopik
incelemesine dayanan akciğer kanseri taramasının yararlı olmadığı
gösterilmiştir. Akciğer kanserlerinin büyük bölümünün akıbeti daha erken
evrelerden başlayarak kötü olma eğilimindedir ve günümüzde bu hastalığa
bağlı ölümleri önemli ölçüde azalttığı gösterilen tek yöntem sigaranın
bırakılmasıdır.
Ailelerde Kanser
Kuramsal olarak kansere karşı genetik bir yatkınlık taşıdığı bilinen (ya
da bu tür bir risk taşıma olasılığı bulunan) kişilerin tarama testlerinden
geçirilmesi mantıklıdır. Ancak kanserlerin %10′dan azı kalıtımsal
nedenlere bağlıdır. Kanser yaygın bir hastalıktır ve aynı aileden iki ya
da daha fazla kişiyi etkilediğinde, bunun yalnızca şansa bağlı olma
olasılığı yüksektir. Kimi zaman kanserler sigara dumanı gibi paylaşılan
bir çevresel etmenden kaynaklanabilir.
İki ya da daha fazla yakın akrabada (anne babalar, kız
ya da erkek kardeşler) aynı kanser türü ya da bazen genetik bağlantısı
olabilen farklı kanser türleri (örn. meme ve yumurtalık kanseri gibi)
saptandığında, kalıtımsal kanserden kuşkulanılır. Kalıtımsal kanserlerin
diğer belirtileri arasında genç yaşta kanser gelişmesi ya da çift taraflı
(örn. her iki memede) veya çoğul tümör eğilimi bulunur.
Ailede güçlü bir kanser öyküsü olan kişilerin bazılarında
kalıtımsal gen anormallikleri saptanabilir. Ancak bu gen anormalliklerinin
varlığı mutlaka kanser gelişeceği anlamını taşımaz; öte yandan bazı
genlerin kalıtım yoluyla geçmesi, belli bir evrede kanser gelişme riskini
%80-90 ve hatta daha yüksek oranda artırabilir. Kimi zaman bir ailenin iki
ya da daha fazla üyesinde herhangi bir özel genetik anormallik saptanamasa
bile aynı kanser tipi gelişebilir. Bu durumda ailenin diğer üyelerinde çok
yüksek düzeyde olmasa da kanser riski artabilir.
Ender görülen çeşitli kanser türlerine karşı yatkınlık
kalıtım yoluyla geçebilir (örn. tiroid bezinde ve hormon üreten diğer
bezlerdeki bazı kanserler). Daha yaygın kanser türleri dikkate alındığında
zaman zaman kalıtımsal yolla geçen başlıca tiplerin kalın barsak kanserleri
(kolon ve rektum), meme kanseri ve över (yumurtalık) kanseri olduğu
görülmektedir. Barsak kanseri, bazen mutas-yona uğramış “adenomatosis poli-posis
coli” (APC) geni ya da “kalıtımsal popiloz-dışı kolorektal kanser” (HNPCC)
geninin kalıtım yoluyla geçmesi sonucunda ailelerde görülür. Etkilenen
kişilerin barsakların-da genç yaşta çok sayıda iyi huylu polip gelişir ve
bunların neredeyse tamamı daha sonra kansere dönüşür.
Meme kanseri, vakaların yalnızca %5-10 kadarında
kalıtımsaldır. Şimdiye değin iki önemli meme kanseri geni keşfedilmiştir:
BRCA-1 ve BRCA-2. Kalıtımsal olarak mutasyon-lu bir BRCA-1 ya da BRCA-2
geni taşıyan kadınlarda, yaşamlarının herhangi bir döneminde meme kanseri
gelişme riski yaklaşık %85 düzeyindedir. Mutasyona uğramış BRCA-1 geni
yumurtalık kanseri riskini de artırır. Ancak ailesinde meme kanseri öyküsü
olan kadınların çoğunda kalıtımsal BRCA-1 ya da BRCA-2 mutas yonu yoktur.
Bu kadınlarda meme kanseri riski biraz artsa da, genellikle risk düzeyi çok
daha düşüktür (örn. annesinde ya da kız kardeşinde meme kanseri olanlarda
%30′un altında).
Aile öykünüz nedeniyle kanser riskinizde artış olduğundan
kaygılanıyorsanız, bu konuyu doktorunuzla konuşmalısınız. Belki de
doktorunuz risk artışının korkulacak boyutlarda olmadığı konusunda sizi
rahatlatabilecek bir uzmanla görüşmenizi sağlayabilir. Bir olasılık da,
riskteki artışın yaklaşık ne düzeyde olduğunu belirlemektir.
Bazen bir kan örneğinin son derece karmaşık
analizleriyle anormal bir genin var olup olmadığını araştırmak uygun
olabilir. Ancak bu, kuşkuları olan kişinin testin olası sonuçlarını tüm
boyutlarıyla kavramasını sağlayan çok ayrıntılı bir tartışmadan sonra
gerçekleştirilmelidir. Dikkate alınması gereken sonuçlar arasında, kansere
yatkın kılan bir gen saptandığında ne yapılacağı, yüksek risk taşıdığını
bilerek yaşamanın nasıl bir duygu olduğu, diğer aile üyelerine ne
söyleneceği, anne baba olmanın sonuçları ve yaşam sigortasına uygunluğun
nasıl etkileneceği gibi pek çok konu vardır.
Yüksek riskli olduğu belirlenen kişiler için ne
yapılabileceğine ilişkin öneriler kanserin türüne, hastanın koşullarına ve
tercihlerine göre büyük ölçüde değişebilir. Kalıtımsal barsak kanseri
riski yüksek olan bir kişiye, ergenlikte ya da yirmili yaşlarda hastalığın
gelişmesinden önce kalın barsağının ve rektumunun alınması önerilebilir.
Böyle durumlarda ince barsak anüse bağlanabilir ve böylelikle bir “stoma”
(ağız) açmak gerekmeyebilir .
Meme kanseri riski yüksek olan kadınlarda, en iyi
koruyucu tedavi konusundaki seçim bu denli kolay değildir. Bazıları
profilaktik amaçla (yani koruma amacıyla) her iki memenin alınmasını
tercih eder (bu işleme bilateral mastektomi denir); ancak, bu işlemin
gerçekleştirilmesi riski önemli ölçüde azaltsa da, bütünüyle ortadan
kaldırmaz. Mastektomi sonrasında az miktarda meme dokusu kalan bazı
kadınlarda kanser gelişmiştir. Bazı kadınlar ise düzenli uzman muayenesi
ve mamografi-lerle yakından gözetim altında bulundurulmayı içeren bir
programı seçer.
Yumurtalık kanseri riski yüksek olan kadınlar önlem
amacıyla her iki yumurtalığın de ameliyatla çıkartılması yolunu seçebilir
(bilateral ooforektomi); ancak bu işlemin de hastalık riskini tamamen
ortadan kaldırmaması ilginçtir. Bir diğer seçenek, yumurtalık kanserini
erken evrede saptamak amacıyla ultrason görüntülemesi ve yumurtalık
kanseri tarafından üretilen bir tümör göstergesi olan CA-125 açısından kan
testleri yapılmasıdır.
TlBBİ DEĞERLENDİRME
Belirtileriniz kanser olasılığını akla getiriyorsa ya da doktorunuz
muayenede alışmadık bulgular sapta-dıysa ya da bir tarama testinde kuşkulu
sonuçlara ulaşıldıysa, koşullara göre daha ileri test ve araştırmalar
gerekebilir. Bu araştırmalardan bazıları doktorunuz tarafından
yaptırılabilir, ancak araştırmanın belirli bir aşamasında görüş almak
üzere hastanedeki bir uzmana gönderilmeniz mümkündür. Gerekli testler
kişiden kişiye büyük değişiklik gösterebilir.
Randevu tarihini, başka araştırmalar yapılmasını ve
bunların sonuçlarını beklemek gerçekten kaygı verici olsa da, bu aşamada
pek çok kişi ve kuruluştan destek alabilirsiniz (bk. “Ek bakım”, s. 68 ve
“Yararlı adresler”, s. 90).
KLİNİK DEĞERLENDİRME
Daha ileri değerlendirmeye gerek varsa, sonraki ilk adım genellikle bir
poliklinikte uzman muayenesidir; bu muayene sırasında belirtiler hakkında
daha ayrıntılı (örn. süresi, şiddeti) sorular sorulur. Ayrıca genel
sağlık durumunuz hakkında ve geçirdiğiniz hastalıklar, kullandığınız
ilaçlar, geçmişteki/şimdiki mesleğiniz ve evinizdeki koşullar gibi ilgili
başka konular hakkında da sorular sorulabilir. Öykü alma tamamlandıktan
sonra, daha genel bir muayene yanında kaygı nedeni olan bölgeniz üzerinde
odaklanan bir vücut muayenesi yapılabilir.
Bu değerlendirmeler her zaman tanıya ulaşılmasını
sağlamasa da, habis bir oluşumu düşündüren belirli özelliklere sahip kütle
vs. gibi bulgular kanser kuşkusunu güçlendirebilir. Vücudunuzun iç
organları bazı özel aygıtlarla görüntülenebilir; örneğin gırtlak
laringoskopi ile, rektum proktoskopi ile ya da serviks (rahim boynu)
vajinanıza yerleştirilen bir spekulum aracılığıyla görüntülenebilir.
İLERİ ARAŞTIRMALAR
Biyopsi
Bazı kütlelerin görünüm ya da sertlikleri kanserli olabileceklerini
düşündürebilir, ancak kesin tanı genellikle yalnızca bir patolog
tarafından konulur; patologlar hücre ve dokuları mikroskopla inceleyerek
değerlendiren uzmanlardır. Patolog, kanserin varlığını kesinleştiren
ayırt edici görünüm değişikliklerini saptar.
Tanı amacıyla vücuttan bir parça dokunun çıkartılması
“biyopsi” olarak adlandırılır. Kütlenin bir kısmı ya da uygunsa tamamı (eksizyon
biyopsisi) bölgesel ya da genel anestezi altında çıkartılabilir. Kimi
zaman özel bir iğne düzeneği kullanılarak ince bir doku parçası alınabilir,
bu dokuyu bisturi ile kesme gereğini ortadan kaldırır.
Bir diğer seçenek da, bir şırıngaya tutturulmuş ince bir
iğne aracılığıyla anormal dokudaki hücrelerin şırınga içine emdirilmesidir
(aspire edilmesi). İnce iğne aspirasyon biyopsisi adı verilen bu işlem
yalnızca çok kısa bir süre için rahatsızlığa yol açar. Ardından hücreler
bir cam lamın üzerine yayılır. Mikroskobik inceleme için doku örneği
almanın diğer yollan serviks sürüntülemesinde olduğu gibi dokunun yüzeyini
kazımak ya da akciğerleri çevreleyen sıvı (plevral efüzyon) ya da balgam
gibi doku sıvılarından veya idrardan örnek almaktır.
Bir doku kütlesinden alınmış ve özel işlemlerden
geçirilmiş çok ince kesitlerin mikroskobik incelemesine histoloji adı
verilirken, hücre sürün-tülerinin incelenmesine sitoloji denmektedir. Tek
tek hücrelerin (yani hücrenin yapıtaşlarının) yalnızca görünümlerinin
değil, dokunun nasıl kurulduğunun da (yapısının) incelenmesine olanak
tanıyan histoloji, patologa daha fazla bilgi sağlayabilir.
Sitoloji, tek tek hücrelerin görünümlerinin
incelenmesine dayanır. Kanserin varlığını belirleyebilse de, nicel açıdan
histolojiye göre daha az bilgi sağlar. Sitolojinin sorun yaratabilen bir
diğer yönü, anormal bir dokudan ince iğne aspirasyonuyla alınan
hücrelerin kimi zaman dokunun bütününü temsil etmemesidir; dokuda gerçekte
kanserli hücre bulunsa bile, iğne ile hiçbir kanserli hücre
alınamayabilir. “Yanlış negatif olarak adlandırılan bu sonuçla karşılaşma
riski histolojide genellikle düşüktür. Öte yandan, sitolojide pozitif
sonuç alınması, daha ileri işlemler için genellikle yeterlidir. Pek çok
kanser türünde bu işlem kütlenin ameliyatla alınmasıdır, böylece
histolojik inceleme için doku elde edilmiş olacaktır.
Tanıyı kesinleştirmek için dokunun mikroskobik olarak
incelenmesi
yanında, hastalığın yaygınlığını değerlendirmek için
bazen biyopsiler de yapılır. Örneğin boynun bezlerin-deki şişliğe lenfoma
tanısı konulmuş olan bir hastada, ilikte lenfoma hücresi olup olmadığını
belirlemek için kemik iliği biyopsisi yapılabilir, çünkü kemik iliğinde
lenfoma olup olmaması tedavi seçimini etkileyebilir. Meme kanserli bazı
kadınlarda, koltukaltındaki önemli bir lenf düğümü de (bekçi düğüm
biyopsisi) alınabilir; lenf düğümünün yeri, birincil tümörün içine
radyoaktif bir maddeyle birlikte bir boyanın enjekte edilmesiyle titiz bir
biçimde belirlenir. Birincil tümörü drene eden (lenf dolaşımını toplayan)
bu bekçi lenf düğümünde kanser yoksa, koltukaltındaki diğer lenf düğümleri
de büyük olasılıkla temizdir ve hastada daha başka bir ameliyattan
kaçınılmalıdır.
“-oskopi” ile sona eren sözcükler
Oskopi sözcüğü bakmak anlamına gelir (Yunanca’da skopein görmek demektir).
Kanserlerin çoğu gırtlak (larinks), akciğerlerdeki hava geçitleri
(bronşlar), yemek borusu (özofagus), mide (tıbbi adı gastrik), kalın barsak
(kolon ve rektum) ve mesane (idrar kesesi) gibi tüp ya da keselerin iç
yüzeylerindeki örtülerden köken alır. Çeşitli aygıtlar kullanarak tüm bu
yapıların gözle incelenmesi ve kuşkulu alanlarda biyopsi yapılması
mümkündür. İncelenen organ ve ona yönelik inceleme tekniklerine verilen
adlar şöyledir:
•laringoskopi: gırtlak
•bronkoskopi: akciğerler
•gastroskopi: mide
•kolonoskopi: barsaklar
•sigmoidoskopi: barsağın S şeklindeki son bölümü ve rektum
•sistoskopi: mesane
Diğer teknikler arasında şunlar vardır:
•nazendeskopi: burun deliklerinden larinkse kadar uzanan bölgedeki hava
geçitleri
•mediastinoskopi: akciğer kanserinin lenf bezlerine yayılıp yayılmadığını
anlamak amacıyla göğüs kemiğinin ya da sternumun arkasındaki dokular
•kolposkopi: serviks ya da rahim boynu
•laparoskopi: karın boşluğu
Bu işlemlerin bazıları için hastanın yatırılması
gerekmez, bazılarında sedasyon (sakinleştirici) gerekir, bazılarında ise
genel anestezi kullanılır. Bu işlemlerin çoğunda, vücudun incelenecek
bölgesine doğal bir açıklıktan ya da küçük bir keşiden dikkatle sokulan
esnek bir kabloyla doktorun içerisini görmesini sağlayan fiberoptik
teknolojisi kullanılır. Bazen genel anestezi altında doktorun kütlenin
yaygınlığını görmesi, hissetmesi ve değerlendirmesi ve biyopsi alması daha
kolaydır. Bu nedenle genel anestezi altında inceleme oldukça sık
başvurulan bir işlemdir.
Kan testleri
Akyuvarların kötü huylu (habis) hastalıkları (lösemi) ya da kanda
ölçülebilen ‘tümör göstergeleri’ veya özel kimyasal maddeler üreten az
sayıdaki birkaç kanser türü (bazı prostat ve testis kanserleri ve
miyelomlar) dışında, kan testleri genellikle tanı konusunda çok yararlı
bilgiler sağlamaz.
Yine de, kan testleri vücudunuzun genel sağlık durumu
hakkında yararlı bilgiler verebilir. Bazen kanserin kemik ya da karaciğer
gibi başka organlara yayıldığını gösterebilir;
bu, ‘enzim’ adı verilen ve normalde bu organlar tarafından kana salıverilen
bazı kimyasal maddelerin düzeylerinin, kanserin yol açtığı hasarı nedeniyle
yükselmesiyle anlaşılır.
Ancak bu testlerde hiç hata payı olmadığı söylenemez;
genellikle kanserin yayılması dışında bazı başka nedenler de bu tür
anormalliklere yol açabilir.
Röntgen filmleri ve taramalar
Kanserin ilk belirtisi sıklıkla röntgen lerdeki anormal görünümdür. Örneğin
akciğer kanseri, normalde büyük ölçüde havayla dolu olması gereken bir
bölgede yer kaplayan bir gölge ye yol açabilir. Tümörler meme röntgeninde
(mamografi) ya da barsakların baryumlu grafllerinde de görüntülenebilir.
Mamogram, memenin iki düz yüzey arasında sıkıştırılarak
röntgen filminin alınmasıdır. Meme kanserleri röntgen filmlerinde hemen
görülebilen işaretlerin, özellikle kanserli doku içerisindeki küçük
kalsiyum birikimlerinin neden olduğu küçük ve beyaz renkli beneklerin
oluşmasına yol açabilir.
Baryum yutulduğunda ya da bir tüp aracılığıyla rektumdan
içeriye verildiğinde (baryum lavmanı) röntgen altında yoğun beyaz bir renk
vererek özofagus, mide ya da barsağın iç yüzeyinin hatlarını ortaya
çıkarır. Normal koşullarda iç yüzey düzgünken, kanser düzensiz ya da
içeriye doğru şişkin görünmesine yol açabilir.
Bazen röntgen ya da taramada beyaz renkte görünen başka
‘boya’ ya da ‘kontrast maddeleri’ bir toplardamardan kan dolaşımına
enjekte edilir. Verilen madde kan yoluyla böbreklere ulaşır ve böbrekler de
bu maddeyi idrarla atar. Bu sırada böbrek ve mesanede yapılan X ışınlı
görüntülemelerde (intravenöz ürogram [1VU] ya da piyelogram [1VP]) bu
organlar oldukça açık biçimde görülebilir ve anormal görüntüler kanser
bulunduğunu düşündürür.
Kansere tanı konulması ya da kanserin yaygınlığının
belirlenmesi sürecinde yukarıda sayılan değişik tarama testlerinin birinden
geçmeniz gerekebilir. Bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans
görüntülemesi (MR) sırasında, hastanın genellikle büyük ve daire şeklinde
bir aygıtın içine girip hareketsiz yatması gerekir. İşlemden önce bütün
bunlar size açıklanacaktır. Günümüzde BT görüntülemesi genellikle çok kısa
sürede tamamlanır. MR görüntülemesi biraz daha uzun (yaklaşık 15-20 dakika)
sürer. Bu görüntüleme teknikleri araştırılan bölgenin kesitler ya da
dilimler halinde son derece etkileyici resimlerini oluşturabilir ve basit
röntgenlerle karşılaştırıldığında kütleleri çok daha açık biçimde
gösterir. Tümörün ya da çevresindeki dokuların daha açık görünmesini
sağlayan bir ‘kontrast maddesinin’ içilmesi ya da damar içine enjekte
edilmesi gerekebilir.
Ultrason görüntülemesinde, bir prob (sonda aleti) vücudun
incelenen kısmınının derisi üzerinde hareket ettirilir; kimi zaman prob
rektuma, vajinaya ya da özofagusa yerleştirilerek de kullanılabilir. İç
dokulardan yansıyan çok yüksek frekanslı, işitilemeyen ses dalgaları
saptanarak bir ekranda görüntüler oluşturulur.
İzotop görüntülemesi, izotop adı verilen radyoaktif bir
maddenin enjekte edilmesi ya da ağız yoluyla alınmasından sonra yaydığı
gamma ışınlarının bir gamma kamerası tarafından saptanması işlemidir.
Kanser hastalarda en sık gerçekleştirilen izotop taraması, kemik
taramasıdır. Enjekte edilen izotop dolaşım sistemi aracılığıyla vücudun
değişik bölgelerine taşınır ve kemiğin, vücudun başka bir yerinden
yayılan tümörün yol açmış olabileceği herhangi bir hasarın
iyileştirilmesi için çaba gösteren bölgelerinde ‘yoğunlaşır’ ya da
yerleşir. Bu bölgelerde izotop yoğunluğunun yüksek olması, iskeletin gamma
kamerasıyla alınan resimlerinde “sıcak noktalar” (aktif noktalar) olarak
görülmesine yol açar. Ancak kimi zaman yorumlamak güç olabilir ve bu tür
sıcak bölgeler kanser dışındaki dejeneratif hastalıklarda da (örn. aşınma
ve yıpranma) görülebilir.
Kanserli hastaların değerlendirilmesinde bir başka
görüntüleme yöntemi olan pozitron emisyon tomografisinin (PET) değeri
giderek daha fazla kabul edilmektedir. Kimi zaman PET ile diğer tekniklerin
görüntüleyemediği tümörler saptana-bilmektedir. Bu teknik, kan dolaşımına
enjekte edilen özel bazı şekerlerin kanser hücreleri tarafından normal
hücrelere göre çok daha çabuk alınması ya da emilmesi eğilimine
dayanmaktadır. Şeker moleküllerine tutturulmuş olan radyoaktif
işaretler,kanserli dokuların görüntüde ‘aydınlanmas nı sağlar.
Röntgenler ve diğer taramalar kanser kuşkusu olan ya da
kanser tanısı konulan kişilerin ilk değerlendirilmesinde olduğu kadar,
geçmişte kanser tedavisi uygulanmış kişilerde hastalığın yinelemesinden
kaynaklanabilecek belirtileri araştırmakta da kullanılır. Ancak bu
görüntüleme tekniklerinin her zaman doğru sonuç verdikleri
düşünülmemelidir; en duyarlı görüntüleme teknikleri bile çok küçük
kanserleri saptamakta yetersiz kalabilir ve sıklıkla, daha sonra iyi huylu
olduğu anlaşılan bazı kuşkulu anormallikleri gösterir.
Tümörlerin evrelendirilmesi
Biyopside kanser tanısı kesinleştirildikten sonra genellikle kanserin
‘evresi’ saptanır. Evrelendirme işleminde kanserin boyutları belirlenir
ve bitişik dokulara, lenf damarları yoluyla lenf bezlerine ya da kan
dolaşımı aracılığıyla daha uzak bölgelere yayılıp yayılmadığı
değerlendirilir.
Değişik evreleme sistemleri vardır ancak bunlar arasında
en sık kullanılanı TNM evrelendirilmesidir. T harfi birincil tümörü, N
harfi lenf düğümlerine (nodlarına) yayılımı ve M ise uzak bölgelere
yayılımı (metastaz) gösterir. Her harf için bir sayı belirlenir. Örneğin
çapı 3 cm olan ve koltuk altındaki lenf düğümlerinden bazılarını etkilemiş
bulunan, ancak daha uzak yayılım belirtisi vermeyen bir tümör T2N1MO olarak
sınıflandırılır. Buradaki T2, birincil tümörün boyutlarının 2-5 cm
arasında olduğunu gösterir. Nl ise koltuk altında hastalıktan etkilenen
ancak çıkartılabilecek nitelikteki lenf düğümlerini işaret eder. MO,
saptanabilir uzak metastaz olmadığı anlamına gelir.
Evrelendirme akıbetin (prognoz) tahmin edilmesinde,
tedavi konusunda önerilerde bulunulmasında ve tedavinin sonuçlarını
değerlendirip karşılaştırmada yararlı olabilir.
Kanserin etkileri
Hücre sayısındaki aşırı artışın bazı koşullarda nasıl
olup da yaşamsal tehlike yarattığını anlamak kimi zaman güçtür. Habis
hastalığın ciddi etkileri kanserin yayıldığı normal dokuların ve/veya
bölgelerin (örn. karaciğer, kemik ya da akciğerler) normal işlevlerini
engelleyecek şekilde giderek daha çok kanserli hücreyle dolması ve hasara
uğraması sonucunda oluşur. Belirli bir bölgeyle sınırlı (lokalize)
kanserlerin ölümle sonuçlanması oldukça alışılmadık bir durumdur. Kanser
ölümlerinin büyük bölümü hastalığın yayılmasına ya da metastazlara
bağlıdır. Ancak, bu fiziksel süreçlere ek olarak kanserler hem belli bir
bölgede hem de dolaşım sistemi aracılığıyla tüm vücudu etkileyen çok
çeşitli zehirli (toksik) kimyasal maddeler üreterek de genel durumda
giderek artan bir bozulmaya neden olabilir. Bu kimyasal maddeler kilo
kaybı ve halsizlik gibi belirtilere yol açabilir.
SINIFLAMA
Kanserler, hücrelerin normal olandan ne ölçüde farklılaştığına göre
derecelendirilir. İyi farklılaşmış (tıp dilinde iyi diferansiye)
kanserlerde (kimi zaman “grad 1″ de denir), normal hücre yapısı korunur ve
hücreler sık bölünmez. Hücrelerden bazıları, esas özgül görevlerini belli
ölçülerde hâlâ yerine getirebilir. Yelpazenin öbür ucunda kötü
farklılaşmış (tıp dilinde kötü diferansiye) kanserler (grad 3) yer alır; bu
kanserlerde hücreler öylesine değişmişlerdir ki, normal hücrelerden artık
çok farklıdır ve görevlerini yerine getirme yetilerini tamamen
yitirmişlerdir. Kötü farklılaşmış kanserler daha hızlı çoğalma ve daha
saldırgan olma eğilimindedir ve akıbeti daha kötüdür. Bunların arasında
farklılaşması orta düzeyde olan kanserler yer alır.
Kahserler yayıldıkları dokulara göre değil, köken
aldıkları normal hücrenin türüne göre sınıflandırılır. Buna birincil
sınıflandırma adı da verilebilir. Her sınıftan kanser yukarıda
tanımlandığı gibi derecelendirilir; kanserlerin büyüklükleri ve yayılma
dereceleri de “evrelendirme” adı verilen süreç içinde değerlendirilir (bk.
s. 30). Birinci] sınıflandırma dikkate alındığında, hemen tüm kanser
türleri aşağıdaki gruplardan birine yerleştirilebilir.
Karsinomlar
En sık görülen kanserlerdir. Deri ve pek çok iç organın çeperi dahil,
vücut yüzeylerini örten hücrelerden köken alır. Ağız, boğaz, bronşlar
(havanın akciğerlere girip çıkmasını sağlayan tüpler), özofagus (yemek
borusu), mide, barsak, mesane, ute-rus (rahim) ve yumurtalıkların yanı sıra
memede, prostat bezinde ve pankreastaki kanalları örten dokular da bunlar
arasındadır.
Farklı karsinom türleri vardır ve bunlar köken aldıkları
normal hücrelerin görünümüne göre adlandırılır. “Skuamöz karsinomlar”
(yassı hücreli karsinomlar) özellikle deri, akciğer, ağız, boğaz ve yemek
borusunda; “adenokarsinomlar” özellikle meme, barsak, alt yemek borusu,
mide ve yumurtalıklarda; “geçiş hücreli karsinomlar” esas olarak mesanede
ve “küçük hücreli karsinomlar” akciğerde görülür.
Sarkomlar
Yüzeyi örten dokulardan değil de kemik, yağ, kas ve vücudumuzun pek çok
bölümünde bulunan güç lendirici bağ dokusu gibi destekleyici dokulardan
köken alır.
Lenfomalar
Vücudumuzda ve özellikle de lenf bezlerinde ve kanda bulunan “lenfosit”
adlı hücrelerden kaynaklanır. Bu hücreler bağışıklık sistemimizin çok
önemli bileşenleridir. Lenfomalar etkilenen hücre tipine göre ‘Hodgkin
hastalığı’ ve ‘Hodgkin dışı lenfomalar’ olarak ikiye ayrılır.
Lösemiler
Kemik iliğinde akyuvarları üreten hücrelerden kaynaklanır. Akyuvarlar
(lökositler) vücudumuzun enfeksiyona karşı savunmasında kritik bir rol
oynar. Lösemili hastaların kanında anormal akyuvar sayısı büyük ölçüde
artar. Anormal hücreler genellikle işlevlerini doğru biçimde yerine
getirmediği ve kemik iliğinde yeni normal hücre yapımı için alan
bırakmadığı için soruna yol açar.
Miyelom
Kemik iliğinde bulunan ve antikor (enfeksiyonlarla savaşmamıza yardımcı
olan proteinler) adı verilen plazma hücrelerinin kanseridir.
Germ hücreli tümörler
Yumurta ve spermlerin üretiminden sorumlu olan testis ve yumurtalıklar-daki
hücrelerden köken alır. Tera-tomlar ve seminomlar bu tümör tipleri
arasındadır.
Melanom
Bu deri kanseri türü, derideki pigment üreten hücrelerden (melanositler)
köken alır.
Gliom
Beyin ya da omuriliğin destekleyici doku hücrelerinde gelişir.
Prekanseröz (ön kanser) oluşumlar
Son olarak, görünürde sağlıklı olan kişilerde rahim boynu sürüntüsü (servikal
smear) ya da memenin radyolojik incelenmesi olan mamografi (bir sonraki
bölüme bakınız) gibi tarama testleri sırasında saptanan ve kansere dönüşme
potansiyeli taşıyan yaygın bazı oluşumlardan da söz etmek gerekir. Bu tür
bozukluklar özellikle rahim boynu (serviks) yüzeyini ve memedeki süt
kanallarını etkiler ve “karsinoma in situ” olarak adlandırılır. Bu,
mikroskobik incelemede en yüzeydeki hücrelerin habis bir görüntüsü olduğu,
ancak yüzey örtüsünün hemen altındaki dokuların herhangi birini istila
ederek habis bir davranışa giriştiğine ilişkin bir belirti olmadığı
anlamına gelir.
Karsinoma in situ lenfatik dolaşım ya da kan dolaşımı yoluyla yayılamaz
ve kendi başına hiçbir yaşamsal tehlike doğurmaz. Ancak tedavi
edilmediğinde gerçek bir kansere dönüşme riski vardır
Kanser Hakkında genel
bilgiler
Her üç kişiden en az biri kanser hastalığına yakalanır.
İngiltere’de halen yaklaşık iki milyon kişi kanser tedavisi görmüştür ve
bu 25 kişide birden fazladır. Bu kişilerin çoğu uzun süre yaşamıştır.
Kanser konusundaki tutumlar değişiyor ve çoğu insan için kanser konusu
artık eskisi gibi tabu olmaktan çıkıyor. Günümüzde kanser hastalan, tıpkı
diğer hastalıklarda olduğu gibi, kendilerine konulan tanı hakkında daha
kolay konuşabiliyor. Duygularını paylaşabilmeleri, aile ve arkadaşlarının
hastaya destek vermesini kolaylaştırıyor.
Çoğunuzun bildiği gibi, tıp alanında yaşanan gelişmeler
kanserli kişilerin konuya bakışı üzerinde büyük etki yapmıştır. Her zaman
iyi sonuçlar alınmasa da, yeni binyılın başlangıcında, eskiden beri çok
daha az korkulan diğer pek çok hastalıkla karşılaştırıldığında, birçok
kanserli hasta için gelecek daha umut vericidir. Tam olarak ne tür
yanlışlıkların hücrelerin kanserleşmesine yol açtığı konusunda hızla daha
fazla bilgi ediniyoruz ve yeni buluşlar heyecan veren yeni tedavilerin
geliştirilmesini sağlıyor.
Yirminci yüzyılda kanser giderek daha yaygın hale
gelmiştir. Bunun nedenlerinden biri yaşlı nüfusun artması ve kanserin daha
çok yaşlı kimseleri etkilemesidir. Bir diğer önemli neden de sigaradır.
Ne var ki, kanserin yaygınlaşmasına karşın, aynı zamanda tamamen iyileşme
şansı da sürekli olarak artmaktadır. Henüz tamamen iyileşme şansına sahip
olmayanlar da daha uzun yaşamakta ve yaşam kaliteleri yükselmektedir.
Bu olumlu gelişmelerin nedenleri arasında erken tanı,
daha etkili tedavi olanakları, daha başarılı destekleyici tedaviler ve
daha başarılı sağlık örgütlenmesi bulunmaktadır. Kanserli tüm hastalar
artık var olan en iyi tedaviden yararlanma ve çeşitli kuruluşlardan destek
görmeyi bekleyebilir.
Bir diğer gelişme de hastaların artık kanser ve tedavi
seçenekleri konusunda daha bilgili olmalarıdır. Hastalar çeşitli yollardan
giderek daha çok bilgilendirilmekte, çeşitli kaynaklardan doğru ve yazılı
bilgiler elde edilebilmektedir (bk. s. 90, Yararlı adresler). Pek çok
hastanede hastalara bilgi verilmesi artık gündelik bir uygulamadır.
Hastalar internette gezinmektedir. Haklı olarak, hastalar, artık kendi
sağlıklarıyla ilgili karar vermede pasif bir ortak olmaktan daha az
hoşnuttur. Ayrıca, hem yerel hem de ulusal düzeyde, hastaların ve tıp
mensubu olmayan diğer kişilerin kanserle ilgili sağlık hizmetlerinin
planlanması ve sunulması sürecine aktif olarak katılmalarını sağlayacak
olanaklar hızla artmaktadır.
Bu kitapta kanserin nedenleri ya da belli kanser
türlerinin ayrıntıları üzerinde durulmayacaktır. Kanserler ve tedavileri
konusunda daha yaygın kanser türleri üzerinde yoğunla-şılarak söz
edilecektir. “Yararlı adresler” başlığını taşıyan bölümde (bk. s. 90)
listelenen diğer kaynaklardan çok daha özgül bilgiler alınabilir. Ayrıca
en önemli bilgi kaynağınız kendi doktorunuz, hemşireniz ve diğer sağlık
çalışanlarıdır.
Bu küçük kitapçığın temel amacı, kanserin özellikleri
konusunda bilinenlere, kanserli hastalar için neler yapılabileceğine ve
genel olarak uygulanan tedavi ve bakım hizmetlerine yönelik kısa bir
bilgi vermektir. Kanserle ilgili her şeyi inceleyen bilim dalına onkoloji
adı verildiğini belirtmekte yarar vardır; “onkos” sözcüğü Yunanca’da kütle
anlamına gelir.
İlerleyen bölümlerde, önceki bölümlerde yer alan bazı
kavram ve terimleri artık bildiğiniz varsayılacaktır. Bu nedenle kitabın
büyük bölümü sizin durumunuza uygunluk göstermese de, bir başlangıç olarak
kitabın en azından ilk üç bölümünü okumanız çok yararlı olabilir.
Bu kitap kanserli hastalar, aileleri, arkadaşları ve
konuyla ilgilenen diğer kişiler için yazılmıştır. Amacımız kolaylıkla
anlaşılan yararlı bilgiler sunarak yardımcı olmaktır.
Kanseri Önlemenin Çareleri
Var Mıdır?
En iyi metot yılda bir veya iki defa genel
sağlık kontrolü yaptırılmasıdır.Bu muayeneler arasında meydana gelebilecek
olağandışı herhangi bir belirti için de,vakit kaybetmeden doktorunuza
başvurun.Vücudun herhangi bir açıklığından beklenmedik bir kanamanın olması
muhakkak surette bir kanser belirtisi değilse bile,doktora görünmeyi
gerektirir.
Kanser Nasıl Yayılır?
Üç önemli yayılma yolu vardır.
a)Direkt şekilde büyüyerek etraftaki yapılara uzanır.
b)Lenf kanalları yoluyla uzakta bulunan organlara yayılır.
c)Kan akımı yoluyla uzakta bulunan organlara yayılır
Kanser Neden Meydana Gelir?
Kanser bir değil.Birçok sebebi olan bir
hastalıktır.Bazı kanserlerin;örneğin petrol ürünleri elleri muhafazasız
çalışan işçilerin ellerindeki deride gelişen deri kanserinin nedeni gayet
iyi bilinmektedir.Başka kanserlerin,yine tütün gibi kronik tahriş
maddelerinden ileri geldiği zannedilmektedir.Bazı kanserlerin de,doğuşta
mevcut olan ilkel hücrelerden geliştiği tahmin edilmektedir.Bunlar,sonraki
yıllarda birbirine,uyarım ve tahrikle azıtırlar.Günümüzde birçok
araştırmacı,birçok kanser türünün virüslerle ilgili olduğuna inanmaya
başlamışlardır |